Bd Dergisi -2020/09

  • Uploaded by: Kuzey Vargın
  • 0
  • 0
  • July 2021
  • PDF
Download

This article was submit by member and they agreed that they have the permission to submit it. If you own the copyright of this article and want to remove it from our site, please report to us by using this DMCA form. Report DMCA


Overview

Download & View Bd Dergisi -2020/09 as PDF for free.

More details

  • Words: 32,967
  • Pages: 164
  • Size: 75.2MB
BAfiKENT ÜN‹VERS‹TES‹ KÜLTÜR YAYINI 1 EYLÜL 2020

Baflkent Üniversitesi Ad›na Sahibi: Prof. Dr. Mehmet Haberal Anısal Yönetmen: Mete Akyol Yay›n Genel Yönetmeni: Ufuk Akyol Görsel Yönetmen ve Yay›n Genel Yönetmeni Yard›mc›s›: Turgut Keskin Sorumlu Yaz› ‹flleri Müdürü: Gülçin Orkut Akyol Teknik Yap›m Yönetmeni: Faruk Güney Yay›n Dan›flman›: Yaflar Öztürk Türk Dili Dan›flman›: Haydar Göfer E¤itim Dan›flman›: Dr. Fatma Ataman Düzeltme Sorumlusu: Nükhet Aliciko¤lu Abone Servisi: Hatice Taygan Baflkent Üniversitesi’nin bir kültür hizmeti olan Bütün Dünya 2000, Baflkent Üniversitesi kurulufllar›ndan Aküm Reklamc›l›k, Dan›flmanl›k ve Yay›nc›l›k Ajans› Sanayi ve Ticaret A.fi.’nin 1. Cadde No: 77, Bahçelievler, Ankara adresinde haz›rlanm›flt›r.

Seçiciler Kurulu: Prof. Dr. Nevzat Bilgin (An›sal Baflkan) Prof. Dr. Ahmet Mumcu Prof. Dr. Solmaz Do¤anca Prof. Dr. Sevil Öksüz Prof. Dr. Ender Varinlio¤lu, Prof. Dr. Okay Eroskay Prof. Dr. Fuat Çelebio¤lu, Prof. Dr. Sedefhan O¤uz, Prof. Dr. Levent Peflkircio¤lu, Kaya Karan, ‹lhan Banguo¤lu, Ahmet Aydede, Ertan Karasu, Manuel Bilos Sürekli Yazarlar: Yahya Aksoy, Yücel Aksoy, A. Erdem Akyüz, Sabriye Afl›r, Nuray Bartoschek, Kaya Boztepe, Dr. Cihangir Dumanlı, Barbaros Eneç, Haluk Erdemol, Konur Ertop, Gürbüz Evren, Metin Gören, Erhan Kanyılmaz, Nilay Karatosun, Filiz Lelo¤lu Oskay, Cengiz Önal, Cengiz Özak›nc›, Dr. Tekin Özertem, Yaflar Öztürk, Necdet Pamir, Zeki Sar›han, Sezin San Sungunay, ‹zlen fien Toker, Melek fiirin Tolga, Necef U¤urlu, Dr. Mehmet Uhri, Mehmet Ünver, Mustafa Y›ld›z, Berk Yüksel Yönetim Merkezi: 10. Sokak No: 45, Bahçelievler, Ankara Tel: (0312) 212 80 16 Faks: (0312) 212 31 33 ‹letiflim Adresi: Burhaniye Mah. Resmi Efendi Sk. No: 46 Altunizade, 34662 ‹stanbul Tel: (0216) 422 22 67 Abone Servisi: Tel: (0541) 725 74 11 [email protected] Bask›: Uniprint Bas›m Sanayi ve Ticaret A.fi. Had›mköy, ‹stanbul Cad. Ömerli Mah. No: 159 Arnavutköy, 34555 ‹stanbul Da¤›t›m: Turkuvaz Da¤›t›m Pazarlama Bas›m Tarihi: 25 / 08 / 2020 www.butundunya.com.tr • [email protected] 1

YIL: 22 SAYI: 267



3 Beğenmek ve Hayranlık Dr. Ufuk Akyol

5

Örnek Lider Kaya Boztepe

11 Atatürk ve Öngörü A. Erdem Akyüz 15 Yunus Nadi Bey’e Gereken Cevap Verilmiştir! Cengiz Önal 19 Hakimiyeti Milliye Yazıları 22 Amerikan Ulusal İstihbarat Konseyi 2020 Yeni Hilafet Tasarısı Cengiz Özakıncı 29 Hürriyet Koşumuz Metin Gören 31 General Trikopis’in Esir Alınması Dr. Cihangir Dumanlı 37 Dayakçı Kumandan Zeki Sarıhan 41 Üniversiteye Hazırlık Mete Akyol 43 Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Muazzez İlmiye Çığ 49 Doğu Akdeniz’deki Gelişmeler Necdet Pamir 56 Kadınımız Ömer Dedeoğlu 62 Şamanizm ve Adetlerimiz Gürbüz Evren 69 Arturo Ui... Dr. Tekin Özertem 74 Kurallarıyla Hollywood Necef Uğurlu 80 Ninniler Önemlidir Moris Levi 85 Akçaköy’den Duisburg’a Konur Ertop 2

91 Kemalettin Kamu Demir Aytaç 97 Şevket Beysanoğlu Yaşar Öztürk 101 Mehmet Ziya Gökalp 102 Yeni Toplumsal Hareketler Barbaros Eneç 109 Makinenin İçindeki İnsan Sabriye Aşır 112 Mohaç Savaşı Erhan Kanyılmaz 116 Weltenburg Geçidi İzlen Şen Toker 121 Taşra Yaşamını Sevmiştim Mehmet Ünver 126 İnsanlığını Yitiren İnsan Sabriye Aşır 127 Bir Varmış Bir Yokmuş! Yahya Aksoy 130 Yediğimiz Besinler Beynimizi Nasıl Etkiliyor? Zeynep Aburas 133 Zeytin Gibi Yaşlanmak Mehmet Uhri 137 Baküs Gizemleri Berk Yüksel 140 Plastik Yiyen Tırtıllar, Kirliliğe Çözüm Olabilir mi? Deniz Bener 143 Rüştü Onur Sabri Kemal 146 Sam Amca Yaşar Öztürk 147 Neler Olmuyor ki Dünyada Sezin San Sungunay

4 Beni Hatırlayınız 21 İlk Dersimiz Türkçe 36 Gözün Sözü 73 Bilginizi Denetleyin 151 Çözümler 152 Yarının Büyükleri 154 Bulmaca 156 Satranç 158 Bize Gönderilen Kitaplardan 160 Bir Fotograf Bin Sözcük

Metematik

BD EYLÜL 2020

Dr. Ufuk Akyol

Beğenmek ve Hayranlık

F

azla düşünmeden kullanıldıklarında bu iki kelimenin birisi diğerinin daha fazlası gibi algılanabiliyor. Gerçekte birbirinden tamamen farklı anlamları olan bu iki kavramın arasında bir hiyerarşi yok dahi. Matisse, Gaugin, Picasso veya Van Gogh'u beğenebilirsiniz, çok ama çok beğenebilirsiniz. Ancak Rembrand'a veya Da Vinci'ye hayran olabilirsiniz. Mozart'ı, Chopin'i, Jacques Brel'i, Sezen Aksu'yu çok ama çok beğenebilirsiniz ama Beethoven'a hayran olabilirsiniz. Bir insanı beğenebilirsiniz. Çok ama çok beğenebilirsiniz. Ancak insanoğluna hayran olabilirsiniz. Beğeni, kişiyi, beğendiği şeyin bir üstüne yerleştirir. Oysa hayranlık, kişiyi hayran olduğu şeyin önünde ezer, yok eder. Yaratılışın önündeki "hiçliğini", "yokluğunu" gösterir, hatırlatır, hissettirir. O yüzden beğenince neşe, mutluluk kaplar içimizi. Oysa gerçek hayranlık bambaşka bir boyuta taşır, gözyaşlarına boğulmanıza neden olur. • [email protected]

3

BD NİSAN 2016

ATAT Ü R K ’ Ü N B U G Ü N Ü D E AY D I N L ATA N Ö Z D E Y İ Ş L E R İ

Derleyen: GAZİ GÜDER

İnkılâbın temellerini her gün derinleştirmek, desteklemek lâzımdır. Birbirimizi aldatmayalım. Medenî dünya çok ilerdedir. Buna yetişmek, o medeniyet dairesine dahil olmak mecburiyetindeyiz. Bütün boş ve temelsiz sözleri ortadan kaldırmak lâzımdır. şapka giyelim mi, giymeyelim mi gibi sözler mânasızdır. şapka da giyeceğiz, Batı’nın her türlü medenî eserlerini de alacağız. Medenî olmayan insanlar, medenî olanların ayakları altında kalmaya maruzdurlar. (1925) Şimdiye kadar yaptığımız işlerde ve aldığımız kararlarda bizi aldatan ve millet aleyhine neticelenen hiçbir şeyimiz yoktur ve gösterilemez. Milletimizi en kısa yoldan medeniyetin nimetlerine kavuşturmaya, mesut ve refahlı kılmaya çalışacağız ve bunu yapmaya mecburuz. (1925) Biz, Batı medeniyetini bir taklitçilik yapalım diye almıyoruz. Onda iyi olarak gördüklerimizi, kendi bünyemize uygun bulduğumuz için, dünya medeniyet seviyesi içinde benimsiyoruz. Medeniyetin coşkun seli karşısında mukavemet boşunadır ve o, gafil ve itaatsizler hakkında çok amansızdır. Dağları delen, göklerde uçan, göze görünmeyen zerrelerden yıldızlara kadar herşeyi gören, aydınlatan, tetkik eden medeniyetin kudret ve yüksekliği karşısında Ortaçağ’a ait zihniyetle, iptidaî uydurma hikâyelerle yürümeye çalışan milletler mahvolmaya veya hiç olmazsa esir ve aşağı olmaya mahkûmdurlar. Halbuki Türkiye Cumhuriyeti halkı, yenileşen ve olgun bir kütle olarak ilelebet yaşamaya karar vermiş, esaret zincirlerini ise tarihte görülmemiş kahramanlıklarla parça parça etmiştir. (1925)

1

Gençliğin Dünyası

BD EYLÜL 2020

Kaya Boztepe

Örnek Lider B

Ressam: İbrahim Çallı (1935)

u ay sizlerle çok keyif aldığım bazı Atatürk anılarını paylaşmak istiyorum. İlkini, 1919 yılında Samsun’da telgraf memur yardımcısı olan Ahmet Remzi (Coşkuner) Bey anlatıyor. Trablusgarp’ta, Çanakkale’de, Büyük Taaruz’da, her zaman cephede ve en ön saflarda olan Mustafa Kemal Atatürk’ün kararlılığı, tehlikeleri öngörüşü ve hiç bir detayı atlamadan olaylara verdiği önemi gösteren güzel bir anı. “Askerlik görevimi yaparken eğitimim olması nedeniyle telgrafhanede görev verilmişti. 1918 yılı sonlarında Mondros Mütarekesi ile 1919 başlarında birliğimiz salıverildi. Fransız işgali altında olması sebebiyle memleketim Antakya’ya gidemedim. Arkadaşlarımın tavsiyesi üzerine Samsun’a gittim. » 5

BD EYLÜL 2020

Telgrafhaneye başvurarak maniple ‘Bu konu vatanın kurtuluşu ile denilen aleti ve Mors alfabesi bildi- ilgilidir. Muhakkak görüşeceğim. ğimi ve askerlik sırasında telgrafha- Bir elini makineye koy, diğerini ben nede çalıştığımı söyleyince, kadro tutacağım, yıldırım çarparsa seni de olmadığı halde ihtiyaç nedeniyle çarpar beni de!’ beni görevlendirdiler. Akşamları ‘Ama Paşam!’ kahvehanede toplandığımız ve ‘Ya ölürüz ya vatan kurtulur!’ umutsuzluk içinde vatanımızın elden Ceketinin cebindeki ipek mendili gittiğini düşündüğümüz 1919 Maçıkartıp maniplenin üstüne koydu. yıs’ında Mustafa Kemal Paşa’nın Benim için telleri devreye sokmakSamsun’a geldiğini duyduk. Halkın tan başka çare kalmamıştı. Elimi çoğunluğu ’Mustafa Kemal Paşa da bırakması için yaptığım ısrarlara diğer gelip gidenler gibi fes kapaldırmadı ve elimi bırakmadı. Önce maya gelmiş biridir’ görüşünde idi. Havza’yı aradım. Derhal cevap gelO zamanlar “fes kapma” deyimi, di. Nöbetçi memur Kemal Paşa’nın memleketi düşünmeden bir mevki adamlarının emir beklediklerini elde etmeye çalışmak anlamında söyledi. Paşa şifreli bir not verdi. kullanılıyordu. Samsun TelgrafhaYazdım. nesi'nde nöbetçi olduğum bir gece Gelen şifreli cevaba elimi bırakhava yağmurlu ve elektrik yüklü madan baktı, alelacele bir şeyler idi. O zamanlar paratoner sistemi yazdı. Onu da Havza’ya ilettim. olmadığı için telleri Sonra Amasya toprağa vermişile de şifreli bir götim. Kapı nöbetçisi “Bu konu vatanın rüşme yaptı. Sonra koşarak geldi ve elini sırtıma koydu kurtuluşu ile ’Paşa geliyor!’ dedi. ve ‘Oh, çok şükür Mustafa Kemal Paşa ilgilidir. Muhakkak vatan kurtuldu!’ ciddi ve güven veren dedi ve maiyeti ile görüşeceğim. Bir birlikte gitti. Birden bakışları ile çalışma odamıza girdi. aptallaşmıştım, ter elini makineye Ayağa kalktım. içinde kalmıştım. koy, diğerini ben Oturduğum yerden ’Buyurun Paşam!’ dedim. tutacağım, yıldırım uzun süre kalka‘Derhal Havza madım. Mustafa çarparsa seni de Kemal Paşa hayatını ve Amasya ile görüşmem gerekiyor!’ çarpar beni de!” ortaya koyuyordu. dedi. Fes kapmaya gelmiş ‘Hava elektrikli. birisi olamazdı. O Telleri toprağa verdik. Sizi görüştübir vatanperverdi. remem’ cevabını verdim. Sonra şu Atatürk’e olan hayranlığım böykonuşma geçti aramızda. le yağmurlu bir gecede başlamıştır.” 6

BD EYLÜL 2020

İ

kinci anı Ankara’dan. Savaşın en ateşli günlerinde “Eğitim Kurultayı” yaparak, "Cehaletle savaşmak düşmanla savaşmaktan daha kolay değil" diyen Sarı Paşa’nın, tarih olarak yine aynı zamanlarda başından geçmiş bir anısı. Ortam ne olursa olsun, düşünceli, zarif ve mütevazı halinden, asaletinden ödün vermeyen, her zaman “önce insan” diyen ibretlik bir anı. Meclis’ten çıkmış. Boğulmuş, nefeslenmek istiyor. “Çıkalım biraz Muzaffer” diyor. Galiçya’dan, Filistin’den beri Atatürk’ün yanından ayrılmayan, Samsun’a çıkan ekibin içinde de yer alan Bulancak, Giresunlu emektar yaveri Muzaffer Çelik “Emredersiniz Paşam” diyor ve beraberce çıkıyorlar. Meclis’ten yukarı, Samanpazarı’na doğru yürürlerken Paşa, bir kitapçının kepenklerinde çok değerli olduğu anlaşılan bir halı görüyor. Hemen giriyor içeri, “Kimin bu halı, nereden geldi?” diye soruyor. Kitapçı Sarı Paşa’yı görünce biraz kem küm ediyor, eziliyor, büzülüyor ama sadece bir tanıdığının 40 liraya satılması için bıraktığını, ancak sahibinin isminin bilinmesinin isteme-

Meclis’ten yukarı, Samanpazarı’na doğru yürürlerken Paşa, bir kitapçının kepenklerinde çok değerli olduğu anlaşılan bir halı görüyor. diğini söylüyor. Sarı Paşa bırakır mı hiç! “Hayır,” diyor, “söyleyiniz.” Israr ediyor. Bu ısrar karşısında kitapçı boynunu büküp, “Abdülhalim Çelebi Hazretleri’nin, Paşam.” diyor. “Yaa!” diyor Sarı Paşa düşünceli. Abdülhalim Efendi, Mevlana sülalesinden gelmiş, kapısı herkese daima açık, cömert, gayet güzel konuşan, Mevlevi kalpağı ile gezen, akıllı, sevimli hoş sohbet, özü sözü doğru Konya mebusluğu yapan bir kişi. Paşa kendisini yakından tanıyor. “Sarın halıyı.” diyor. “Halıyı biz alıyoruz. Fakat halıyı Abdülhalim Efendi’nin evine yollayınız, biz oradan aldırır ve akşamüzeri de kendilerine bir kahve içmek için geleceğimizi söyleyiniz.” diyor. 7

BD EYLÜL 2020

Kitapçı şaşkın, olayı anlayamamış ancak “Başüstüne Paşam.” diyor. Akşam Abdülhalim Efendi’nin evine gidiyorlar. Paşa önde yaveri arkada eve girince görüyorlar ki halı, kapının arkasında paketli olarak duruyor. Abdülhalim Efendi misafirlerini karşılayıp buyur ediyor, oturur oturmaz “Paşam halıyı almışsınız, fakat halı evime geri geldi. Müsaade ederseniz, arabanıza koyduralım.” der. Sarı Paşa cevap verir: “Abdülhalim Efendi, halı yine bizim. Biz arada sırada sana kahve içmeye geldikçe onun üzerinde kahvemizi içeriz, açın paketi halıyı serelim!” Kahveler içilir ve sohbetler edilir. Giderken Abdülhalim Efendi yine kapıya kadar uğurlayarak, “Paşam,” dedi, “eğer müsaadeniz olursa halıyı...” derken Atatürk sözünü keser, çakmak gözleri buğulu gülümseyerek gözlerinin içine bakar ve “Abdülhalim Efendi, onu sana emaneten bırakıyoruz. Her gelmemizde onu burada görmek ve üzerin-

S

on hikayemiz Atatürk’ün ömrüne mal olmuş, Kerkük, Musul ve Hatay ile ilgili. 8

de oturmak isteriz.” Zor durumda kaldığı halde kapısı her zaman ihtiyaç sahiplerine açık olan Abdülhalim Çelebi Efendi’nin gönlünü kırmadan, kimselere belli etmeden yaptığı bu zarif hareket kadar, Abdülhalim Çelebi Efendi’nin daha sonra ne yaptığı da çok önemlidir. Sonrasını Prof. Dr. Yurdakul Yurdakul anlatıyor: “Bir bayram günü babamla, Eski Eserleri Koruma Derneği’nde birlikte çalıştığı Prof. Dr. Ferudun Nafiz Uzluk’u evinde ziyarete gittik. Nafiz Bey Mevlevi sülalesinden olup, Abdülhalim Efendi’nin de yeğeni oluyordu. Benim de Tıp Fakültesi’nden hocamdı. Konuşma sırasında babam bu olayı anlattı. Ferudun Nafiz Hoca çok duygulandı. Gözleri dolu dolu oldu ve ‘Evet, evet biliyorum, biliyorum. Abdülhalim Efendi o halıyı Konya Mevlana Müzesi kurulunca oraya armağan etmiştir. O şimdi oradadır.’ ” dedi. Ne güzel insanlarmış!

Önce Hatay işini çözüm yoluna koymuşken, sömürgeci takımın yeni ayak oyunları ile, Fransa verdiği

BD EYLÜL 2020

sözleri tutmayarak, güçlük çıkarmaya başlamıştı. İşte bu haber kendisine İstanbul’da Dolmabahçe Sarayı’nda tam başka bir sıkıntıyı halledip kahvesini yudumlamak üzereyken gelmişti. Gelen mesajı okudu. Sonra bir kez daha okudu, yavaşça.

Yaver ve hizmetliler şaşkındı. Gelen haberle beraber Atatürk’ün ne yapacağını merak ederlerken, bu yemek ve Park Otel de nereden çıkmıştı? Kahvesinden bir yudum aldıktan sonra yaverine seslendi. “Çocuk, bize bu akşam Park Oteli’nde bir sofra hazırlatınız.” dedi. Yaver ve hizmetliler şaşkındı. Gelen haberle beraber Atatürk’ün ne yapacağını merak ederlerken, bu yemek ve Park Otel de nereden çıkmıştı? Yaver tam selam verip dışarı çıkacakken “Çocuk!” diye seslendi yine. “Bu mesajı sanki bana hiç vermemişsin gibi akşam yemek sırasında sana işaret edince getirip bana vereceksin, anladın mı. Sanki daha önce hiç görmemişsin gibi!”

Yaver tamamen şaşkın ve endişe dolu gözlerle bakarak “Emredersiniz.” dedi. Akşam otele son derece zarif ve şık kıyafetiyle geldi. Kendinden son derece emin ve mütevazı bir tarzla etrafı selamlayarak sofraya oturdu. Yemek faslı henüz başlamıştı ki o çakmak gözlerle yakarcasına şöyle bir baktı yavere ve yemeğine devam etti. Yaver işareti almıştı. Koşar gibi heyecanla Atatürk’ün yanına geldi, tıpkı sabah yaptığı gibi. “Paşam, şimdi geldi, önemli.” dedi. Atatürk sakince pusulayı aldı, okumaya başladı. Okudukça sinirlendiği her halinden belli oluyordu. Elini sert bir şekilde masaya vurdu ve herkesin duyabileceği bir şekilde “Sanırım dostlarımız bizim neleri göze aldığımızı anlayamamışlar!” dedi. Sonra öfkeyle yaverine döndü, “Derhal yola çıkıyoruz.” dedi. “Adana’ya gidiyoruz. Bize bir tren hazırlamaları için lazım gelenlere hemen telefonla söyleyiniz.” Devam etti. “Başvekili arayıp Ankara’ya haber veriniz, Mareşal Fevzi Çakmak’la İsmet İnönü Eskişehir’de bize katılsınlar!” İsmet İnönü o sırada Başbakan değildi. Ertesi sabah trenle yola çıktı. Ankara’dan gelenler Eskişehir’de kendileri için hazırlanan kompartımana girdiler. Bir telaş havası da vardı, Yıllarca süren savaşlardan 9

BD EYLÜL 2020

beni uykudan uyandırdı. Aman Atatürk’e yazınız, Hitler’le başımız dertte, Fransa’ya ihtiyacımız var, yolculuğun durdurulmasını rica ediniz, söz veriyorum, ben Fransa’ya vaat ettiklerimi yaptıracağım” diyordu. Atatürk, “İstenilen olmuştur, dönelim.” dedi.. Sonra yanındakilere döndü ve gülümseyerek “Gördünüz mü?” dedi, “Park Otel’deki casuslar ne kadar da işe yarıyor, “Gördünüz mü? Park söylediğimin hemen yeriOtel’deki casuslar ne kadar da ne yetiştirileceğinden hiç yoktu!” işe yarıyor, söylediğimin hemen şüphem Atatürk her zaman ve yerine yetiştirileceğinden hiç her yerde Türk milletinin onurunu en yüce şekilde şüphem yoktu!” temsil etmiştir. Tam bağımsızlık sevdasından hiç bir zaman yeni çıkmış, daha yeni nefeslenebilmişti genç Cumhuriyet. Şimdi ne vazgeçmemiş, kanla sulanmış bu toprakları kimseye peşkeş çekmeolacaktı, acaba Fransa ile harbe mi miştir. Boğaz boğaza çarpıştığımız girecektik? düşmanlarla bile son derece güzel Atatürk ise gayet sakin görünüdostluklar edinmiş, dostluk çerçeveyordu, “Telaş etmeyin.” dedi. sinde savunma ve işbirliği antlaşma7 Ocak 1937’de, Konya yolunları yapmıştır. da, Londra Büyükelçimiz Fethi Nezaketini, zafaretini hiç bozOkyar’dan acele bir şifre geldiğini haber verdiler. Büyükelçi, aşağı yu- madan... • [email protected] karı, “İngiliz Dışişleri Bakanı Eden "Memleketimizin zulmen uğradığı tahribatı imar ve senelerden beri türlü türlü engeller altında baskı uygulanan ekonomi hayatımızın meşru gelişimini temin ve fen ve irfan içinde çalışkan bir hayata kavuşturmak barış şartlarımızdır." M. Kemal Atatürk 24.10.1922, United Press muhabiri ile demeç. 10

Bilmek Gerek

BD EYLÜL 2020

A. Erdem Akyüz

ATATÜRK VE ÖNGÖRÜ

Ö

ngörü; sözlük anlamı ile “ileriyi ve sonucu önceden görebilme, bir işin nasıl yol alacağını hangi sonuca nasıl, ne zaman ve hangi yöntemlerle ulaşılabileceğini önceden anlayabilme” yetisidir. Öngörü, bir tahmin değildir, bilimsel ve akılcı bir yöntemdir. Öngörünün temeli; eğitim, tarafsızlık, deneyim, soğukkanlılık, doğru ve akılcı değerlendirme gibi unsurlardır. » 11

BD EYLÜL 2020

Öngörü; yalnızca geleceği önceden görmek için değil, geleceği şekillendirmek için de gereklidir. Öngörüsü kuvvetli ve yetenekli olan kişi; geleceği önceden görebildiği, tahmin edebildiği gibi ve hatta tahmin etmekten öte, geleceği şekillendirebilir.

A

tatürk’ün geleceği görme ve şekillendirme konusundaki “Güçlükler karşısında şu sözleri hiç bir zayılmamak gerek… Ben, man unutulmayacak değerdedir: bir işte nasıl başarılı olacağımı “Güçlükler karşıdüşünmem; o işe neler engel olur, sında yılmamak gerek… diye düşünürüm. Engelleri kaldırdım Ben, bir işte nasıl başarılı olacağımı düşünmı, iş kendi kendine yürür...” mem; o işe neler engel olur, diye düşünürüm. Engelleri kaldırdım mı, iş kendi ken- olduğu yolunda sayısız örnekler vardır. dine yürür… Herhangi bir zorluk Milli Mücadele saflarına kaönünde kaldığım zaman benim yaptılmak için bulunduğu görevden tığım iş şudur: ayrılan Mazhar Müfit Kansu 13 Durumu iyice belirlemek, sonHaziran’da Erzurum’a gelir. 3 Temra bu durum karşısında alınacak muz 1919’da Erzurum’a ulaşan önlemlerin ne olduğuna karar Mustafa Kemal Paşa’yı karşılayan vermek. Bu kararı bir kere verdikheyet içinde bulunan Kansu, onunla ten sonra artık acaba yapayım mı, ilk kez burada tanışmış ancak kısa yapmayayım mı, diye kararsızlık göstermemek, duraksamadan kararı sürede aralarında iyi bir dostluk ilişuygulamak ve başaracağıma inana- kisi kurulmuştur. Mustafa Kemal ile birlikte olrak uygulamak!.” (1,2) duğu zamanlarda olaylarla ilgili Mustafa Kemal Atatürk’ün bir özel notlar tutan Kansu’nun “Erzuçok üstün vasıflarının yanında, önrum’dan Ölümüne Kadar Atatürk'le görüsünün, yani geleceği görme ve şekillendirme yetisinin de çok güçlü Beraber” adıyla 4 Mart 1948’de Son 12

BD EYLÜL 2020

Telgraf gazetesinde yayımladığı ve Kansu, Gazi Paşa ile zaman 1966'da Türk Tarih Kurumu tarafın- zaman senli benli konuşurdu. Paşa; dan iki cilt olarak basılan kitabında, “Neden duraksadın?” dedi. “Darılkonumuz ile ilgili şu anısı da yer ma ama paşam, sizin hayal peşinde almaktadır. (3) koşan taraflarınız var.” diye cevapErzurum Kongresi’nin yapıldığı ladı Kansu. Atatürk güldü… günlerde, bir sohbet anında Mustafa “Bunu zaman gösterir, sen yaz.” Kemal sorar: “Mazhar, not defterin dedi. “Dört; Latin harflerini kabul yanında mı?” etmek.” “Hayır paşam.” “Paşam yeter, yeter...” dedi Maz“Zahmet olacak ama bir merdihar Bey. Biraz da hayal ile uğraşveni inip çıkacaksın. Al gel.” maktan bıkmış bir insanın davranışı Mazhar Müfit Kansu’nun aşağı- ile, “Cumhuriyet ilanını başarmış ya gidip elinde not defteriyle geldiolalım da üst tarafı yeter” dedi… ğini gören Paşa; “Ama bu defterin, bu yaprağını kimseye efterimi kapattım. göstermeyeceksin. So“Paşam sabah olnuna kadar gizli kaladu. Siz oturmaya devam cak. Bir ben, bir sen, edeceksiniz, hoşçakabir de Kalem Mahsus lın.” dedim. Yanından Müdürü Süreyya bileayrıldım. Gerçekten gün ceksiniz, şartım bu.” ağarmıştı. Daha sonraPaşanın şartı kaları; “O anda olayların bul edilir ve Mustafa beni nasıl aldattığını ve Kemal “Öyleyse tarih Mustafa Kemal’i doğrukoy”der. ladığını anladım” diyen “28 Temmuz, 1919 Mazhar Müfit Kansu; Mazhar Müfit Kansu Sabaha karşı.” Atatürk’ün geleceği “Pekâlâ, yaz” diyerek devam görme ve şekillendirme yetisindeki eder. “Zaferden sonra hükümet bikuvveti ortaya koymuştur. çimi Cumhuriyet olacaktır… Bu bir. Atatürk’ün bu sözleri söylediği İki; padişah ve haneden hakkında ve tarihe not düştüğü günlerde, Türzamanı gelince gereken işlem yakiye’nin içinde bulunduğu koşulları pılacaktır. Üç; fes kalkacak, uygar unutmamak gerekir. İşgal altında milletler gibi şapka giyilecektir.” bulunan, üretim tesisleri, silah ve Bu anda kalem, Kansu’nun cephanesi olmayan, az sayıdaki elinden düşer. Mustafa Kemal’in nüfusunun büyük kısmı yoksulluk yüzüne bakar. O da onun yüzüne içinde olan ve daha sonra hakkında bakıyordu. Bu, gözlerin bir baidam kararı verilen bir kişinin gelekışta birbirlerine çok şey anlatan ceğe yönelik sözleridir, bu sözler. konuşmasıydı. Aradan yıllar geçmiştir.

D

13

BD EYLÜL 2020

Tarih 28 Ekim 1923. Atatürk birkaç arkadaşını Çankaya'ya davet ediyor. Akşam yemeğinde tarihi kararını açıklıyor: “Yarın, cumhuriyeti ilan edeceğiz.” Ve... 29 Ekim 1923 Pazartesi günü toplanan TBMM, saat 18.45’te verilen Anayasa kanun teklifini görüşmeye başlar. Atatürk’ün Görüşmeler sonunda kabul edilen Anayasayı milletsayılamayacak kadar vekilleri ayağa kalkarak üstün yetenekleri yanında üç kez “Yaşasın Cumhuriyet!” sözleriyle alkışlarlar. öngörüsünün yani geleceği Bu coşkunun yaşandığı görme ve şekillendirme anda saatler 20.30’u bilincinin en üst düzeyde göstermektedir. Olayın devamını Mazolduğunu unutmamak gerekir. har Müfit Kansu’nun anılarından izleyelim: maddedeyiz? Notlarına bakıyor “Aradan yıllar geçmişti… Çanmusun?’ ” kaya’da akşam yemeklerinde, MusAtatürk’ün sayılamayacak tafa Kemal bana birkaç defa: kadar üstün yetenekleri yanında ‘Bu Mazhar Müfit yok mu, kenöngörüsünün yani geleceği görme disine Erzurum’da şapka giyilecek, ve şekillendirme bilincinin en üst Latin harfleri kabul edilecek dedidüzeyde olduğunu unutmamak ğim ve bunları not etmesini söylegerekir. Her yaştan Türk gençleri diğim zaman, defterini koltuğunun olarak bizler de, onun ifadesi ile altına almış ve bana hayal peşinde “güçlükler karşısında yılmadan” koştuğumu söylemişti’ demekle kalAtatürk ilke ve devrimleri ile Cummadı, bir gün önemli bir ders daha huriyete yönelik tehdit ve tehlikeleri verdi. Şapka Devrimi'ni açıklamış görerek, gereken önlemleri almakla olarak Kastamonu’ndan dönüyordu. yükümlüyüz.• Ankara’ya geldiği zaman otomobille [email protected] eski Meclis binası önünden geçiyorNotlar: 1-Afet İnan, M.K.Atatürk’ten, s.11 2-Hasan du. Ben de kapı önünde bulunuyorRıza Soyak, Yakınlarından Hatıralar, 1955, s. 10 dum. Beni yanına çağırdı ve şöyle 3-Mazhar Müfit Kansu Anıları, “Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber” dedi: ‘Azizim Mazhar Bey, kaçıncı 14

Atatürk’ün Dünyası

BD EYLÜL 2020

Cengiz Önal

NUTUK

Mustafa Kemal Atatürk'ten

(15-20 Ekim 1927)

26

Yunus Nadi Bey’e Gereken Cevap Verilmiştir! Efendiler! Yunus Nadi Bey, konu hakkında görüşlerimi beklediğini söylediği için ben de şu yanıtı verdim: “Sivas, 6 Ekim 1919 Yunus Nadi Beyefendi’ye, Heyeti Temsiliye’ce Sadrazam Paşa Hazretleri’ne yapılan temelli ve ikinci derecedeki önerilerle kendisinin Kurulumuza verdiği yanıtı, özellikle bu yanıtın son bölümlerini gördünüz mü? Söylediklerinizden ve düşüncelerinizden bu yazıları görmemiş olduğunuz ve önerilerimizin niteliğini ve içtenliğini gereği

gibi ve yeterince anlamamış kişilerce size anlatılmış olduğu sonucuna varıyoruz. Bundan dolayı esas üzerinde burada tartışmanın güç olduğunu görüyoruz. Yalnız, kişisel olan yüksek düşüncelerinizdeki bazı noktaları aydınlatmak amacıyla, aşağıda, sırayla açıklamalar yapılmıştır: Yeni hükümet ile ulusal örgütlerimiz arasında uyum sağlanmasının gecikmeyeceğine biz de inanmaktaydık. Bunun gecikmesi nedenini bizde değil, yeni hükümetin dört günden beri göstermekte olduğu 15

BD EYLÜL 2020

kararsız davranışta aramak gerekir. Yeni hükümet ile aramızda anlaşmazlık olduğunu da, yeni hükümet bize bildirmemiştir. Yeni hükümette bırakılan eski nazırların namuslarından kuşkuya düşmemekle birlikte, eski hükümetin ağır suç sayılacak işlerine bilerek ya da bilmeyerek katılmış oldukları, göz önünde tutulacak önemli bir noktadır. Abuk Paşa’nın, hükümetin düşürülmesinde oynamış olduğu rolü bilmiyoruz, Biz, sonuç sağlayan gücü pekiyi biliriz.

kalamaz. Abuk Paşa’yı bilmiyoruz. Fakat Cemal Paşa’dan, ulusal örgütlerimizin delegesi olmaktan başka bir şey beklemeyiz.

B

izim amacımız, bu hükümeti, sizin düşündüğünüz gibi, geçiş dönemi hükümeti saymak değildir. Tersine, ulusun kaderini karara bağlayacak ve barışı yapacak en önemli bir hükümet olabilmesini dileriz. Ulusumuzun yararı ile ilgili konularda yabancıların bizce hiç önemi yoktur. Biz gidişimizi yabancıların dedikodusuna uydurmak güçsüzlüğünü kötü görenlerdeniz. İç ve dış durumu bütün açıklığı ile biliyoruz. Attığımız adım, rastgele değil, derin düşüncelere, sağlam temellere ve bütün ulusun düzenli örgütlere bağlı gerçek gücüne, dayancına ve iradesine dayanmaktadır. Ulus, egemenliğini, bütün anlamıyla, dünyaya tanıtmaya kesin karar vermiştir. Bunun için de, her yerde her türlü önlem alınmıştır. Bugünkü hükümetin, ulusal istek ve dilekleri iyi karşılamasını ve sonuçlandırmak için çalışmasını isteriz. Çünkü başka türlü iş başında 16

Cemal Paşa

(Şunu açıklamalıyım ki Cemal Paşa bizim delegemiz değildi ve böyle bir durum ve görevin kendisine verilmesine bildiğiniz tutumundan dolayı, yer de yoktu. Ancak, Yunus Nadi Bey’in telgrafında: -Cemal Paşa’nın delege gibi kabul edilmesinde duraksamaya yer yoktur- denilmiş olmasından, Cemal Paşa’nın bunu istediği kanısına varılmış ve bir olup-bitti halinde delegelik verilmiştir.) Bu bakımdan, nazır olur olmaz kendilerinin herkesten önce ve aracısız olarak bizimle ilişki kurup gerçek durumu anlayacağını ve ona göre hükümetle ulusal örgütlerin görüşlerini birleştirmeye girişeceğini umuyorduk. Oysa böyle bir ilişki kurmaktan çekindiği görülüyor.

BD EYLÜL 2020

Bizim, yeni hükümete karşı yaptığımız öneriler ve hükümetten isteklerimiz, kişisel ve temelsiz olmayıp iller ve bağımsız sancaklarla bunlara bağlı yerlerin ve beş kolordu komutanının ve ulusal örgütlerden yana olan yüksek memurların Heyeti Temsiliyemize bildirdikleri önerilerden, Heyeti Temsiliyemizce, hükümeti elden geldiğince güç duruma sokmamak yönü de dikkate alınarak, çıkarılmış özetin özetidir. Bu önerilerde ve isteklerde düşündüğünüz ve anlattığınız sakıncalar da yoktur. Hükümet, Heyeti Temsiliyemizle, güvenilir ve gerçek ilişkiler kurar ve görüşmelerde bulunursa, ileri sürülmüş olan isteklerin ve önerilerin hükümetçe uygulanabilecek şekil ve zamanını belli etmek için hiçbir engel yoktur. Yalnız, Sadrazam Paşa’nın, Heyeti Temsiliyemize 4 Ekim 1919’da, telgrafımıza karşılık olarak gönderdiği telgrafındaki son bölümler dikkat çekicidir. Eğer, yasal ve ulusal örgütlerimizi ve bunların başında bulunanları, yasa dışı sayma anlayışı sürdürülecekse, hiçbir uzlaşma yolu bulunamayacağı kuşku

götürmez. Bugün yayınlanacağını bildirdiğiniz bildiride, ulusal örgütümüz ve ulusal eylemimiz üzerine, her ne sebep ve yolla olursa olsun, eleştirici bir dil kullanılırsa ve bu görünürde birkaç sözcükle yapılsa bile, bizce hemen her türlü uzlaşma olanağı kapanmış sayılacaktır. Aslında İstanbul Hükümeti, Heyeti Temsiliye ile tam olarak anlaşmadıkça, bildirisi hiçbir merkezce alınmayacaktır; belki İstanbul ile sınırlı kalır. Heyeti Temsiliyemiz, bütün illerle bağımsız sancaklardan ulusun genel oyu ile seçilmiş temsilcilerin Erzurum ve Sivas'ta genel kurul halinde toplanarak ayrılmış ve seçilmiş oldukları yasal ulusal bir kuruldur. Temsil yeteneği ve gücü de yaptığı işlerle belirmiştir. Meclis-i Mebusan toplanarak denetleme işine başlayacağı güne değin Heyeti Temsiliye’nin, ulusun ve ülkenin alınyazısıyla ilgilenmesi zorunludur. Hükümetin, kurulumuzla yürekten ilişki kurması ve görüşmesi, elbette kendi yerini sağlamlaştıracak ve gücünü artıracaktır. Ayrı ayrı yönlerde yürünürse, yurt ve ulusun

Heyeti Temsiliyemiz, bütün illerle bağımsız sancaklardan ulusun genel oyu ile seçilmiş temsilcilerin Erzurum ve Sivas'ta genel kurul halinde toplanarak ayrılmış ve seçilmiş oldukları yasal ulusal bir kuruldur.

17

BD EYLÜL 2020

yararları için birtakım sakıncalar doğacağı kuşku götürmez.” Yapılan Konuşmadan Yunus Nadi Bey Etkilenmiştir! “Biz bugünkü hükümette bulunan ve özellikle varlıklarının yurt ve ulus için yararlı olacağına inandığımız bazı kişilerin, daha önce olduğu gibi, yeni biçim hükümet manevralarıyla, birer birer hükümetten çıkarılmalarını görmek istemeyiz. Sivas'ta kurulmuş bulunan Heyeti Temsiliye, hükümetle doğrudan doğruya, candan ve yürekten ilişki kurmaya hazırdır. Bu görevi, başkalarına vermek yetkisi yoktur. Hükümetle tam uzlaşmaya varılırsa, görüşmenin kolaylaştırılması ve sağlanması için başka yollar da düşünülebilir. Kısacası, bu karmakarışık durumun tez elden ortadan kaldırılması, her şeyden önce hükümetin; kendisine sunduğumuz ve önerdiğimiz yolda bir bildirisinin, yapmacık sözcüklerle değil, inandırıcı bir dille yayınlanmasına ve başka önerilerin iyi karşılanıp yerine getirileceği konusunda Sadrazamlığın sunularımıza doğrudan doğruya yanıt vermesiyle olanaklıdır. Yoksa şimdi bile Refik Halit Bey, telgraflarımızı ve bildirileri18

mizi kontrol etmekte, çalmakta ve dağıtımını durdurmakta iken hükümetin içtenliğinden söz edilmesi bize pek garip geliyor.

H

ükümet, bu kararsız durumunu birkaç gün daha sürdürecek olursa, ulusun gözünde daha yerleşmemiş olan güven ve inanı büsbütün ortadan kaldırmaya yol açacaktır. Her yandan aldığımız telgraflarda, yeni hükümetin güvenilir olup-olmadığı üzerine sorular sorulmaktadır. Saygılarımı sunarım kardeşim. Yunus Nadi Bey Mustafa Kemal”

Efendiler! Yunus Nadi Bey, verdiğim bilgilerden ve yaptığım açıklamalardan gerçek durumu anladı. Bizimle yazışmayı sürdürmeye gerek görmedi. Tersine, yeni hükümeti ve özellikle Cemal Paşa’yı uyarmaya çalışmış. Gerçekten, açıklayacağım üzere, görünüşte olsun bir uzlaşma durumu ve görünüşü belirdi. Bu koşullar altında 6 Ekim 1919 günü de geçti. Biz alınmış olan önlemlerin önemle ve özenle yürütülmesi gereğini genelge ile bütün yurda duyurduk. • [email protected] (Gelecek Ay: Cemal Paşa Ulusal İrade’ye Aykırı Davranışlardan Kaçınılacağına Söz Veriyor!)

BD EYLÜL 2020

Cumhurbaşkanı

D

evlet yönetiminde, devlet adamlarının görüş ve anlayışlarında açıklık ve bilgi nasıl olur? Mustafa Kemal yeni konuşmasıyla millete bunun yeni bir örneğini verdi. Ülkenin gelişmesi ve yükselmesiyle ilgilenen bir devlet başkanı, durumu ancak bu şekilde çözümler, yorumlar: Genel yönetimde görülen iyilikleri de saymak, uyumsuzlukları da göstermek… Cumhurbaşkanı hiçbir nüfuz ve saldırının etkisinde bırakmaksızın vatandaşın yaşayışını sağlamayı, iç siyasetimize bir temel olarak alıyor ve bu temelin hükümet tarafından dikkatle izlendiğini söylüyor: “Adalet Sistemimizin doğruyu ve uzağı görebilme yeteneği ve adaleti uygulamak için gösterdiği dikkat, ulusun huzur ve düzenini korumak için yeterli ve koruyacak güçtedir…” Vatandaşların yüreğine güven verecek husus, devleti yönetenlerin

bu çağdaş anlayışlarıdır. Türk ulusunun bedeni sağlığına önem verdiği kadar, onun manevi sağlığına ve ilmine değer veren Büyük Gazi, Meclis’in en büyük eseri olduğunu söylediği Türk harflerine, bu yeni devrimin halk tarafından nasıl bir heyecanla karşılandığına değindikten sonra; “Millet Mektepleri’nin daha fazla bir çaba ve şevk ile devamı gereklidir...” sözleriyle konunun önemini bir kez daha vurgulamıştır. Hangi vatandaş, Gazi’sinin açtığı bu aydınlık yoldan daha yüksek bir istekle yürümek istemez? “Cumhuriyet’in Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri, her hususta değerli takdir ve güveninize layıktır…” Bunu tam ve kesin bir kanaatle söylediği konusunda Yüksek Meclis’e güven veren Cumhurbaşkanı’nın bu sözlerindeki güç ve değeri, onun bu alandaki değer ve yetkisini bilenler daha iyi takdir ederler. Büyük Millet Meclisi, Gazi Başkumandanı’nın bu teminatını, pek

Hangi vatandaş, Gazi’sinin açtığı bu aydınlık yoldan daha yüksek bir istekle yürümek istemez?

19

BD EYLÜL 2020

yerinde olarak, sürekli ve heyecanlı alkışlarla karşıladı. Dış siyasetimizin dayandığı barış ve uzlaşma düşüncesi, savunma gücümüzü ulusal hukuk ve sınırlarımızı savunabilecek bir güçte bulundurmak koşuluyla yürüyebilir. Çünkü her çeşit uluslararası teşkilata ve siyasi teminata karşın zamanımızın kabul edilebilir gerçeği sadece budur!

Ü

lkenin ekonomik yapısına da değinen Cumhurbaşkanı, her çeşit tarımsal örgüte önem vermeyi, bu çerçevede tarımsal kooperatifleri ülkenin her tarafına yaygınlaştırıp kurmayı, hele bundan sekiz yıl önce, “gerçek efendimizdir” dediği çalışkan Türk köylüsüne ihtiyaç duyduğu toprağı sağlamayı pek gerekli görüyor ve Meclis’in bu dönemde uğraşacağı ekonomiyle ilgili yasaların önemi üzerine dikkat çekiyor. Bayındırlık ve maliye siyasetimizin dayandığı esasları, bugüne kadar aldığımız sonuçları, malî ödemelerimizdeki ciddiyet ve düzeni bundan böyle de izleyeceğimizi, ana hatları yüksek bir görüşle anlatan Gazi, konuşmasının sonunda, Büyük Meclis’e ve aziz arkadaşlarına

başarılar temenni ediyor. Kuşku duymuyoruz ki, Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarıyla Millet Meclisi’nin söz konusu sorunları hakkındaki temennileri arasında tam bir uyum vardır. Bunu, dün Meclis’te hâkim olan havada ve yüzlerde beliren güven ve neşede sezmek olasıydı… Dünyanın, hakkını teslim ettiği gerçeklerden biri de şudur: Bir ülkede devlet başkanı ile hükümet ve ulusun temsilcileri olan milletvekilleri arasında tam bir uyum ve karşılıklı güven olursa; böylesi bir yönetim anlayışı en zor işleri bile kolaylıkla başarabilir. Bunun örneğini, dışarıda olduğu kadar kendi ulusal yaşam ve tarihimizde de görüyoruz. Bunun için, Türk vatandaşı yüreği güven duygularıyla dolu olduğu durumda, devrimlerin kendisine çizdiği kişisel ve sosyal görev yolunda huzur ve neşe içinde yürüyebilir. Böyle bir manzaranın uluslararası siyasette Türkiye’nin yerinin ne denli yükseltebileceğini ise açıklamaya gerek görmüyoruz… •

Dış siyasetimizin dayandığı barış ve uzlaşma düşüncesi, savunma gücümüzü ulusal hukuk ve sınırlarımızı savunabilecek bir güçte bulundurmak koşuluyla yürüyebilir.

20

Hâkimiyeti Milliye Gazetesi 2 Kasım 1929

Haz›rlayan: Y‹⁄‹T EREN GÜNEY

‹lk Dersimiz: Türkçe Bu ay köflemizi dilimizde yer etmifl yabanc› sözcüklerin karfl›l›klar›na ay›rd›k. Bilginizi s›nay›n. 1 Rambursman (Fr.)

a-Ödeme b-‹¤ne vurma c-Para destekçisi d-‹thal izni 2 Kripto (Fr.)

a-Gizemli b-Hofl kokulu c-Hatal› yürüme d-Sakl› yaz› 3 Protez (Fr.)

a-Takyapç› b-Takma c-Kümelenme d-Nitelikli 4 Asparagas (‹sp.)

a-fiiflirme haber b-Küt inici c-Seslendirilicilik d-‹z düflümü

6 Statüko (Fr.)

7 Figürasyon (Fr.)

a-Yeralt› sanat› b-Yelpaze c-Genelge d-Oyma bask› 12 Optimal (Fr.)

a-Yetkinlik b-Biçimleme c-Göz kalemi d-E¤lence evi

a-Sabit fikir b-Parçal› sistem c-En uygun d-Öndelik

8 Garnitür (Fr.)

13 Popülasyon (Fr.)

a-Kar›flt›r›c› b-Bezenti c-Ön yemek d-Peynirli kek 9 Bandrol (Fr.)

a-Varl›k kart› b-Nüfus c-Resimleyici d-Uzunluk 14 Rezonans (Fr.)

a-Yans›t›c› b-Bilgi çarp›tma c-Telif hakk› d-Denetim pulu

5 Korelasyon (Fr.) 10 Ribaunt (‹ng.)

a-‹lk örnek b-Yeni dalga c-‹lgileflim d-Yer hizmetleri

11 Sirküler (Fr.)

a-Mevcut durum b-fiirketler birli¤i c-Tarafs›z d-Yozlaflt›rmak

a-Tavsiye mektubu b-Uzun koflucu c-Para iflleri d-T›nlafl›m 15 Almanak (Fr.)

a-Dönen top b-Kurgucu c-Bo¤umlama d-T›pk›çekim (Fr.) Frans›zca, (‹ng.) ‹ngilizce, (‹sp.) ‹spanyolca

a-Y›ll›k b-Vuruk bilimi c-Tüylü top d-Vas›fl›l›k Yan›tlar: 151. sayfada

BD EYLÜL 2020

Otopsi

Cengiz Özakıncı

Amerikan Ulusal İstihbarat Konseyi

2020 Yeni Hilafet Tasarısı 22

BD EYLÜL 2020

A

yasofya Müzesi, Danıştay’ın 10 Temmuz 2020 günlü kararıyla Cami’ye dönüştürüldü. Lozan Barış Antlaşması’nın 86. yıldönümüne denk gelen 24 Temmuz 2020 Cuma günü, Ayasofya’da 86 yıl aradan sonra ilk Cuma Namazı kılındı. Üç gün sonra, bir derginin kaRapora göre: pağında “Artık Ayasofya "Yeni Hilafet" ve Türkiye Hür” başlığı 2020'de ilan ediliyor; altında “Hilafet İçin küresel bir harekete Toparlanın”, “Şimdi değilse ne zaman, sen yol açıyor. değilsen kim?” çağrıları yer alıyordu.[1] Dergi, gündemi değerlendirirken: “(...) Ayasofya’nın ibadete açılmasının ardından sıranın hilafete geldiğine yönelik tartışmalar gündemde yer almaya başladı. Gerçek Hayat dergisi, 89 yıldır esir olan Ayasofya 27 Temmuz-2 Ağustos 2020, sayı: 1031 zincirlerinden kurtulduysa Müslümanların birlik ve beraberliğini organize edecek olan hilafet de geri gelebilir (...)" diyordu.[2] *** Gerek “Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesi” gerekse “hilafetin geri getirilmesi”, Türkiye’de özellikle 1946’da yüksek sesle dile getirilmeye başlanmış ve bugüne dek hep gündemde tutulmuş konulardı. ABD ve Sovyet Rusya arasında Soğuk Savaş 1946’da başlamış, ve William Christian Bullitt’in Soğuk Savaş stratejisini benimseyen ABD, dinsizlikle yayılan Sovyet Rusya’yı dine dayalı bölgesel federasyonlarla kuşatarak yıkacaktı. » 23

BD EYLÜL 2020

Buna göre Avrupa’da Hristiyanlığa dayalı bir Avrupa federasyonu, Asya’da Budizm’e Konfiçyanizme dayalı bir Asya federasyonu kurulacak, Ortadoğu’da Türkiye İslam ülkelerini kendi önderliği altında bir İslam federasyonunda birleştirerek Sovyet Rusya’nın yayılmasının önünü kesecekti. ABD’nin bu stratejisi 1946’ta Türkiye’de yayımlanır yayımlanmaz, Sebilürreşat, Millet Mecmuası, Serdengeçti, Büyük Doğu, Allah Yolu, Hakka Doğru vs. gazete ve dergiler, kendilerini ABD’nin koruyucu kanatları altında güvende duyumsayarak 1923-1946 arası dönemi dinsizlikle suçlayan ve “Ayasofya açılsın”, “Hilafet geri gelsin” diyen yayınlara başladılar. ABD Büyükelçisi McGhee, 1950’lerin başında İmam-Hatip Okulları açmak amacıyla kurulan İlim Yayma Cemiyeti’ni telif gelirleri bağışlayarak desteklediği gibi, Cumhurbaşkanı Bayar, Başbakan Menderes ve Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü ile yaptığı üçlü toplantılarda, Türkiye’nin Arap ülkelerini kendi önderliği altında bir İslam Federasyonu’nda birleştirebilmesi için Arapların gönlünü kazanmak ve bunun için de laiklikten ödünler vermekle yükümlü olduğunu bildirmişti.[3] Said Nursi bu günlerde piyasaya çıkartılmış, Menderes bu ortamda milletvekillerine “Siz isterseniz Hilafeti bile getirebilirsiniz!” diye seslenmişti. 1952’de Ayasofya ibadete açılsın makalesi dolayısıyla yargılanan ve Hilafetin yeniden kurulmasını isteyen Osman Yüksel, 24

yayınladığı “Serdengeçti” dergisinin Mart 1956 sayısında kendisini ABD Dışişleri Bakanı Alan Dulles’ın Sovyet Rusya’ya karşı din devletini öven laiklik karşıtı sözleriyle savunacaktı: “Din ve siyaset birbirinden ayrılmaz. Dünya meselelerini halletmek hususunda seçeceğimiz yol, dini görüştür.” 1970’lerde Z. Brzezinski’nin “Yeşil Kuşak” projesini uygulayan ABD, örgütlemiş olduğu Siyasal İslamcıları silah, cephane ve parayla donatarak Afganistan’daki Sovyet Rus birliklerine saldırtacak; ve Sovyetler Birliği 1989 Aralık ayında ABD’ye boyun eğerek Soğuk Savaş’a son verecekti.[4]

A

BD, Soğuk Savaş sona erdikten sonra bu kez Küresel Tek Dünya Devleti olma tasarısını gerçekleştirmeye yönelecek ve 1990’dan başlayarak Siyasal İslamcılığı bu amaca ulaşmakta bir araç olarak kullanacaktı. 1990’da CIA şeflerinden G. Fuller’in düzenlediği RAND Raporu, ABD’nin 45 yıl boyunca Sovyet Rusya’ya karşı kullandığı Siyasal İslamcılar’ın, ABD tarafından yüzüstü bırakılmaları durumunda, Rusya vs. başka devletlerin güdümüne girip ABD’ye karşı kullanılabileceklerini düşünerek, bu olasılığı ortadan kaldırmak üzere, onlara silah bırakıp seçimlere katılarak iktidara gelme umudu aşılamak, ve bunun için İslamcıların Türkiye’de seçimle iktidara gelmelerini sağlayıp bunu dünyadaki diğer islamcı örgütlere örnek olarak göstermeyi amaçlıyordu.[5] Paul Henze, Samu-

BD EYLÜL 2020

el Huntington gibi istihbarat bağlantılı akademisyenler, Türkiye’ye İslam’ın önderi rolü yükmeyi sürdürürken, ABD Başkanı Clinton hilafet kurulmasını istiyor, İngiltere’de Prens Charles’ın Müslüman olduğu ve halife olacağı propagandası yapılıyordu.[6] ABD 2004’te amacını Ortadoğu ülkelerine demok2004’te yayılnan "Küresel Geleceği Planlamak / rasi getirmek olarak Ulusal İstihbarat Konseyi’nin 2020 Projesinin Raporu" gösterdiği Büyük Ortadoğu Projesi’nde Türkiye’ye yine ve Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet “örnek İslam ülkesi” rolü Sezer, bu tasarıya Türkiye laiktir, biçecek; Genelkurmay Başkanlığı din devleti değildir gerekçesiyle karşı çıkarken, ABD’de Aralık 2004’te “Küresel Geleceği Planlamak / Ulusal İstihbarat Konseyi’nin 2020 Projesinin Raporu” yayınlanacaktı. Bu raporun 83. sayfası “Kurgusal Senaryo: Yeni Hilafet” başlığını taşıyordu. Bu bölümde 2020 yılında “Yeni Hilafet” ilan edilmesi durumunda dünyada neler olabileceği, sözde Usame bin Ladin’in torunlarından birinin bir akrabasına yazdığı kurmaca bir mektupta gözler önüne seriliyordu. ABD Ulusal İstihbarat Konseyi 2020 Proje Raporunda “Kurgusal Senaryo: Yeni Hilafet” başlıklı bölüm. 25

BD EYLÜL 2020

R

APORA GÖRE: “Yeni Hilafet” 2020’de ilan ediliyor; küresel bir harekete yol açıyor. Halife, yığınlarca benimsenen bir muhalif ideoloji geliştirmeyi başarıyor. O İslam ülkelerinin yönetimlerini ele geçirmeye çabalarken, gerek İslam ülkelerinin kendi aralarında, gerekse İslam ülkeleri ile ABD, Avrupa, Rusya ve Çin arasında çatışma ve karışıklıklar çıkıyor. Halife’nin yakarıları yalnızca Ortadoğu’daki çekirdek İslam ülkelerinde değil, Afrika ve Asya’da da çalkantılar yaratıyor. Artık Batılılaşma Müslümanların gözünde pırıltısını yitirmiştir. Halife, ulus-devleti sömürgeciliğin yapay ürünü olarak görüyor ve bunların çoğunu vergiye bağlıyor. O, hilafet ilan etmeden önce Müslümanlar arasında Peygamber’in ardılı olarak görülen, sevgi gösterilen, el-Kaide’li olmayan, elini kana bulamamış, dünyada tanınmış genç bir hatipti. Filipinler, Endonezya, Malezya, Özbekistan, Afganistan, Pakistan vs. Müslüman toprakların yarısı ona biat edip para gönderiyor. İslam devletlerinin kimi yöneticileri sallantıdaki durumlarını sağlama almak için ona biat ediyorlar. “Yeni Hilafet” ilanıyla birlikte, Avrupa ve Amerika’da yaşayan Müslümanlarda dinsel bir uyanış başlıyor. Papa onunla bir dinlerarası diyalog başlatmaya çalışıyor. Batıdaki Küreselleşme karşıtları onu idolleştiriyorlar. Batı’da unutulmuş bir sözcük olan “hilafet” yeniden Batı edebiyatına giriyor ve Hilafet konulu kitaplar 26

çok satıyor. Müslüman atletler olimpiyatlarda kendi uluslarına bağlılık göstermeyip, Hilafet’e bağlılık ilan ediyorlar. Hilafet, uluslararası sistemi, ulus-devleti, demokrasiyi Batı’nın Müslümanları köleleştirme araçları olarak paçavra ediyor. ABD ve NATO Halife’nin petrol alanlarını ele geçirmesini önlemeye çabalıyor. Gelgelelim ABD, Müslümanları karşısına almaktan çekinen müttefiklerini Halife’ye karşı seferber edemezken, tam bu sırada Şiiler şiddet eylemlerine başlıyorlar. İran Hilafet ilan edilmesinden rahatsız oluyor. ABD ve CIA Irak’taki Şii çoğunluğu Halife’ye karşı kışkırtıyor. Bunun üzerine Irak’taki Sünniler ayaklanıp kendilerini “Gerçek Hilafet” olarak ilan ediyorlar; bunlar hem Şiilerle hem ABD garnizonlarıyla yeniden savaşa girişiyorlar. Müslümanlar Sünni-Şii çatışması nedeniyle Avrupa’ya Amerika’ya göç ediyor. Eğer “Yeni Hilafet” bu Şii-Sünni bölünmesinin üstesinden gelemezse, birlik sağlama amacına ulaşamaz ve “Yeni Hilafet” dağılır. İnternet, Halife’nin dünya çapında güce erişmesine yaramıştır, ancak o aynı zamanda şeytanın halifeye kurduğu bir tuzaktır. Çünkü Müslümanlar dünyada ne var ne yok internet aracılığıyla görüyor ve bunları kendi zararlarına olduğunu bilmeden edinmek istiyorlardı. Hilafet ilan edildiğinde İslam ülkelerindeki rejimlerin hemen devrilmesi bekleniyordu, fakat bu henüz gerçekleşmemişti. Topraklarında yaşayan Müslümanların çoğunun

BD EYLÜL 2020

Raporun Yeni Hilafet bölümünden sayfalar. National Intelligence Council logosu.

Halife’ye bağlandığını gören Avrupa, ilk kez İsrail’e yaptırım uygulamaktan söz ederek Siyonistlere baskı yapıyordu. ABD’de bir senatörün kızı dahil Halife’nin pek çok Hristiyan takipçileri vardı; fakat ABD, İsrail’e yabancılaşmak istememişti. “Yeni Hilafet” ilanı, El-Kaide’nin çekirdeğinin dağılmasına yol açacaktı... *** 020’de ilan edilecek bir “Yeni Hilafet”te neler yaşanacağını gözde canlandırmak üzere 2004’te yazılmış olan Amerikan Ulusal İstihbarat Konseyi Raporu özetle böyledir.

2

Raporun 16 yıl önce 2004’te tam da ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’ni ilan ettiği ve bu proje kapsamında Türkiye’ye örnek “İslam ülkesi” rolü verdiği günlerde yazılmış olması anlamlı ve önemlidir. ABD işgali altındaki Irak’ta, Sünnilerin Şii baskısına karşı “Gerçek Hilafet” ilan edecekleri öngörüsü, IŞİD lideri Bağdadi’nin Hilafet ilan etmesiyle 2014’te gerçekleşmiştir. Peki “2020 Yeni Hilafet” kurgusu gerçekleşecek mi? Bilmiyoruz. Rapora göre: “Yeni-Hilafet”, teröre bulaşmamış, ruhani yönüyle çoğu Müslüman devletçe benimsenip biat edilen; Batı ülkelerinde de çok yandaşı bulunan; Küreselcilik karşıtlarınca önder olarak benimsenecek; Vatikan’ın kendisiyle dinlerarası diyalog başlatmaya çalışacağı bir hilafettir. 27

BD EYLÜL 2020

(79 yaşında olan FETÖ elebaşı Fethullah Gülen’in Vatikan’da Papa ile görüşerek Dinlerarası Diyaloga girişmesi, bu raporun yazıldığı 2004’ten 6 yıl önce 1998’dedir. Raporda “Yeni Halife”nin yaşının genç olduğu belirtilmektedir.) *** merikan Ulusal İstihbarat Konseyi’nin Aralık 2004’te yayımladığı “Küresel Geleceği Planlamak” / “Yeni Hilafet, 2020” raporu, 6 Temmuz 2005’te Londra’da Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (Chatham House) ile ABD Ulusal İstihbarat Konseyi’nin birlikte düzenledikleri bir konferansta en üst düzeyde ele alınmıştır. *** Yazımızın başına dönelim. Bir dergi soruyor: “Hilafet için toparlanın”, “Şimdi değilse ne

A

Chatham House girişi.

zaman, sen değilsen kim?” ABD Ulusal İstihbarat Konseyi Raporu tarih veriyor: “Yeni Hilafet, 2020” Friedrich Engels: “Tasarlanmış amaçlarla varılan sonuçlar arasında çok büyük bir oransızlık bulunduğunu, önceden görünmeyen etkilerin üstün çıktığını, denetlenemeyen kuvvetlerin planlı olarak harekete getirilmiş kuvvetlerden çok daha güçlü olduğunu görüyoruz.”[7] diyor. Bakalım yaşadıkça daha neler göreceğiz. • [email protected]

ABD Ulusal İstihbarat Konseyi ile İngiltere Chatham House’un Londra’da birlikte düzenledikleri 2005 konferans raporu. 28

[1]Gerçek Hayat, 27 Temmuz 2020, sayı 1031 [2]http:// www.gercekhayat.com.tr/roportaj hilafet-muslumanlarin-birligi-icin-sart/ [3]George McGhee, "ABD-Türkiye-NATO-Ortadoğu..." Bilgi y., 1. basım, Aralık 1992. [4] C. Özakıncı, "İblisin Kıblesi", Otopsi y., 30. basım, 2020. [5]"Amerikan Gizli Belgelerinde Türkiye’de İslamcı Akımlar", Çev: Yılmaz Polat, Beyan y., Ağustos 1990. [6]C.Özakıncı, "Türkiye’nin Siyasi İntiharı, Yeni Osmanlı Tuzağı" Otopsi y., 34. basım, Temmuz 2020, s.505-517. [7]Friedrich Engels, "Doğanın Diyalektiği", Sol y., 3. basım,Ocak 1977, s.52.

Sporun Dünyası

BD EYLÜL 2020

Metin Gören

Hürriyet Koşumuz

Eylül Maratonu H

er santimetrekaresi destanlarla dolu ülkemizin, dünyaya örnek olan olağanüstü başarıları, çok anlamlı bir büyük yarışın dümen suyunda Türkiye Cumhuriyeti’nin ebediyen yaşayacak dev haritasını çizmişti. Büyük Önder Mustafa Kemal’in 26 Ağustos-9 Eylül aralığındaki hazırlığının, Eylül Maratonu’nun, İzmir’in dağlarında organize edilen çiçek ekimi festivaline rastlamış olması da tesadüf değildi. »

Koştular son nefeslerine değin... Vatan için, özgürlük için... 29

BD EYLÜL 2020

Binlerce kahramanın kanlarıyla

metleri vardı. Smaçlarını Yunana gönderen sulanan bu topraklar, sonra “Yaşa voleybolcular, basketbolcu vatan Mustafa Kemal Paşa” güftesinin savunucuları vardı. Cihan Pehlivanı beste yapıldığı aziz topraklardan Koca Yusuf’un, Adalı Halil’in ve biri olmuştu. Eylül Maratonu bu nice pehlivanların cepheye gönasil ülkenin 23 Nisan, 19 Mayıs, derilen anlamlı destekleri vardı. 30 Ağustos ve 29 Ekim gibi gurur Çanakkale Destanı’nı yazanların bayramlarının takviye gücü olarak ruhu dolaşıyordu, Eylül Maratonu hep anımsandı. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, hazırlığında... Ve Mustafa Kemal vardı, tüm bunların “Ordular ilk hedeönünde... finiz Akdeniz’dir. Arka sıralarİleri!” tümcesi, bir da sporcu, onların devletin kuruluşuyanlarında Türkiye nun, asla kurumayan Cumhuriyeti’nin aziz ve kurutulması da vatandaşları. Ve de olanaksız olan ıslak asla yok olmayan, yüimzası oldu. reklerimizde saklı bir Kahramanlar kocaman umut... kenti İzmir’in 9 EyKoştular son lül uyanışı, denize Hâlâ koşuyorlar... nefeslerine değin... dökülen binlerce bayrağı kendi kanından Koştular kan ter istilacı gücün yok canından birine teslim içinde… Koştular oluşundaki son kare edebilmek için... şehit oluncaya dek... fotoğraflardı. Ve 9 Vatan için, özgürlük Eylül sabahının alaca için... Hürriyet denilen bu yaşamsal karanlığı ile gece yarısı saatleri, bir zaferin karşılaşmasıydı. Ve kuşkusuz kavramın varlığını bir meşale gibi kazanan, hep kazanan ve de kazana- ebediyete dek taşımak için… Prangasız ve özgürce soluk alabilmek cak olan Türkiye Cumhuriyeti oldu. Yunan ordusu kurmayları, Türklerin için koştular soluk soluğa... Hâlâ cephede tozu dumana katmasını, bir koşuyorlar; hürriyet ve özgürlük futbol mücadelesine benzetebilirler- şarkıları arasında... Ömürlerinin sonuna dek ve bayrağı kendi kanından di belki… Bu toz duman arasında kuşkusuz canından birine teslim edebilmek için... futbol vardı. Toz duman arasında Eylül Maratonu... Hürriyete futbolcu askerlerimizin son resitalgiden yolda son durak... İzmir’in leri gösteri yapıyordu. Daha sonraki dağlarında çiçeklerin açtığı ve buharekâtın en ön saflarına koşarak, ram buram özgürlük kokan o gün... • İzmir rotasını çizen atletlerimizin [email protected] soluk soluğa yaşanan heyecan de30

Yılmadan Yorulmadan

BD EYLÜL 2020

Dr. Cihangir Dumanlı

General Trikopis’in Esir Alınması

98.

yılını kutladığımız Büyük Taarruz (26 Ağustos) ve Başkomutan Meydan Muharebesi (30 Ağustos) kurtuluş savaşımızın kesin sonuçlu muharebeleridir. Atatürk’ün ifadesiyle “Her safhasıyla düşünülmüş, hazırlanmış, idare edilmiş ve zaferle sonuçlandırılmış bu harekâtın” sonunda Yunan Anadolu ordusunun büyük kısmı imha edilmiş, düşmanın savaşma azim ve iradesi kırılmış, imhadan kurtulabilenler panik halinde İzmir ve Bursa istikametlerinde kaçmaya başlamışlardır. » 31

BD EYLÜL 2020

“26 Ağustos’ta başlayan Büyük Taarruz’da düşmanın savunma hattı yarılmış, ikmal ve iletişim yolları kesilmiş, kolordularının birbirleri ile bağlantısı koparılmış, gerideki savunma hatlarına düzenli bir şekilde çekilmesi önlenmiştir.

B

üyük Taarruz’un devamı olan 30 Ağustos 1922’deki Başkomutan Meydan Muharebesi’nde ise Yunan ordusunun beş tümeni Batı Cephesi birliklerimizin baskısı altında Murat dağına dayanan Dumlupınar mevzilerine Başkomutan Mustafa Kemal, 31 çekilmiş, birliklerimizAğustos’ta ordulara yayınladığı le Murat Dağı arasında sıkışmıştır. tebrik mesajının son cümlesinde Savaşı uzatmamak, bir an önce sonucu almak “Ordular ilk hedefiniz maksadıyla Murat DaAkdeniz’dir ileri!” diyerek kaçan ğı’ndaki Kızıltaş vadisi düşmanı takip emrini vermiştir. çekilebilen Yunan askerlerinin çekilmesine açık bırakılmıştır. edildiğini gören Başkomutan MusKızıltaş vadisi Uşak-İzmir yoluna tafa Kemal, 31 Ağustos’ta ordulara çıkmaktadır. Bu vadiden kaçanlayayınladığı tebrik mesajının son rı geride süvarilerimizin pusuları cümlesinde “Ordular ilk hedefiniz beklemektedir. Akdeniz’dir ileri!” diyerek kaçan Kızıltaş vadisinden çekilirken düşmanı takip emrini vermiştir. vadinin çıkışında süvarilerimiz taMaksat Yunan ordusunun yeni bir rafından esir alınan bir grupta iki savunma hattı teşkil etmesini önleYunan kolordu komutanı (Trikopis mek ve düşmanın kaçarken yerleşim ve Djenis) ile pek çok subay ve er yerlerine ve sivillere yaptığı insanlık bulunmaktadır. dışı hareketlerine izin vermemektir. 30 Ağustos’ta düşmanın büyük Büyük Taarruz’da sıklet merkekuvvetlerinin kuşatıldığını ve imha zini oluşturan 1. ve 4. Kolordular 32

BD EYLÜL 2020

Uşak-İzmir istikametinde takibe başlamışlardır. 1. Kolordu 1 Eylül’de Uşak’a girmiştir. Arkasından gelen 4. Kolordu sağ kolda 23 ve 5. Tümenler, sol kolda 11. ve 12. Tümenlerle 2 Eylül’de Uşak’a girmek üzere ilerliyordu. Uşak’a yaklaşınca mola veren 23. Tümen tekrar yürüyüşe başlarken tümen komutanına telaşla gelen bir köylü kuzeydeki boğazda Munkarip köyündeki bir grup düşmanın Uşak’a doğru ilerlediğini haber verdi. Tümen Komutanı (Yb. Ömer Halis Bıyıktay) bir alayını (69. Alay) o istikamete gönderirken geri kalanı ile asıl vazifesi olan İzmir istikametinde takibe devam etti. 23. Tümenin arkasından gelen 5. Tümenin keşif bölüğünden bir astsubay yanında Yunan bir subayla 23. Tümen komutanına gelerek Munkarip’teki Yunanların teslim olmak istedikle-

rini söyledi. 69. Alayın öncü tabur komutanı Yüzbaşı Nihat (Tok) kısa bir çatışmadan sonra bölgedeki Yunan askerlerini esir aldı. Esir alınanlar arasında iki kolordu komutanı (Trikopis ve Djenis), 14 üst rütbeli olmak üzere 508 subay, 4985 er vardı. Çok sayıda makineli tüfek ve top ile cephane de ele geçirilmişti.

Esir alınanlar arasında iki kolordu komutanı (Trikopis ve Djenis), 14 üst rütbeli olmak üzere 508 subay, 4985 er vardı. Çok sayıda makineli tüfek ve top ile cephane de ele geçirilmişti.

Esir general Trikopis (soldan ikinci), Talas’taki Amerikan Hastanesi’nin bahçesinde, eşi Elena, ikiz kızları Eirini ve Maria ile Yakındoğu Yardım Heyeti’nin Müdürü Dr. Deway (ortada, beyaz önlüklü) ve esir subaylarla birlikte. 33

BD EYLÜL 2020

Kurtuluş Savaşı sırasında Türk askerlerine esir düşen Yunan generaller Kayseri/ Talas’taki esir kampında. (Oturanlar, soldan sağa) General Dirias, General Trikopis, Esir Yerlerinden Sorumlu Garnizon Komutanı Kurmay Albay Adnan Bey, General Diyonis, Kamp Güvenlik Komutanı Yüzbaşı Emin Bey.

T

rikopis anılarında komutanlave esir kampına gönderilmeleri gerının kendisine gelerek askerin rekirdi. Mustafa Kemal bunların hiç moralinin kalmadığını, birliklerin birisini yapmadı esir komutanları emir dinlemediklerini, cephanelemisafirperverlikle karşıladı onları rinin azaldığını belirterek teslim yatıştırmaya çalıştı. Trikopis’in isteolmak istediklerini anlatmaktadır. ği üzerine İstanbul’daki eşine sağlık Trikopis için de teslim haberi gönderildi. Koolmaktan başka çare mutanlar karşılıklı otukalmamıştır. rarak savaşın cereyan Esir alınan generaltarzını profesyonelce ler Batı Cephesi Kogözden geçirdiler. Başmutanı İsmet Paşa’ya, komutanın muharebeyi iki kolordu komutanı en ileri hatlardan sevk ise Başkomutan Musidare ettiğini öğrenen tafa Kemal Paşa’ya Trikopis kendi ordu koçıkartıldılar. mutanının (Hacianesti) Savaş hukuku kuİzmir’de bulunduğunu, rallarına göre esirlerin Mustafa Kemal’in bu silahlarının alınması, nedenle kazandığını birbirlerinden tecrit edil- Yunan Ordusu Komutanı söyledi. meleri, sorgulanmaları General Yeoryos Hacianesti Yunan Ordusu 34

BD EYLÜL 2020

Komutanı General Hacianesti yenilgi üzerine görevden alınmış, yerine en kıdemli kolordu komutanı olan Trikopis atanmıştı. Ancak atama mesajı Trikopis’e ulaşmadan telgraf hatlarını kesen Türk süvarilerince alınmış, çözülmüş ve Başkomutan’a ulaştırılmıştı. Trikopis’e ordu komutanı olduğunu Mustafa Kemal tebliğ etti. Kendilerine yapılan beklenmedikleri iyi davranışa şaşıran ve utanan Yunan komutanlar daha sonra Kayseri’deki esir kampına gönderildiler. Lozan’daki esir mübadelesi protokolünden sora memleketlerine döndüler. Yunanistan’ın Anadolu macerasındaki hezimetten sorumlu başbakan, bakanlar ve üst düzey komutanlar Atina’da kurşuna dizilmiş, Trikopis bu akıbetten kurtulmuştu. Trikopis 1956 yılında ölene kadar her 10 Kasım’da Selanik’teki Atatürk’ün evine giderek Atatürk’ün resmi önünde saygı duruşunda bulundu. Değerlendirme: Büyük Taarruz ve Başkomutan Meydan Muharebesi çok titiz hazırlık ve planlama ile kesin sonucu alacak şekilde planlanmış, sevk idare

Trikopis 1956 yılında ölene kadar her 10 Kasım’da Selanik’teki Atatürk’ün evine giderek Atatürk’ün resmi önünde saygı duruşunda bulundu. edilmiş ve zafere ulaşmıştır. Dünya harp tarihinde planlandığı gibi sevk ve idare edilerek sonuçlandırılan ender muharebelerdendir. Bu muharebede ordularımızın baskın şeklinde ve şiddetli taarruzları karşısında Yunan Anadolu ordusunun büyük kısmı imha edilmiş, imhadan kurtulabilenler panik halinde kaçmaya çalışmışlardır. Bu panik havasından ordu ve kolordu komutanları da etkilenerek teslim olmuşlardır. Trikopis ve diğer komutanların esareti Büyük Taarruzun Yunan ordusu üzerinde yarattığı şok ve dehşetin beklenen bir sonucudur. Esir Yunanlara yapılan iyi muamele Mustafa Kemal’in üstün bir komutan olduğu kadar üstün bir insan olduğunu da göstermiştir. • [email protected]

General Hacianesti'nin Ölümü

General Hacianesti, Altılı Mahkeme'de yargılandıktan sonra 28 Kasım 1922 tarihinde Başbakan Dimitrios Gunaris, Yeoryos Baltacis, Nikolaos Stratos, Nikolaos Theotokis, Petros Protopapadakis ile birlikte Anadolu'daki yenilgiler nedeniyle idama mahkûm edildi. Afyon tahkimatını denetlemesi sırasında Albay Nikolaos Plastiras'ı azarlayarak askerlerin önünde onu küçük düşürmesinin bir intikamı olarak aşağılanması için Albay Plastiras'ın emriyle sandalyeye ters oturtulup sırtından vurularak idam edildi. (wikipedia) 35

BD HAZİRAN 2019

Gözün Sözü Cemal Tahsin

36

Kurtuluş Savaşından

BD EYLÜL 2020

Zeki Sarıhan

DAYAKÇI

KUMANDAN

K

urtuluş Savaşımız yıllarında görev alan subaylara karşı özel bir sempatimiz vardır. Sonuçta onlar, bu vatanın kurtuluşunda başı çeken ordunun kumandanıdırlar. Fakat subaylar da siviller gibi çeşit çeşittir. Kimisi serttir, aşırı disiplincidir. Kimisi Hulusi Kentmen gibi babacandır. Otoritesini sevgiyle kurar. »

37

BD EYLÜL 2020

Sakarya Savaşı sonrasında Batı Cephesinde Yunan zulümlerini incelemekle görevli ekibin başındaki Halide Onbaşı bir subayı anlatıyor: 1921 Kasım ayının ortalarına doğru, basılması gereken raporlarını iletmek üzere Ankara’ya giderken Polatlı’dan gelecek treni beklemek üzere Beylikköprü’de mola verir. Buradaki subayın ona çok sert bir adam olduğu anlatılmıştır. Öyle ki birçok asker onun yanından kaçmaktadır. Adıvar, çadırında onu ziyarete

emrediyorsunuz?” Kumandan bu kaçakların cezasını vermek üzere odadan çıkınca nakliye kollarında çalışan 70 yaşlarındaki Fatma Onbaşı der ki: “Ah evladım, tüfekten ödüm patlar. Elimi dokunsam yüreğim titrer. Askerleri seviyorum. Onlara hizmet edeceğim Kumandan konuşurken dizlerim titriyor.” “Sana sert davranıyor mu nine?” “Hayır hayır, fakat her geçene beni gösteriyor. Kumandanın yardımcısı beyaz sakallı adamdan da korkuyorum. Kamçısını öyle bir sallıyor ki. Kaçakları çok fena dövüyorlar. Zavallı yavrucaklar. İçim kan ağlıyor. Ne olur güzellikle yapsalar. Acaba Söğüt’ten ne zaman çekileceğiz. Burada korkudan başka bir şey yok. Bunu askerlerim ve kör yavrum için Kaçakları çok fena dövüçekiyorum.” Bu aralık kuyorlar. Zavallı yavrucakmandan çadıra gelar. Ne olur güzellikle lince Fatma Çavuş yapsalar. sessizce sıvışır. Kumandan Fatma gittiği zaman içinden gülmek gelir. Çavuş’u unutmuştur. Çünkü bu subayı çocukluğunda gör“Bu eşeklerin neden kaçtıklarını düğü ortaoyunlarındaki karakterlere bilir misin Onbaşı? Burada savaş benzetir. yok. Cephelerde pekâlâ harp ediO sırada odaya giren emir eri yorlar. Burada hep siperlerin içinde. kumandana sorar: Ama yine de kaçıp gidiyorlar. Bazı“Birkaç tane kaçak yakalandı, ne ları da eşkıya çetesi kurmuş. Bunu 38

BD EYLÜL 2020

işittin mi?” emrine itaattir. Marş!” Halide Edip dün gece BeylükSonra Halide Onbaşı’ya döner: köprü’de iki kişiyi öldürdüklerini “Sivil doktorlar, hiç bir zaman işittiği yanıtını verir. askerliğin icap ettirdiği şeyleri an“İşittin demek. Bu benim haylamıyorlar. Son aylarda birkaç yüz siyetime dokunuyor. Bunu İsmet öküz de öldü. Öküzün bu günlerde Paşa’ya söylemeli. Dövüyorum, ne kadar kıymetli olduğunu bilir dövüyorum, kamçı kırılıncaya kamisiniz?” dar. Tabanları parça parça oluncaya Halide Edip içinden “Senin için kadar. Şimdi anlatayım.” öküz insandan daha kıymetli galiO sırada içeriye genç bir dokba” der. tor girer. Selam verir, fakat çok Kumandan nakliyatın neden sinirlidir. gece yapılmasını istediğini anlatır: “Hastaları Öküzler çok nakletme konuçalışmaktan ve sundaki emrinizi Genç doktor, açlıktan ölüyoryerine getireme- “Hastaları larmış. Onları yeceğiz.” der yaşatmak için nakletme kumandana. yeteri kadar yiKumandanın konusundaki yecek yokmuş. yüzü korkunç Tek yiyecekleri emrinizi yerine bir hal alır. Ağzı Beylikköprü köpürmektedir: getiremeyeceğiz.” civarındaki kır“Doktor larda otlarmış. der kumandana. Bey. Sen mi Öküzler, gece kumandansın, ben mi? Neden eşeçalışırsa gündüzleri bu kırlarda koğlueşekler gece yarısı götürülotlayabilirmiş. müyorlar. Onlara fazla battaniye de veriyorum.” alide Edip askeri mekanizma“Göğüslerinden hastalar. Doktor nın ne kadar gerekli olduğunu sıfatı ile gece nakledemem. Soğuk ve nasıl çalıştığını görmüştür ama sıfırın altında on yedi derece. Tehli- bu olaya canı sıkılır. Akşam yemekkeli olur.” te konuşmak istemez ve erken yatar. Kumandan emirlerinin yerine Yanında bulunan Ali Rıza der ki: getirilmesinde ısrarlıdır: “Burası cehennem efendim, her“Vallahi billahi gece kes kaçıyor.” götüreceksiniz.” “Kaçmak günahtır Ali Rıza.” ceDoktorun gözleri çadırın vabına karşı Ali Rıza şunları anlatır: direğindedir: “Öyle efendim, fakat güzellikle “Vazifem icabı.” bir şey yapmıyorlar. İnsanın dinine, “Senin vazifen kumandanın imanına, anasına, avradına sövüp

H

39

BD EYLÜL 2020

dayak atıyorlar. Kumandanın şu kadarcık küçük oğlu bile, elinde kamçı ile dolaşıp öteye beriye sallıyor.” Nasıl girmişse çadıra kumandanın yedi yaşındaki oğlu girmiştir. Halide Edip’in tabancasına göz diker. Fakat sert bir şekilde azarlanınca siner. Bir kadından böyle bir davranış beklemediği anlaşılmaktadır.

çadırının yanında yapıldığına akıl erdiremez. Kumandan belki de ona kudretinin derecesini anlatmak istemektedir. Kumandanın sesi duyulur: “Bunlar son kaçaklar mı?” “Evet efendim.” “Anavatanlarınızı düşmanın çiğnemesine izin verdiniz. Kadınlarınızın ırzına geçtiler. Bu memleket senin kadar namussuz görmemiştir. Vur!”

Demiştik ya, subaylar çeşit çeşittir. Adı verilmeyen bu subayın emrindeki askerlerin vatan savunmasına severek koşacakları şüphelidir. O öldüğü zaman da herhalde arkasından ağlayan er bulunmaz. “Hanım teyze, Ben askerlere istediğimi yaparım. Evde de annemle kardeşlerime, tıpkı babam gibi emir veririm. Büyük ablamı bile döverim.” Çadırın çevresinde ayak sesleri duyulur. Oğlan: “Askerler; askerleri dövecekler. Babamın sesini duyar duymaz titriyorlar.” Halide Edip çadırdan fırlar. Bu dayak merasiminin neden kendi 40

H

alide Edip, can sıkıntısı içinde sekiz sopa sesi sayar. Kumandanın sesi tekrar duyulur: “Bu yeter, ötekine geç.” Her defasında kumandanın nutkundaki ses yükselir. On üç askeri de döverler. Demiştik ya, subaylar çeşit çeşittir. Adı verilmeyen bu subayın emrindeki askerlerin vatan savunmasına severek koşacakları şüphelidir. O öldüğü zaman da herhalde arkasından ağlayan er bulunmaz. Bir ona bakalım, bir de Binbaşı Nazım Bey’e. O şehit düştüğünde erleri ne kadar da ağlamıştı. Kurtuluş Savaşı’nın subayları, Osmanlı döneminin eğitim yöntemleri içinde yetişmişlerdi ve bir eğitim aracı olarak dayak toplumun her kesiminde yaygındı.• [email protected] Kaynak: Halide Edip Adıvar, Türk’ün Ateşle İmtihanı (İstiklal Savaşı Hatıraları), 2. basım, İstanbul, 2008, Can Yayınları, s. 244-248.

BD EYLÜLSize 2020 Bütün Dünya’dan

METE AKYOL’DAN YAZILAR Mete Akyol - (Düzenzedeler adlı kitabından)

Üniversiteye Hazırlık T

avanda, birer karış aralıklarla dizilmiş kalaslar vardı. Kalasların üstü, samanla karıştırılmış toprakla kapanmıştı. Samanlı toprak, karış karış görünüyordu kalasların arasından. Tam ortadan, bir ampul sarkıyordu tavandan. Yerde, birleştikleri noktada bir dik açı oluşturan iki kerevetin üstleri, döşek seriliydi. Çeşitli büyüklükte kumaş, basma, Siirt battaniyesi, keçe ve toz bezi parçaları dikilerek yapılmış iki yorgan örtülüydü döşeklerde. Odanın kalan bölümü, üç kişinin aynı anda ayakta duramayacakları denli küçüktü ve yer topraktı. Çok

küçük bir soba, bir de piknik tipi Aygaz tüpü duruyordu odanın, yataklardan artan bu bölümünde. Duvarlarda, kireç badanalı sıvanın içinden saman parçaları, birer kıl ucu örneği yüzeyden fırlamışlardı. Atatürk’ün, Bülent Ecevit’in ve Yılmaz Güney’in büyük boy fotoğrafları, en geniş duvarın en geniş bölümünü kaplıyordu... Sinemanın esmer ve sarışın yıldızlarının renkli kartpostalları ve okul arkadaşlarının vesikalık fotoğrafları, bir mozaik tablo görüntüsü oluşturuyordu duvarın kalan bölümünde. “Derslerinizi 41

BD EYLÜL 2020

yataklarınızda mı çalışıyorsunuz?” “Evet.” Hasan Ünal ve Mustafa Pırmaz, Çampınar Köyü’nden gelmişler, Merzifon Ticaret Lisesi’nde birinci sınıfta okuyorlardı. Bir evin odunluk bölümü değiştirilerek yapılan bu odayı, ortaklaşarak yüz liraya kiralamışlardı.

tuvaletlerini biz de kullanıyoruz” Bu odada soba, akşamdan akşama yakılıyordu. Yemek de akşamdan akşama pişiriliyordu bu odada. Ya, sabah çayı? Ya, sabah çorbası? “Akşamdan çorba kalmışsa, onu ısıtır, içeriz. Bazen de çay yaparız. Çok zaman da bir şey yemeden, içmeden çıkarız evden” Hasan’ı da, Mustafa’yı da İstanbul’da, ya da Ankara’da birer üniversite öğrencisi olarak gözlerinizin önüne getirir misiniz, bir an için? Ve suçlayabilir misiniz onları, salt derslerine çalışmayı düşünmedikleri için?... •

“Akşamdan çorba

B

kalmışsa, onu ısıtır, içeriz. Bazen de çay yaparız. Çok zaman da bir şey yemeden, içmeden çıkarız evden”

u odada yaşıyorlardı, bu odada ders çalışıyorlardı. “Fakat, çevrede tuvalet yok, çocuklar?” “İki kapı ötede bizim okuldan üç arkadaş kalıyor. Onların odası avluya açılıyor. Avludaki

Hayatta hiç bir şey yolunda gitmiyor diyenlere...

Bambu ağacının yetişmesi, olumlu ısrar için güzel bir örnektir. Çinliler bambu ağacını şöyle yetiştirir: Önce ağacın tohumu ekilir, sulanır ve gübrelenir. Birinci yıl bir değişiklik olmaz. Tohum yeniden sulanıp gübrelenir. Bambu ağacı ikinci yılda da filiz vermez. Üçüncü ve dördüncü yıllarda da bambu tohumu sulanır ve gübrelenir. Fakat inatçı tohum bu yılda da filiz vermez. Çinliler büyük bir sabırla devam ederler. Ve nihayet beşinci yılın sonlarına doğru bambu yeşermeye başlar ve altı hafta gibi kısa bir sürede yaklaşık 27 metre boya ulaşır. İlk soru sudur: Bambu ağacı 27 metre boya altı haftada mı, yoksa beş yılda mı ulaşmıştır ? Yanıt elbette beş yıldır. Başarının şartları her zaman çok basittir: Sabredin, inanın ve asla geri dönmeyin. 42

BD EYLÜL 2020

Muazzez İlmiye Çığ’dan

Mektup Var Bir Cumhuriyet Çınarı

DİL VE TARİH-COĞRAFYA FAKÜLTESİ

1

936 yılında kurulan Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinin, ne yazık ki, kuruluş amacının tarihçiler tarafından bile bilinmediğini görmek, oranın ilk mezunu olan beni çok üzüyor. Söylendiği gibi bu Fakültenin kuruluş amacının ne Fransızların edebiyat, ne de Almanların felsefe

fakültesi ile hiçbir benzerliği yoktur. Bu Fakülte yalnız Türk tarihi, Türk dili, Türk kültürünü araştıracak uzmanlar yetiştirmek üzere kurulmuştu. Çünkü o zamana kadar bu konularda yazılmış kitaplar yoktu. Batı'da yazılan çok kısıtlı kitaplarda da Türk dili ve tarihinin MÖ üçüncü 43

BD EYLÜL 2020

Atatürk sermayesini kendi cebinden vererek Dil ve Tarih Kurumlarını kurdurmuştu.

yüze kadar var olduğu yazılıyordu. Diğer taraftan Anadolu’da Türkçe konuşuluyor, fakat bunlar Türk olduklarını söyleyemiyor, “Osmanlıyız” diyorlardı. Babam bana çok küçük iken “Sana nesin diye sorarlarsa”, “Türk’üm” diyeceksin diye öğretmişti. Türkler, Türk olduklarını ne yazık ki, bilmiyorlardı. İşte bu nedenle Atatürk, Türk tarihinin, kültürünün ve dilinin yaşam zamanını, yayılma alanlarını, kültüre yaptıkları katkıları araştıracak uzmanlar yetiştirmek istedi. Bu uzmanlara bu araştırmaları yapmak için kaynak gerekliydi. Nereden bulacaklardı bu kaynakları? Türklerle tarihi ilişkisi olan bütün milletlerin yazılı belgelerini okumakla elde edebileceklerdi. Kimlerdi bu milletler? Başta Çinliler, Hintliler, İranlılar, Ruslar, Macarlar, 44

Latinler, Yunanlar Atatürk: ve Araplardı. Bütün “Bırakın şu bu milletlerin dili Samileri, ve kültürü öğretiSumeroloji lecekti. Atatürk bir adı altında Fransızca kitapta bir bölüm Sümerlilerin Orta de buraya Asya’dan gelmiş ola- alınacaktır.” bilecekleri, dillerinin Türk dillerine benzediğinin yazılı olduğu yerin altını çizmiş ve yanına kocaman eski harflerle “önemli” yazmış (kitap Anıtkabir’de teşhir edilmektedir). Buna göre Sümerliler de Türk olabilirler düşüncesi ile Atatürk Asuroloji yerine “Bırakın şu Samileri, Sumeroloji adı altında bir bölüm de buraya alınacaktır.” diyor. (Bunu bana hocam Hans Güstav Güterbock anlatmıştı.)

D

iğer taraftan Atatürk Hattuşa’da Almanların kazı yaptıklarını, buldukları Hitit tabletlerini oku-

BD EYLÜL 2020

duklarını, Hititlerin Anadolu’nun Malche yolu ile 10 yıllık bir devlet ortasında 500 yıllık bir devlet kurolan Türkiye Cumhuriyetine başvuduklarını öğrenmiş, hatta onlarla ilruyorlar. Bunu duyan Atatürk “Dergili yurt dışında çıkan ilk dergiyi de hal gelsinler” diyor. 1933 yılında himayesine almıştı. Anadolu’da 500 Almanya ile onlarla ilgili yapılan yıl hüküm sürdüklerine göre Hititantlaşmada “Bundan sonra bu lerin de Türklerle ilişkisi olabilirdi. şahıslar ister hapiste, ister sokakta İşte bu düşünce ile bu programa Hi- olsun Türk Devletinin memurutitoloji bölümü de konuldu. durlar. Onların gelmesine Alman Bunlara arkeoloji ve antropoloDevletinin engel olacağını tahmin ji, genel tarih ve coğrafya bölümetmiyoruz. Eğer engel olmaya leri eklenerek yalnız Türk tarihi, kalkışılırsa biz nasıl çözümlenedili ve kültürünü ceğini biliyoruz” araştıracak koca bir deniyor. On yıllık kaynaklar programı bir devletin o günkü oluşturulmuştu. BuAlmanya’ya karrada çalışacaklara şı bu tutumu son kitaplar gerekti, derece önemli idi. çalıştığı yerlere gitOnlar Türkiye'ye meleri gerekecekti, gelmeye başlayınca bunlar için para Alman Hükümeti gerekti. Bunun için uyanıyor ve bize de sermayesini Ata“Onları almayın, Prof. Albert Malche türk kendi cebinden size daha iyilerivererek Dil ve Tarih Kurumlarını ni gönderelim” diyor ama bizim kurdurmuştu. devlet aldırmıyor. Gelenler yalnız Bu kadar bölümde ders verecek canlarını kurtarmak isterken onlara uzman hocalarımız yoktu. 1930 yılkendi alanlarında istedikleri eğitimi, larında Almanya ve Almanların el çalışmayı yapma olanağı sağlanıyor. koyduğu ülkelerdeki üniversitelerde Kitaplık isteniyor alınıyor, laboraYahudi olan ve ailesinde Yahudi bu- tuvar isteniyor yapılıyor. İstanbul lunan bütün öğretim görevlileri işle- Üniversitesi Batı düzeyinde bir ünirinden atılıyor. Bunlar İsviçre’de bir versite oluyor. Ankara’da fakülteler dernek kuruyorlar ve bu dernek yolu açılıyor. ile kendilerini alabilecek ülkelere İşte Dil ve Tarih-Coğrafya Fabaşvuruyorlar. Hiçbiri, hatta bir göç- kültesinin gerekli hoca kadroları da men ülkesi olan Amerika bile, Hitler bunlarla dolduruluyor. İlginç olanı korkusu ile onları kabul etmiyor. bunlar arasında Yahudi olmayan ve O arada İsviçre’den Türkiye Almanya’nın o zamanki idaresini Cumhuriyeti'ne eğitim danışmanı beğenmeyip bize sığınan hocalar da olarak davet edilmiş Prof. Albert vardı. Bunlardan Türk dili profesörü 45

BD EYLÜL 2020

Von Gaben, Arkeoloji profesörü Von der Osten’ı sayabiliriz. Aslında bu fakülte bizim için çok lükstü ve işin ilginç yanı dünyada böyle bir fakülte yoktu. Benim Sumeroloji hocam Benno Laandsberger, Hititoloji hocam Hans Gustaw Prof. Hayriye Erbaş ve “Bir Cumhuriyet Çınarı, Sözlü Tanıklıklarla Güterbock idi ve Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin 75 Yılı” adlı kitabı onlarla ölünceye kadar irtibatımız kesilmedi. geniş bilgiyi, Fakültenin 75. yılını Fakülteden 1940 yılında mezun kutlamak için, Sayın Prof. Hayriye olduktan ve İstanbul Arkeoloji MüErbaş’ın büyük bir özveri ve gayzelerine atandıktan sonra bir daha retle derlediği “Bir Cumhuriyet okuluma geri gidemedim. Fakat Çınarı, Sözlü Tanıklıklarla Dil ve Fakültede bazı öğrenci hareketTarih-Coğrafya Fakültesi’nin 75 lerinin başladığını uzaktan uzağa Yılı” isimli kitabından öğreniyoruz. duyuyordum. Bu beni çok üzüyordu. Kitap için, o zamana kadar, Fakültede okuyan ve mevki sahibi olan 50 değerli üyenin davet edildiği bir toplantı düzenleyen Sayın Erbaş, benim de aralarında olduğum konuklarla konuşmuş, röportajlar yapmış. Burada, 1940 yılı ilk mezunlarından (O zaman hayatta olan Sayın Halil İnalcık, Sayın Nimet Özgüç ve benimle) 2011 yılı mezunlarına kadar, hemen hepsi mevki sahibi veya Ata’mızın açtığı ve aydınlattığı yolöğretim görevlisi olan veya olmuş da çalışıp, didinecekleri yerde genç- olan kimselerle yapılan röportajlar lerimiz, ABD ve SSCB arasındaki sayesinde Fakültede o güne kadar Soğuk Savaş'ın, ithal hesaplaşması olan değişimi ve kuruluş amacından içine çekiliyorlardı. nasıl saptığını anlayabiliyoruz. Fakültede 1940’tan itibaren olan İlk olarak sosyal antropoloji bödeğişiklikleri ve bunların nedenlelümünde “ırkçılık” yapılıyor diye rini, daha sonra olanlar hakkında bazı öğrenciler başkaldırıyor. Bu

ASLINDA BU FAKÜLTE BİZİM İÇİN ÇOK LÜKSTÜ VE İŞİN İLGİNÇ YANI DÜNYADA BÖYLE BİR FAKÜLTE YOKTU.

46

BD EYLÜL 2020

arada İkinci Cihan Savaşı başlıyor. Bize gelen değerli hocalara karşı çıkanlar yüzünden onlar artık kendilerini kabul eden ülkelere gitmeye başlıyor. Röportajlara göre Fakülte iki yönde takip edilebilir. 1945’e kadar olan süreç ve ardından Demokrat Parti’nin kurulması, çok partili rejime geçilmesi ile başlayan süreç. Bundan sonra sağ-sol çatışmaları ile üniversitelerde başlayan öğrenci hareketleri kuşkusuz DTCF’de sirayet ediyor. Bu yüzden yeni yetişen çok değerli hocalarımız işlerinden atılıyor. İlk kırılma bu yetişmiş değerli hocaların Fakülteden komünist diye uzaklaştırılması ile başlıyor. Bunlar yurdu bırakıp dış ülkelere kaçmak zorunda kalıyor. Fakültede en son bilgilere göre verilen son derece kaliteli eğitim sayesinde bu değerli hocalar Amerika gibi ülkelere memnuniyetle kabul ediliyorlar. Sağ-sol hareketleri Dil Tarih'teki eğitime fazla zarar vermiyor. Fakültede eğitim son derece demokratik olarak sürüyor. Bu arada yeni bölümler açılıyor.

K

onuyla ilgili olarak, Sayın Prof. Hayriye Erbaş’ın “Bir Cumhuriyet Çınarı” kitabındaki söyleşilerden aşağıdaki örnekleri verebiliriz: Prof. Şerafettin Turan (Sayfa 283) “Fakülte kuruluş yasası itibarıyla iki fonksiyonu üstlenmiş ve özel bir amaçla kurulmuştu. Birincisi öğretmen yetiştirmek, diğeri de kültürlü bilim adamları yetiştirmek için” diyor. Prof. Sekine Karakaş (Sayfa

FAKÜLTEDE EN SON BİLGİLERE GÖRE VERİLEN SON DERECE KALİTELİ EĞİTİM SAYESİNDE BU DEĞERLİ HOCALAR AMERİKA GİBİ ÜLKELERE MEMNUNİYETLE KABUL EDİLİYORLAR. 747) “Dil Tarih, cumhuriyetin inşası, cumhuriyet değerlerinin gerçekleştirilmesini oluşturacak unsurların ortaya çıkarılması için kurulmuş bir fakültedir. Atatürk öncelikle yurt bilincimizin, tarih bilincimizin, dil bilincimizin gelişmesi için bu fakülteyi kurdu. Bilim insanlarını kendimiz yetiştirelim ülkemiz tarih coğrafyası, ülkede yaşayanların dili, Türk bilim insanları tarafından araştırılsın ortaya konulsun istedi. Buradan mezun olanlar öğretmen olabilsinler istedi” diyor. Zümrüt Nahya (Sayfa 785) “Atatürk, Türk tarihinin, Türk coğrafyasının, Türk insanının yapısının incelenmesini istediği için kurmuş Dil Tarih’i” diye vurguluyor kuruluş amacını. Evrim Erkılıç (Sayfa 859) “18 tane farklı bölümün ve yaklaşık 70 tane farklı ana bilim dalının olduğu bir fakülte” diyerek fakültenin akademik çeşitliliğine vurgu yapıyor. 47

BD EYLÜL 2020

Kitabın hazırlandığı zamanki dekan Prof. Rahmi Er (Sayfa 819) “DTCF Türkiye’deki siyasal gelişmeleri çok yakından takip eden ve bunları yaşayan ve yaşatan bir fakülte olmuştur. DTCF cumhuriyetin kültür politikasının belirlenmesinde son derece önemli bir rol üstlenmiş ve üstlenmeye de devam ediyor. Bir ulusu yaratmak ancak bir ideoloji etrafında toplamakla mümkün olur. Bunun yolu da tarih ve dil çalışmalarından geçer. DTCF gerek öğrenci sayısı gerek eğitim, öğretim yaptığı program sayısı bakımından yurtiçi ve dışındaki pek çok üniversiteden daha büyük bir fakülte. Bu fakülte 3 fakülteyi sinesinden çıkarabilecek bir fakülte. Yani tarih, filoloji ve güzel sanatlar. Talebe sayısı şu an 9500” diye fakülteyi anlatıyor ve “1940’lı yıllarda ideolojilerden dolayı öğretim üyelerinin maruz kaldığı muamele ve görevlerine son verilmeleri, DTCF tarihinin olumsuz sayfalarıdır” diye ekliyor. Prof. Melek Delilbaşı kendisiyle yapılan söyleşide (Sayfa 698) DTCF kuruluşu hakkında “700 yıldan fazla hüküm süren bir imparatorluk dağılmış, bir ulus devlet yaratılacak. Tebaa statüsünde olan vatandaşlar hür iradeli, hür düşünceli yurttaşlar haline getirilecek. Bu nasıl olabilir. Bu Türk tarihini, Türk kültürünü, Türk kimliğini tanımakla olabilir. O zamana kadar bunlar bilinmiyordu. Türk tarihi üzerine çalışmalar 19. ve 20. yy başlarında tek tük olarak Batılılar tarafından Türkler hakkında yazıl48

mış olan: Çadırda yaşayan kabileden oluşan Osmanlı Türkler Bizans sınırına yerleşmiş. Bunlar sarı ırka mensup, medeniyet yoksunudurlar. Bilinenler, yazılanlar buydu. Bu algıyı düzeltmek için Fakültemize yüklenen iki önemli misyon var; biri ulusal, diğeri evrensel” bilgilerini paylaşmıştır.

E

vet sevgili okurlar, dünyada eşi benzeri az bulunur bir lider olan Atatürk, yanına yüzyıllarca perişan edilmiş, cahil bırakılmış Anadolu halkını da alarak bir uluslaşma süreci başlatmış, hızla ve kararlılıkla hayata geçirdiği devrimleri sayesinde Türklüğün, ne olduğundan bihaber Anadolu insanı tarafından farkına varılmasını sağlamış ve bunu dünyaya da duyurmuştur. Bu sürecin en önemli kurumlarından birisi olan Dil, Tarih-Coğrafya Fakültesi’ni de bu amaca yönelik kurmuştur. Bu kurumda yetişen bilginler sayesinde genel olarak Türk tarihi, Osmanlı tarihi, Selçuklu tarihi, Anadolu ve Mezopotamya tarihi ve İslam tarihi ile ilgili çok önemli çalışmalar yapılmıştır. Fakülteden yetişmiş arkeologlar Orta Asya’da yaptıkları kazılarda keşfettikleri bulgular ve eserlerle tarihimizi aydınlatmış ve aydınlatmaya devam etmektedirler. Günümüz dil, tarih ve coğrafya araştırmalarının geldiği noktadan baktığımızda ise Anadolu’nun gerçekten de, Ata’nın kendi tabiriyle, “En az 7 bin senelik bir Türk beşiği” olduğu artık gün gibi açıktır. Ne mutlu Türk’üm diyene!!! •

Promete

BD EYLÜL 2020

Necdet Pamir

Hukuki Tanımlar Işığında

Doğu Akdeniz’deki Gelişmeler D

oğu Akdeniz bölgesi ve Kıbrıs adası civarında son yıllarda gerçekleştirilen hidrokarbon keşiflerinin de etkisiyle; giderek artan bir hareketlilik ve gerilim gözlenmektedir. En son gelişme, Türkiye’nin MTA-Oruç Reis arama gemisinin, Türkiye Cumhuriyeti’nin 18 Mart 2019’da ilan ederek BM’e bildirdiği kıta sahanlığı içinde arama yapmak üzere görevlendirilmesi sonrasında yaşanmakta olan süreçtir. »

49

BD EYLÜL 2020

BM Deniz Hukuku Sözleşmesi ve uluslararası hukuk çerçevesinde; Doğu Akdeniz’de, tüm kıyıdaş devletlerle birlikte, Türkiye’nin de Akdeniz kıyılarından başlayarak, açık denize doğru 200 deniz mili (yaklaşık 370 km) içinde; deniz yüzeyinde, su kolonunda ve deniz dibindeki tüm zenginliklerde tartışılmaz hakkı vardır. Dolayısıyla, işin özü budur; gerisi ise Yunan-Rum ikilisinin klasik kışkırtmaları ve AB ülkeleriyle ABD’nin, bu durumdan vazife çıkararak söz konusu ikiliye sahip çıkarak, Türkiye’ye “ayar verme” çabalarından ibarettir.

K

onuyu en yalın biçimiyle özetleyebilmek ve uluslararası hukuk ve hakkaniyet ilkeleri içinde nesnel olarak açıklayabilmek için, deniz hukukunun bazı temel kavramlarına başvurmakta yarar görülmektedir. Bu kavramların

50

başlıcaları; Kıta Sahanlığı (KS) ve Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) tanımlarıdır. Bunların yanısıra, Türkiye gibi Akdeniz’e bakan en uzun anakara şeridine sahip ülkeler karşısında, adaların hukuki statüsü de konunun bir diğer önemli boyutudur. “Deniz hukukuna yazılı bir biçim verme amacıyla yapılan ilk resmi düzenleme (kodifikasyon) girişimi, BM Cemiyeti çerçevesinde, 1930’da yapılmış, ancak (karasularının genişliği konusundaki görüş ayrılıkları nedeniyle) başarısızlıkla sonuçlanmıştır.”1 Daha sonra 1947, 1958 ve 1974 yıllarında da çeşitli konferanslar toplanmıştır. 1974 yılında Karakas’ta yapılan toplantıyla başlayan 3. Deniz Hukuku Konferansı, 10 Aralık 1982 tarihinde imzaya açılan BM Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS)’nin çok sayıda devlet tarafından kabulü ile sonuçlanmıştır. Münhasır Ekonomik

BD EYLÜL 2020

Bölge (MEB) kavramı ve tanımı, uluslararası hukuka, 1982 BMDHS ile girmiştir.”

kaynaklarını işletmediği takdirde hiç kimse, sahildar devletin açık rızası olmadan bu çeşit faaliyetlere girişemez. 3- Sahildar devletin kıt’a sahanlığı üzerindeki hakları fiili veya nazari işgalden bağımsız olarak mevcut olduğu kadar her türlü açık beyandan da bağımsız olarak mevcuttur. 4- İşbu kısımda öngörülen doğal kaynaklar, deniz yatağı ve toprak altının madensel kaynaklarını ve diğer cansız kaynaklarını ve keza sedanter türden canlı organizmaları; yani

Kıta Sahanlığı (KS) BMDHS’nin VI. Bölümü’nde2 Kıta Sahanlığı kavramı, etraflıca tanımlanmaktadır. Bu bölümün ilk maddesi olan 76/1 maddesi şöyledir: “1- Sahildar bir devletin kıt’a sahanlığı, karasularının ötesinde kıt’a kenarının dış eşiğine kadar veya bu eşik daha az bir mesafede ise, karasularının ölçülmeye başlandığı esas hatlardan itibaren 200 deniz mili mesafeye Görüleceği gibi, devletlerin olan kısımda, Kıta Sahanlığı üzerindeki bu devletin kara ülkesinin dohaklarının herhangi bir ğal uzantısının şarta bağlı olmadığı ve bütünündeki denizaltı alanilan edilmesi gerekmediği larının deniz belirtilmiştir. yatağı ve toprak altlarını içerir.” KS üzerinde sahildar devletin hakları ise BMhasata elverişli duruma geldikleri DHS’nin 77. Maddesi’nde ayrıntılı zaman, deniz yatağında veya bu yaolarak tanımlanmaktadır. Maddenin tağın altında ya hareketsiz bulunan ilgili paragrafları şöyledir: veyahut da hareketleri deniz yatağı 1- Sahildar devlet, kıt’a sahanveya toprak altı ile sürekli temasa lığı üzerinde araştırmada bulunmak bağlı olan organizmaları içerir. ve buranın doğal kaynaklarını Görüleceği gibi, devletlerin işletmek amacı ile egemen haklar KS üzerindeki haklarının herhangi kullanır. bir şarta bağlı olmadığı ve ilan e2- 1. paragrafta öngörülen haklar dilmesi gerekmediği belirtilmiştir. şu anlamda münhasırdır ki, sahildar Uluslararası Adalet Divanı da devdevlet kıt’a sahanlığında araştırmaletlerin bu haklarının (KS), ab inito da bulunmadığı veya buranın doğal (başlangıçtan beri) ve ipso facto

51

BD EYLÜL 2020

(kendiliğinden) olduğunu, 1969 kararında teyit etmiştir. Kıyı devleti, kendi KS’nda her türlü zenginliğin tartışmasız sahibidir. Sözleşmenin 81. Maddesi ise şöyledir: “Sahildar devletin, hangi amaçla olursa olsun, kıt’a sahanlığı üzerindeki delme faaliyetlerine izin verme ve bu konuda düzenlemelerde bulunma konusunda münhasır hakkı olacaktır.” Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) MEB ise karasularının ölçülmeye başlandığı esas hatlardan itibaren 200 deniz mili (yaklaşık 370 km) genişlikteki deniz alanlarının, deniz yatağı ve toprak altı ile üzerindeki suların, canlı ve canlı

ekonomik bölgeye her türlü araç gereç yerleştirme ve orada bilimsel araştırma yapma hakkına sahiptir. Sözleşme ayrıca kıyı devletine, ekolojik denge ve çevreyi koruma yükümlülüğü getirmektedir.3 MEB; KS’ndan farklı olarak, sadece deniz yatağı ve toprak altındaki canlı/cansız zenginlikleri değil, denizdeki canlı ve cansız zenginlikleri de içermektedir.

Adaların Konumu “Uluslararası hukuk, adalara KS’na sahip olma hakkı tanır. Ancak bu tanıma, adaların sınırlandırma esnasında anakara ülkeleri ile aynı statüde oldukları anlamına gelmemektedir. Ters yöndeki adaların, anakaradaki deniz yetki alanlarına etkisi ile ilgili olarak; çok sayıda Uluslararası Adalet Divanı, Münhasır Ekonomik Bölge; Uluslararası Deniz Kıta Sahanlığından farklı olarak, Hukuku Mahkemesi (ITLOS) ve Uluslasadece deniz yatağı ve rarası Hakem Heyeti toprak altındaki canlı/ kararları mevcuttur. Bu davalarda, cansız zenginlikleri mahkemeler ya da değil, denizdeki canlı ve hakem heyetleri, cansız zenginlikleri de ters tarafta yer alan adalara, ya sadece içermektedir. karasuları hakkı tanımışlar (yani hiç MEB olmayan kaynakları üzerinde, kıyı tanımamışlar) ya da sınırlı MEB devletlerine bazı ekonomik hakların hakkı vermişlerdir. tanınmasını öngören bir kavramdır. Örneğin, Romanya – Ukrayna MEB, KS kavramını da içermekteDavası’nda mahkeme, Ukrayna’ya dir. Egemenlik hakkının doğal bir ait olan ve ortay hattın ters tarafında uzantısı olarak kıyı devleti münhasır yer alan Yılan Adası’na, karasuyu 52

BD EYLÜL 2020

kadar yetki alanı tanımıştır. Kararda, “Ukrayna’ya ait olan Serpent (Yılan) Adası karasuyunun kullanıldığı; sınırlandırmanın, söz konusu adaya karasuyu ötesinde deniz yetki alanı tanımadığı” belirtilmiştir.4 AB üyesi olan İspanya ile Fas arasında da benzer bir durum söz konusudur. İki ülke arasındaki sınırlandırmada ters tarafta kalan (Fas’a yakın) İspanyol adalarına (Chafarinas takım adaları), Fas ana karası önünde, karasuları dışında bir deniz yetki alanı tanımamaktadır. Dolayısıyla Yunanistan'ın Meis ve (Türkiye – Yunanistan ortay hattının Türkiye tarafında-ters tarafta yer alan) diğer adalarının eşit MEB'i olduğu iddiası, hukuki ve yaşanan gerçeklerle örtüşmemektedir. Bu anlamsız ve haksız taleplerin, uluslararası hukuk açısından geçerli olmadığı, uygulamalar ve mahkeme kararlarıyla defalarca kanıtlanmıştır. Ayrıca, uluslararası hukuk

çerçevesinde; Türkiye gibi, Doğu Akdeniz’deki en uzun kıyı şeridine (1870 km) sahip ana karanın, açık denize doğru uzanımı, görece kıyısı son derece sınırlı bir ada (Meis) tarafından kesilemez. Kaldı ki Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’e bakan tüm adalarının toplam kıyı uzunluğu 167 km’dir. Dahası, ana karaya 200 mil mesafe içinde yer alan adalara. Dolayısıyla, Yunanistan ve GKRY’nin hukuka ve hakkaniyete aykırı “maksimalist” taleplerinin hiçbir geçerliliği yoktur. Türkiye’nin bugüne kadar yürüttüğü tüm arama ve sondaj amaçlı faaliyetler, Türkiye’nin 18 Mart 2019 tarihinde BM Genel Sekreterliği’ne verdiği “Türkiye’nin kıta sahanlığının dış sınırını tanımlayan” mektupta ifade edilen bölgede ve KKTC’nin Kıbrıs adası etrafında, Rumlarla eşit haklara sahip olduğu alanda yürütülmektedir. KKTC’nin “eşit hakları”, 1959 Londra ve 53

BD EYLÜL 2020

Zürih Anlaşmaları’nın belirlediği Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’ndan kaynaklanmaktadır. +Türkiye’nin KS ise, BM Genel Sekreterliği’ne verilen mektupta ifade edildiği gibi “Uluslararası hukuka göre, Türkiye’nin kıta sahanlığının dış sınırı, yukarıda zikredilen deniz alanlarında Türkiye ile Mısır arasındaki orta hat (median line) takip edilerek 28 derece doğu boylamının batısındaki bir noktada olacaktır.” cümlesinde ifade edilmiştir. Nitekim Libya ile 27 Kasım 2019’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Libya Devleti Hükümeti Arasında Akdeniz’de Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası” ile 18 Mart 2019 tarihli belgede yer alan “28 derece doğu boylamının batısına” uzanılmıştır. TPAO da bu mutabakat muhtırasının imzalanmasının ardından, haritada gösterilen bölgede yeni lisans talebinde bulunmuş ve lisans almıştır. Mısır-Yunanistan MEB Anlaşması Mısır ile Yunanistan arasında, Türkiye-Libya mutabakatının paniği ile imzalanan anlaşma ise hukuksuz ve geçerliliği olmayan bir 54

anlaşmadır. Zira uluslararası hukuka göre, ana karadan (Yunanistan) 200 milden daha az uzaklıktaki adalar MEB üretmezler. Bir diğer ifadeyle, ana karanın MEB alanına dâhillerdir ve ayrıca MEB oluşturamazlar. Emekli Tümamiral Cihat Yaycı’nın belirttiği gibi “Yunanistan’ın Girit ve Rodos adaları arasında deniz yokmuşçasına düz esas hat çizerek karasuları sınırı oluşturması ve bu hattan itibaren MEB belirlemesi, Türkiye’nin deniz hak ve menfaatleri bakımından asla kabul edilebilir olmadığı gibi, uluslararası deniz hukukuna da aykırıdır ve hukukun ihlalidir. Dolayısıyla Yunanistan-Mısır Deniz Yetki Alanları Sınırlandırma (MEB) Anlaşması geçersizdir.”5

D

iğer yandan, Mısır ile ilişkilerimiz, başta Libya’daki konumlarımız olmak üzere son derece gergin ise de halen bu ülke

BD EYLÜL 2020

ile “ikinci kanal” görüşmeler sürdürülmektedir. Mısır ve İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile MEB Anlaşması imzalamış durumdadır. Oysa Mısır, MEB konusunda Türkiye’nin MEB konusundaki tezine (adalar, ana karanın açık denize uzanımını kesemez) uygun konum alması halinde, 21 bin 500 kilometre kare MEB alanı (GKRY aleyhine) kazanacaktır. Benzer görüşmeler, İsrail ile de sürmektedir. İsrail de benzer nedenle 4 bin 600 km2 MEB alanı kazanacaktır. GKRY’nin, Kıbrıs adasının tek sahibi imiş gibi hareket ederek ve uluslararası hukuka aykırı olarak, uzun anakara karşısında adaya da eşit (ortay hat esasına göre) MEB verileceğini iddia eden bu geçersiz tezi ile Lübnan da 3 bin 957 km2 alan kaybetmektedir. Türkiye’nin bu devletlerle mü-

zakerelerinde bu hususa ağırlık vermesi, son dönemdeki arama ve sondaj faaliyetleri ve Libya ile imzalanan mutabakat ile ülkemiz lehine gelişmekte olan dengeyi tamamen ülkemizden yana çevirecektir. Dış politikamızda; kıyıdaş ülkelerle karşılıklı çıkarlarımızı öne çıkaracak yeni bir yaklaşım, stratejik önem ve kanımca aciliyet taşımaktadır. • [email protected] 1- “Sorular ve Cevaplar ile Münhasır Ekonomik Bölge Kavramı”, Dr. Tümamiral Cihat Yaycı 2- Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi, BM Enformasyon Merkezi UNIC-Ankara 3- BM Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne göre Meis Adası'nın statüsü; Prof. Dr. İrfan Kaya Ülger, https:// www.aa.com.tr/tr/analiz/bm-deniz-hukuku-sozlesmesine-gore-meis-adasinin-statusu/1930943 4- “Sorular ve Cevaplar ile Münhasır Ekonomik Bölge Kavramı”, Dr. Tümamiral Cihat Yaycı 5- Cihat Yaycı’nın Doğu Akdeniz’deki son durum hakkında görüş ve değerlendirmeleri; https:// www.defenceturk.net/cihat-yaycinin-dogu-akdenizdeki-son-durum-hakkinda-gorus-ve-degerlendirmeleri

Hükümet Sokrates'e borçlu Yaşadığı dönemde Sokrates'in sıfatlarından biri de "Atina'nın sineği"ydi. Bazı Atinalılara göre kendisi aynı sineklerin atları rahatsız ettiği gibi Atina'yı rahatsız ediyordu... Sürekli sorular sorması ve o dönem için geçerli sayılan bütün kuralları sorgulaması bazılarını zıvanadan çıkarıyor, gençleri yoldan çıkardığı iddia ediliyordu. Sonunda bu tip suçlamalarla yargılandı ve ölüm cezasına çarptırıldı. Yargılama sırasında Sokrates'e suçları karşılığında nasıl bir cezayı kabul edeceği sorulunca Sokrates "bütün diğer verilecek şeyler saklı kalmak üzere bir de kendisinin bütün harcamalarının ve bakım masraflarının devlet tarafından karşılanmasını" talep etti. Diğer bir deyişle Sokrates'e göre devlet kendisinin maaşını ödemeli ve gıda yardımı yapmalıydı çünkü sorgulaması esasında Atina'ya yapılmış büyük bir kamu hizmetiydi. Şaşırtıcı değil, bu tutumu onun herhangi bir ceza almasını engellemedi. Bir kaç yüz yıl sonra Sokrates adı ölümsüz olacak, kocaman bir heykeli de Atina'nın ortasına "insanlığın en büyük temsilcilerinden biri" olarak dikilecekti. 55

BD EYLÜL 2020

Satır Arasında Ömer Dedeoğlu

TOPRAK ANA’NIN, ANA TANRIÇA’NIN, ANADOLU BACILARININ TOPRAKLARI BURASI.

Kadınımız

K

ökeninde anaerkil bir toplum olan, hayatın her aşamasında eşit olan, kadın-erkek beraber çalışan, üreten, eğlenen, ağlayan yeri geldiğinde omuz omuza savaşan, beraber ölen insanların toprakları. Bilinen ilk kadın şair Enheduanna’nın, Büyük Kraliçe Puduhepa’nın, Tanrıça Kibele’nin, Kara Fatma’nın, savaş pilotu Sabiha Gökçen’in toprakları… “Kutsal Anne”ye, “Ana Tanrıça”ya, “Ma Ana”ya ilk olarak 9000 yıl önce Çatalhöyük’te rastlıyoruz. Doğum, yaşam ve ölüm üzerinde egemen olan anne ve baş ögesi kadın olan bir inanış çıkıyor karşımıza. Daha sonraları Ana Tanrıça güneşle özdeşleşiyor. 56

BD EYLÜL 2020

Kenger isimli (Sümerler yurtlarına Ki. En. Gir veya Ki. Engur-Tanrının Ülkesi derlermiş) bir Türk boyu olan Sümerlerde ilk kadın hakları belgesine rastlıyoruz. Akad istilası ile Sami nüfusun artması yüzünden toplumda kadının yeri zayıfladığı için İÖ 2300’lerde Lagaş kralı Urugikina reform yapmak zorunda kalıyor. Buna göre fakir ve dul kadınlar zengin ve güçlüler tarafından ezilmeyecek, kadın ve erkek yaptıkları işte aynı ücreti alacaklardır. Fakat reformcu kralın ölümünden sonra kadınların ücreti yine yarım ücrete indiriliyor. Entelektüel hayatın parçası ve doktor, ebe, sekreter, şair, müzisyen, sihirbaz, berber, meyhaneci ve dokumacı mesleklerinde kadınları da görüyoruz. Orta Anadolu’da büyük arkeolojik merkezlerde bulunan belgelere göre Asur ticaret kolonilerinde kadınlar da erkekler kadar ticari işlerin içindelermiş. Kadının gerçek özgürlüğüne kavuşması ancak ekonomik bağımsızlığı ile mümkün olduğundan, Anadolu kadını bu çağda da medeni hukuk açısından erkek ile eşitmiş, yerel adet ve yasalar çerçevesinde boşanma hakkı varmış. » 57

BD EYLÜL 2020

Buna ek olarak boşanma durumunda sahip olunan mallar taraflara eşit olarak bölünüyormuş. Aynı belgelerde devlet yönetiminde olan saray çevresi kadınları ile bağımsız kadın tüccarların bahsine rastlıyoruz. Bazı şehir devletlerin başında kraliçeler olduğunu ve bu çağda Anadolu kadınının hayatın içinde önemli bir yeri olduğunu anlıyoruz. Eski Hitit Krallığı’nın hemen öncesine denk gelen bu dönemde kadın haklarının genişliği, Anadolu’da tarih öncesi çağlardan beri var olan anaerkil aile yapısını yansıtmaktadır.

kadın var. Orta Anadolu’ya yerleşip bu toprakları yüzyıllarca egemenlikleri altına alan Hititler, yeni vatanlarında eskiden beri var olan, kadına hak tanıyan, kadını ön plana alan, anaerkil aile tipinin geleneklerini benimseyip devam ettirmişlerdir. Hitit kadını hem yönetim hem de dini alanda önemli bir yer tutmuştur. Hitit her ne kadar ataerkil bir yapıya sahip olsa da, koca, ailede tek ve mutlak reis değilmiş ve kadının burada da boşanma özgürlüğü varmış. Eski Anadolu kadınının, kadın hakları ve özgürlüğü açısından, çağının çok HİTİTLER, YENİ ötesinde olduğu açıktır. Yunan VATANLARINDA ve Romalılarda ESKİDEN BERİ VAR kadın aile hayatı içinde kalmış, OLAN, KADINA evinin dışında HAK TANIYAN, resmen politika ve devlet işlerine KADINI ÖN PLANA karışmamıştır. ALAN, ANAERKİL Özgürlüğü sınırlıdır. Ortaçağ AİLE TİPİNİN Avrupa’sının deGELENEKLERİNİ rebeylik düzeni içinde de durum BENİMSEYİP DEVAM Hitit dönemi kucağında aynı olmuştur. çocuk olan tanrıça heykeli ETTİRMİŞLERDİR. Türklerin İslamiyet’i kabul Kafkaslardan geldiği düşünülen etmeden önceki dönemlerde Hun, ve Anadolu’da karşılaştığı; bilimde Uygur, Saka ve Oğuzlar’ın (Türkilerlemiş Luviler ve tarımda ilerlemenler) toplumda kadına yüksek miş Hurriler ile aynı dili konuştuğu ve değerli bir yer verdiklerini, Haiçin hiç problem yaşamadan kaykan’ın yanındaki kraliçeye eşdeğer naşan ve bu sayede de büyük bir Hatun’un da eşit yetkileri olduğunu uygarlık inşa edebilen Hititlerde de biliyoruz. Anadolu’da ise sırasıyla hukuk karşısında erkek ile eşit bir Bizans İmparatorluğu, Selçuk ve 58

BD EYLÜL 2020

Osmanlı egemenliğinde dini devlet düzeni, dinin etkisi ve katı kuralları yüzünden kadının daima toplum ve aile içinde erkeğin gerisinde yer aldığı bir dönem yaşanmıştır. Diğer taraftan Anadolu Selçukluları ANADOLU SELÇUKLULARI zamanında ZAMANINDA AHİ TEŞKİLATI’NIN rastladığımız Ahi TeşkilaKADINLAR KOLU OLAN ANADOLU BACILARI, tı’nın kadınlar kolu olan Ana- TÜRK KÜLTÜR VE MEDENİYETİNİN, DİL VE dolu Bacıları, EDEBİYATININ GELİŞMESİNDE, TÜRK SANAT VE Türk kültür TİCARET AHLÂKININ OLUŞMASINDA ÖNEMLİ ve medeniyetinin, dil ve ROL OYNAMIŞTIR. edebiyatının gelişmesinde, Türk sanat ve ticaMoğollar, Anadolu’yu işgal ret ahlâkının oluşmasında önemli edip, Selçuklu Devleti Moğol hakirol oynamıştır. Türkmen kadınlar miyetine girince iktidar kendisine tarafından kurulan bu teşkilat, güdirenen Ahi Teşkilatı ile beraber nün Anadolu kadınları arasındaki Bacı Teşkilatı’nı da dağıtmış, Sünni sosyal, ekonomik, kültürel ve hatta dini otorite de bunların aleyhinde askeri faaliyetleri örgütlemiş, eski kötü propaganda yapıp sapkın gibi gelenekleri canlandırarak bağnaz göstermeye çalışmıştır. Osmanlı dini otorite karşısında kadının yeBeyliği de, Batı Anadolu’ya sığınrini sağlamlaştırmaya çalışmıştır. mak zorunda kalan bu sosyal, kültüAlman oryantalist Franz Taescher o rel, ticari ve siyasi örgütlerin sağlam günün şartlarında kadınların böyle alt yapısı sayesinde devletleşmeyi bir örgütlenmeye gidebileceklerini o başarabilmiştir. Osmanlı’nın da teokadar imkânsız görmüştür ki “Bacı- kratik devlet yapısına yenik düşmeyan-ı Rum” isminin bir yazım hatası siyle, saraydaki entrikacı Hristiyan olduğunu ortaya atmıştır. şehzade anneleri haricinde kadınlar, 59

BD EYLÜL 2020

Kurtuluş Savaşı'nda mermi taşıyan kadınlarımız

sosyal ve ticari hayatın KURTULUŞ ti” ile TBMM’ye örgütlü tamamıyla dışına itilmişdestek olmuşlardır. Nitir. Son dönemlerinde bir SAVAŞI’NDA hayetinde de Cumhuritakım reformlar hayata yetin ilanıyla Atatürk’ün KADINIMIZ geçirilmeye çalışılsa da önderliğinde yüzlerce Milli Mücadele ve Cum- AKTİF BİR ROL yıllık zincirlerini kırmışhuriyet dönemine kadar OYNAMIŞTIR. lar ve erkeklerin yanında Osmanlı Anadolu’sunda yeni Türk devletinin kukadın ne yazık ki ikinci planda rucu ortakları olmuşlardır. kalmıştır. Bizim topraklarımızda analarıKurtuluş Savaşı’nda kadınımız mız, eşlerimiz, bacılarımız, nineaktif bir rol oynamıştır. Bu sayede lerimiz, teyzelerimiz, halalarımız de Anadolu Türk’ü Ulu Önder ve kutsaldır. Elde ettikleri özgürlüğü silah arkadaşlarının rehberliğinde hem kanlarıyla, hem kendi bilekleribu mücadeleden alnının akıyla çıknin hakkıyla, hem kendi alınlarının mıştır. Ülke işgal altındayken gösteriyle, hem de iyi evlat yetiştirerek teriler ve yürüyüşler düzenleyen kız (Zübeyde Ana gibi) elde etmişlerdir. kardeşlerimiz, silahlı mücadelenin Kadına şiddet, ikinci sınıf insan gibi başlaması ile cephe gerisindeki tüm görmek, eve kapatmaya çalışmak işleri üstlenmişler, sırtlarında yemek bizlere özgü değildir, Arap çöllerinve cephane taşımışlar, hemşirelik deki zavallılara özenenler tarafından yapmışlar ve erkeklerle beraber saithal edilmiştir.. vaşmışlardır. Kurdukları “Anadolu Türk devrimi özünde bir kadın Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiye- devrimidir. Omurgası da laikliktir. 60

BD EYLÜL 2020

Türk kadını bugün hayatın her alanında mücadele etmektedir. Cumhuriyetin tapusunda imzası vardır. Bu imza kan ve alın teriyle atılmıştır. Bugün ortalıkta milli ve yerliyiz diye gezenlerin dedeleri tekkelerde saklanırken, bizim analarımız cephede ölüyordu…

N

üfusunun yarısını eve hapsetmeye çalışan bir toplum ayakta kalamaz, yıkılmaya mahkumdur. Anamıza, bacımıza, kız çocuklarımıza dokunmayın… “Annem ufukta parlayan bir ışık, dağda dişi bir geyik,

Öğle zamanı bile ışıldayan bir sabah yıldızı, Annem tanrısal bir yağmur, iyi tohumlar için su, Turfanda yetişen bir üründür o. Annem turfanda kokan hurma ağacı, Bir meyve salkımı, bir süslü çelenktir o.” (*) [email protected] Kaynakça: (*) Anneye yazılmış bir Sumer-Kenger şiiri -Uygarlığın kökeni Sumerliler 1&2- M. İlmiye Çığ -Turkish Woman -Ayşe Cebesoy Sarıalp -Fatma Bacı ve Bacıyan-ı Rum - Mikail Bayram -Eski Anadolu’da Kadın - Muhibbe Darga -Anadolu Kadınının 9000 Yılı - Kültür Bakanlığı Derlemesi -Luviya Cilt 2 – Sefa Taşkın

Türk kadınının yeri ve görevleri Kadınlarımızın her millette olduğu gibi, bizim milletimiz için de ne kadar yüksek önemi olduğunu söylemeğe gerek yoktur. Bizim milletimizde kadın, eskiden bu önemi, gerçekten en yüksek derecede kazanmıştır. Büyük atalarımız ve onların anaları, tarihin, olayların tanıklığıyla kanıtlamıştır ki, cidden yüksek erdemler göstermişlerdir. Burada birçok noktalardan sayabileceğimiz o erdemlerin en büyüğü ve en önemlisi, değerli evlâtlar yetiştirmeleriydi. Gerçekten, Türk milletinin bütün dünyada, yalnız Asya’da değil Avrupa’da dahi büyük ezici kudret göstermiş olması, çok parlak hareketler yapmış bulunması, hep öyle değerli anaların erdemli evlâtlar yetiştirmesi ve daha beşikten çocuklarının ruhuna mertlik ve erdem aşılaması sayesinde idi. Şunu söylemek istiyorum ki, kadınlarımızın genel görevlerde üzerlerine düşen paylardan başka kendileri için en önemli, en hayırlı, en erdemli bir görevleri de iyi anne olmaktır. Zaman ilerledikçe, bilim geliştikçe, uygarlık dev adımlarıyla yürüdükçe, yaşamın, yüzyılın bugünkü gereklerine göre evlât yetiştirmenin güçlüklerini biliyoruz. Anaların, bugünkü evlâtlarına vereceği eğitim eski dönemlerdeki gibi basit değildir. Bugünün anaları için, gerekli özellikler taşıyan evlat yetiştirmek, evlatlarını bugünkü yaşam için faal bir unsur haline koymak, pek çok yüksek özelliği kişiliklerinde taşımalarına bağlıdır. Bu sebeple kadınlarımız, hattâ erkeklerden daha çok aydın, daha çok verimli, daha fazla bilgili olmak zorundadırlar. Eğer gerçekten milletin anası olmak istiyorlarsa böyle olmalıdırlar. 1928 (Atatürk’ün S.D. II, s. 151-152) 61

BD EYLÜL 2020

Evrensel Bakış Açısı Gürbüz Evren

Şamanizm ve Adetlerimiz Tek Tanrılı dinler ortaya çıkmadan önce insanların çok farklı inançları vardı. Milletler, halklar, kavimler geçtikleri yeni dinlere, kültürlerinden, eski inançlarından kaynaklanan adet ve göreneklerini de taşımışlardır.

62

K

onuya, ünlü Macar tarihçi Laszlo Rasonyi’nin (18991984) “Dünya tarihinde, Türklüğün İslâm’ı seçişi kadar başta önemsiz görünen, ama sonuçta etkisi büyük olan başka bir olay gösterilmez” sözlerini anımsatarak başlayalım. Rasonyi haklıdır, Türklerin İslâmiyet’i kabulü, sonuçları nedeniyle sadece bizim değil, dünya

BD EYLÜL 2020

tarihinin de en önemli olaylarından biridir. Çünkü Türkler sayesinde İslam coğrafyası büyümüş, dünyadaki dengeler, yansımaları günümüze kadar uzanacak şekilde değişmiştir. Ama şurası kesin, Türklerin İslam anlayışı, Farslar ve Araplarla aynı değildir. Çünkü Türkler eski inançlarından sayısız âdeti İslam’a taşımışlardır. »

63

BD EYLÜL 2020

Horâsân Valisi olarak atanmasıyla Bu durum, ülkemizdeki bazı keyoğunlaşır. Buhara birçok kez el simlerin toplumu Araplaştırma çabalarına rağmen bir gerçek olarak değiştirse de, 709 yılında Kuteybe tarafından geri alındı. Kentte önümüzde durmaktadır. Bu yazıda, Türklerin İslam’ı na- ilk mescit 712-713 yıllarında inşa edildi. Bu mescit Cuma namazları sıl yorumladıkları ve yeni dini nasıl için planlanmıştı. Halkın İslam diuyguladıklarını ele almayacağım. nine ilgi göstermesini ve mescide Amacım, yazı dizisi boyunca Türklerin önceki inanışları olup olmadığı gelmesini sağlamak için ise ilginç bir yönteme başvurulkonusunda muştu. Cuma namazına tartışmalar Türklerin İslam’la gelecek fakirlere 2 yaşanan Şadirhem dağıtılmaya manizm’den tanışmaları Emevilerin başlanmıştı. İslam’a akBuhara kentini 681 Kuteybe sonrasında tardıklarını, yılında ele geçirmeleriyle günlük yabaşlar ve özellikle de, şantımızdan Kuteybe bin Müslim’in örnekler vererek anlatmak. Horâsân Valisi olarak Bunun için atanmasıyla yoğunlaşır. de önce Şamanizm hakkındaki bilgileri paylaşacağım. Bir din veya inançtan ayrılarak, başka dine geçmek kolay ve hızla gelişen bir olay olmadığı gibi çok uzun bir süreçtir. Genel gö- gelen valiler de, Türklerin yurtlarına seferler düzenlediler, savaşlar rüş, Türklerin İslamiyet’e geçişinin 300 yılda tamamlandığı yönündedir. yapıldı. Emevi Devleti'nin yıkılıp yerine Abbasilerin gelmesiyle TürkDolayısıyla bıçakla kesilir gibi bir lerle savaş ve çatışmalar devam etti. değişim olmadığı için adetlerin, gelenek göreneklerin silkelenip atıl- Ama Abbasi Halifesi Mansur, 754 yılından itibaren Türklerin savaşçı ması söz konusu değildir. yanlarının güçlü olduğunu söyleTürklerin İslam’la tanışmaları yerek, belli bir ücret karşılığında Emevilerin Buhara kentini 681 onları askerlik hizmetine aldı. Bunyılında ele geçirmeleriyle başlar, özellikle de, Kuteybe bin Müslim’in ların arasından Bağdat’ta Halifelik 64

BD EYLÜL 2020

muhafızlığına getirilenlerin ise İslam’ı seçen ilk Türkler olduğu düşünülmektedir. Türklerin savaşlarda ne denli etkili olduğu görülünce, zaman içinde yenileri de muhafız olarak alınıp, o dönemdeki İslam coğrafyasının sınırlarına yerleştirildiler. Bir süre sonra da, Bizans’a karşı yapılan seferlerde yer aldılar.

ilişkilerini yoğunlaştırdı ve İslam’a kitleler halinde geçişlerinin önünü açtı. Süreç, 11, 13 ve 15. yüzyıllarda da devam etti. Ancak buraya kadar başlıklar halinde verdiğim gelişmelere bakıldığında, “Türkler kılıç zoruyla Müslüman oldu” iddiasının gerçeklere uymadığı anlaşılacaktır. Burada bir konuyu daha açıklığa kavuşturmakta yarar var. Talas Meydan Karahanlı DevSavaşı, bazı kaynakTalas Meydan leti ise tarihte bir lar tarafından TürkSavaşı, bazı ilke imza atmıştır. lerin İslam dinine Karahanlı Satuk geçişini sağlayan kaynaklar Buğra Han’ın 9. olay olarak göstetarafından yüzyılda İslamiyet’i rilir. Kimileri de, benimsediğini duArapların Türkleri Türklerin yurması, Asya’daki kitleler haline katİslam dinine Türkler için dönüm lettiği savaş olarak noktalarından biridir. geçişini sağlayan aktarır. Özellikle Satuk Buğra Han, sosyal medyada yaolay olarak Kaşgar ve Atbaşı gibi yılan bu kirli bilgiler iki önemli merkezi maalesef ilgi görür. gösterilir. İslamlaştırdı. Bu Oysa bugün Kırgıda Karahanlı topraklarında İslam zistan toprakları içinde kalan Talas dininin yayılmasının yolunu açtı. bölgesinde 751 yılında Araplar ile Bir süre sonra da, Uygurlar hızla Çinliler arasında yaşanan bu savaşa Müslümanlaştılar. Ama daha önceki Türkler de katılmıştır. Daha Müslüyıllarda Karluklular, Hazar Türkleman olmamış bazı Türk toplulukları rinin bir bölümü ilk Müslüman olan Çinlilerin ilerleyişini durdurmak Türk topluluklarıdır. için Araplara destek vermişlerdir. Tüm bu karşılaşmalar ve geAraplar da, Türkler sayesinde bu lişmeler Türklerin Müslümanlarla önemli savaşı kazanmıştır. 65

BD EYLÜL 2020

Orta Asya’da, Baykal Gölü'nden Kırım’a, Sibirya bozkırlarından Maveraünnehir ve İpek Yolu’na kadar uzanan coğrafyada yaşayan Türklerin kontrolü, Göktürkler'in elindeydi. Tüm Türklerin kağanı sayılan İlig Kağan ise kutsal dağ Ötüken’de oturuyordu. Yeri gelmişken hatırlatalım, Türklere göre dağlar Tanrı makamıdır. Yüksek dağ tepelerinin göklere yakın bulunması, onları bu inanca yöneltmişti. Türkler için Altay da kutlu dağdır.

dan cennete gitme hakkına sahipti. Kağan, Tanrı’nın Türkler için düşündüğü iyi işleri yapmakla görevliydi. Bunu başaramayan kağanların elindeki kut yani mutluluğun alındığı inancı egemendi. Türkler bu tür kağanlar için Kut’lu değil, değilmiş diyerek görevinin sonlandırılmasını sağlıyordu. İşte tam da burada, "Şamanizm nedir ve Türklerin dini midir?" Sorusuna geçelim. Eski inanç sistemi olarak Şamanizm ata ruhlarına ve

Kağanların, Gök doğa varlıklarına Eski inanç Tanrı tarafından tapınmaya dasistemi olarak yanmaktadır. Çin yeryüzündeki işlerini düzenlemesi, kaynaklarına göre, Şamanizm Türk milletinin önce Orta Asya ata ruhlarına Türkleri arasında refahı, mutluluğu için gönderildiğine ortaya çıkan Şave doğa inanılıyordu. Kamanlık daha sonra varlıklarına ğan’ın elinde Kut da diğer Türk tapınmaya yani mutluluk vardı boyları arasında ve bunu Türkler için dayanmaktadır. yayılmıştır. Ama kullanıyordu. Gökte Şamanizm sadece olduğuna ve “Tengri” denilen tanTürklerin değil Moğolların ve Asya rıya inanılıyordu. Tengri ayrıca sagöçebelerinin de eski dinidir. dece Türklerin öz tanrısıydı. İşte bu Bu inanca göre, gökyüzünde iyinedenle de, Türkler ölünce doğrulik tanrıları, yeraltında ise kötülük 66

BD EYLÜL 2020

tanrıları vardır, Şamanizm’de ayrıca benzer. Zeus, göğe yükselen Olimgüneşte, ayda, suda, ağaçta, ateşte pus Dağı’nda oturur ve tanrıların ve dağda uyuyan ruhların bulundutanrısıdır. Gök Tanrı da diğer tüm ğu inanılır. İyi ruha "Ülgen", kötü tanrılar ve ruhların üstünde, yaratıcı ruha "Erlik" adı verilir. "Ülgen"in özelliği olan tanrıdır. özelliği ise iyi ruhların başında Şaman inancının en önemli öğbulunması ve onlara retilerinden biri, insan emir veren bir tanrı oltürünün sonsuz bir Açıkça görülen masıdır. Bu en büyük şekilde devam edeceğibir gerçek var ruh göklerde yaşamakdir. Buna Atalar Kültü ki, Şamanizm tadır ve güneşi, ayı, denir. Çünkü bu inanca ile Tengricilik yıldızları, insanları, sahip bir kişi kendini ovaları, ateşi, yeri yababa, dede ve atalarına iç içe geçmiştir. ratmıştır. Dünyanın ait bir hayatın devamı düzenini kurmuştur. olarak kabul etmekteHastalık, ölüm ve tüm kötülüklerin dir. Dolayısıyla bu kişi geleceğini kaynağı ise kötü ruhlardır. Burakendinden sonraki nesillerde görda bilinmesi gereken bir konu da mektedir. Varoluş nedeni, çocuk ve cennet ve cehennem kavramlarıtorunlarına toplumun en iyi yanlarıdır. Ölümden sonraki hayatta iyi nı öğreterek yetiştirmektir. insanlar mükâfatlandırılır ve Gök Tengri Ülgen’in yanına “Uçmağ”a, azı araştırmacılar, Şaman yani Cennete alınır. Kötü insanlar inancının kökenini Budizm’e ise yeraltı Tengrisi Erlik’in yanına dayandırır ve güneyde ortaya kötü ruhların karanlıklar âlemine çıkarak Kuzey Asya’ya yayıldığını yani Cehenneme gönderilirler. İşte savunur. Bir dönem Türklerin de bu öğretiden hareketle bazı kesimdini olan Budizm, Türkçede Burkler Türklerdeki Tengri anlayışının Han’ cılık yani Burhanizm olarak Şamanlıkla ilişkisi olmadığına vur- adlandırılır. Bur Geyik Han Kral gu yaparlar. Gök Tanrı’ya inanan anlamındadır. Bir grup araştırmacı Türklerin tek tanrılı olduğu tezine da, Orta Asya’daki Türk toplulukağırlık vermeye çalışılır. Aslında ları tarafından benimsenen Şaman Tengri ve Şamanizm konuşulurken inancının Lamacılık adıyla da bibu çelişkiler sıklıkla gündeme gellinen Budist inancın yayılmasıyla mektedir. Yazı dizisi boyunca da ortaya çıktığını belirtirler. Buradan bu çelişkileri gözlemleyeceksiniz. hareketle Şaman kelimesinin Budist Ama açıkça görülen bir gerçek var kökenle bağlantısını kanıtlamaya ki, Şamanizm ile Tengricilik iç çalışırlar. içe geçmiştir. Büyük benzerlikler Bu derin hassas konuya gelecek göstermektedir. Bu, Antik Yunan ay devam edeceğim. • [email protected] mitolojisindeki Zeus’un durumuna

B

67

Zeytinda¤›, insan›n kan›n› donduran tarihi bir süreci "bir imparatorlu¤un çöküflünü" o zamana göre en duru Türkçeyle karfl›m›za getiriyor. Kitapta Mehmetçi¤in Yemen'de, Aden'de, Kanal'da, Gazze'de, Arap Çölleri'nde nas›l k›r›ld›¤›n›, yenilgiden sonra bir vagon dolusu "mecidiye alt›n›n›" nas›l b›rakt›¤›m›z› hayretler içerisinde okuyacaks›n›z. Cemal Pafla'n›n emir subay› olarak, o günlerde en yak›n›nda olan Falih R›fk›, Zeytinda¤› kitab›yla tarihimize bir ibret belgesi b›rak›rken, her biri destan olabilecek, askerin günlükleri ve adeta kumar masas›nda kaybedilen Ahmetlerin, Mehmetlerin hikayeleri tüylerinizi ürpertecek. Bu kitab› okumak adeta bir borçtur ve bir vazifedir. Behçet Kemal Ça¤lar

BÜTÜN K‹TAPÇILARDA

Kültür ve Sanat Dünyasından

BD EYLÜL 2020

Dr. Tekin Özertem

Arturo Ui...

Arturo Ui, Bertolt Brecht’in yarattığı bir oyun kahramanının adı. Bertolt Brecht de 20. yüzyılın ilk yarısının Alman şiiri ve tiyatrosunun önde gelen düşünür ve sanatçısı.[1] Tiyatro sanatına farklı ve çağdaş bir nitelik kazandıran bir öncü. »

69

BD EYLÜL 2020

Edebi metinlerin, dikten sonra dünya özellikle de tiyatronun çapında üne ulaşan, bir işe yaraması gerektigençlik yıllarından ğine, toplumsal yapının başlayarak faşizm ancak saydamlaştırılakarşıtı olan Bertolt rak değiştirilebileceğiBrecht, 1933 yılında ne inanan bir sanatçı Hitler’in iktidara gelBertolt Brecht. Epik mesiyle Tedbir (Die tiyatro anlayışı ile yazıp Maßnahme) adlı oyunu sahnelediği eserleri ile polis tarafından yasakbunu başarmak için lanıp vatana ihanetten çabaladı. Epik tiyatro, yargılanmış; kitapları Bertolt Brecht seyirciyi olabildiğince Naziler tarafından oyunun dışında tutan, yakılmış, Reichstag sahnede geçenlerin bir oyun olduYangını[2] sonrasında da ailesi ve ğunu sürekli olarak duyumsatan ve arkadaşları ile birlikte Berlin’i terk seyirciyi oyuna bir gözlemci olarak etmek zorunda kalmış. Çekoslokatan bir tiyatro anlayışı. Seyirciyi vakya, Avusturya, İsviçre, Fransa, inandırmak, duygulandırmak yerine Danimarka, İsveç, Sovyetler Birliği, düşünmeye yönelten göstermeci bir Finlandiya ve Amerika Birleşik yöntem.

B

ertolt Brecht, kendisini komünist olarak tanımlamasına karşın düşünceleri uyuşmadığı için hiçbir zaman Alman Komünist Partisi’ne üye olmamakla beraber Marksist ve hümanist / insanın mutluluğunu önceleyen bir anlayışla yazdı şiirleri ile oyunlarını. Batı’da büyük yankılar uyandıran eserleri de Doğu Berlin ve Polonya hariç Sovyetler Birliği’ne dâhil ülkelerde sahnelenmedi. Nedeni de eserlerinin sorgulayıcı ve diyalektik düşünme temelli; kavramlar arasındaki karşıtlık ilişkisinden yola çıkılarak doğruya varan süreçlerin açığa çıkarılmasını amaçlıyor olmasıydı. Üç Kuruşluk Opera adlı eseri 1928 yılında Berlin’de sahnelen70

Bertolt Brecht'in Arturo Ui’nin Önlenebilir Yükselişi / Der aufhaltsame Aufstieg des Arturo Ui adlı oyununun afişi

BD EYLÜL 2020

Devletleri’nde geçen sürgün yılları ve yaşamı boyunca da hiç ödün vermemiş. Alman halkının bir kurtarıcı olarak sığındığı Hitler’in nasıl başa geçtiğini de kendine özgü diyalektik üslubu ile Arturo Ui’nin Önlenebilir Yükselişi / Der aufhaltsame Aufstieg des Arturo Ui adlı oyunu ile sahneye taşımış.

çevirisi ile sahnelendi. Genco Erkal da Asaf Çiyiltepe’nin sahneye koyduğu bu oyundaki Hitler’i simgeleyen Arturo Ui’deki üstün başarısı ile ünlendi. Brecht, II. Dünya Savaşı sırasında,1941 yılında yazdığı bu anti-faşist oyununda Hitler'in iktidara yürüyüş öyküsü ile İtalyan asıllı Chicago’lu mafya lideri Al Capone’un güçlenerek yükselişi ile 19321933 yıllarında Hitler’in iktidara gelişini tarihsel bir paralellik kurarak sergilemiş. Çünkü, Hitler de I. Dünya Savaşı sonrasında Almanya’yı da kasıp kavuran Büyük Ekonomik Buhran sırasında etkileyici kişiliği, konuşma becerisi ile alt ve orta tabakanın ekonomik beklentilerine Asaf Çiyiltepe'nin yönelik vaatleri, büyük sahneye koyduğu şirketlerin desteği; milArturo Ui'nin I. Dünya Savaşı sonliyetçi, Yahudi karşıtı, Önlenebilir Yükrasında çıkan 1929 Dünya selişi adlı oyundan yerine göre sosyalist, Ekonomik Bunalımı sükomünist ve anti-kapitabir sahne recinde büyük şirketlerin list söylemlerle iktidarı arasındaki çıkar savaşına ele geçirmiş. 1 Eylül katkıda bulunmakla suçlanıp yar1939 günü Polonya’yı işgali ile başgılanan bir Belediye Başkanı’nın lattığı II. Dünya Savaşı ile sadece aklanabilmek için iş birliği yaptığı ülkesini mahvetmekle kalmamış, gangster çetesi lideri Arturo Ui’nin bütün dünyayı felakete sürüklemiş. nasıl bir sömürü çarkı oluşturduğu“Büyük politik suçlular tamanu; karanlık ilişkilerle bir ülkenin men teşhir edilmeli ve gülünçlüklekaderini nasıl değiştirebildiğini rinin esası gösterilmelidir. Aslında anlatan bu oyun, ilk kez 1965-66 se- bunlar büyük politik suçlular değil, zonunda Ankara Sanat Tiyatrosu’n- büyük suçlu politikacılardır. Bu da da[3] Sevgi ve Başar Sabuncu’nun tamamen başka bir şeydir,” diyen 71

BD EYLÜL 2020

Bertolt Brecht; Arturo Ui’nin Önlenebilir Yükselişi ile küçük burjuva romantizminin mafya liderleri ve benzeri yasa dışı kişilere duyduğu büyük saygıyı (!) kırmaya çalışmış. Oyunda, Nazi Partisi ve Hitler, Chicagolu ganster Arturo Ui ve adamları, karnabahar tröstü ve

zengin bir aileden gelmesine karşın kendisini halktan biri olarak görmüş bir düşün insanı ve sanatçı olarak halen güncelliğini koruyor. Çünkü bugün insanlık vahşi kapitalizmin zulmü yetmezmiş gibi Corona-19 virüsünün neden olduğu,1929 Dünya Ekonomik Buhranı’ndan daha büyük, günlük sıradan, alışılmış Yapılması gereken, politikalarla aşılması mümkün olmayan bir buhrana şapkayı önümüze sürüklenme tehlikesi ile koyup düşünmek; bir karşı karşıya. Yapılması kurtarıcı beklemekten gereken, şapkayı önümüze vazgeçip demokrasiden, koyup düşünmek; bir kurtarıcı beklemekten vazgeçip adaletten, eşitlikten demokrasiden, adaletten, yana bir dünya ve yaşam eşitlikten yana bir dünya ve yaşam için harekete için harekete geçmek. geçmek. Küçük çıkarlar tröstün patronları, Hitler’le ilişki peşinden koşmayı bırakıp toplumun kuran büyük Alman patronlarının, çıkarlarını öncelemek. Bunun başka Belediye Başkanı Dogsborough bir yolu yok. “Yazıklar olsun kurtarıcı ise 1933 yılında Hitler’i Şansölye bekleyenlere!” diyen Bertolt Brecht’e / Başbakan olarak atayan Almanya kulak vermek gerek.• [email protected] Cumhurbaşkanı Paul von Hindenburg’un iz düşümleri olarak çıkarlar [1] Bertolt Brecht, (1898 -1956) [2]Reichstag Yangını, Hitler'in sebep gösterip ülkede seyircinin karşısına. düzeni sağlamak adına Alman parlamentosunun toplan-

B

recht, yaşamı boyunca şiirleri ve tiyatro oyunları ile faşizmle mücadele etmiş, halktan, demokrasi, barış ve kardeşlikten yana olan; emperyalist savaşlara karşı çıkmış,

dığı Reichstag binasında 27 Şubat 1933 akşamı çıkarılmış olan yangındır. [3] Ankara Sanat Tiyatrosu,1963 yılında, Ankara'da Asaf Çiyiltepe öncülüğünde kurulmuş olan, Hitler Rejiminin Korku ve Sefaleti oyununu sahnelerken Ankara Sıkıyönetim Kumandanlığı'nın 4 Nisan 1972 tarihli bildirimi ile kapatılan; 1974 yılında yeniden açıldıktan sonra günümüzde de çalışmalarını sürdüren Ankara’nın ikinci özel tiyatrosudur.

“Ancak hatalarını kabul edenler, affedilmeye layık olurlar. Çünkü bunlar hatalarını anlamış, pişman olmuş, bir daha aynı hatayı istememeye karar vermiş kimselerdir. Fakat suçlarını saptırmaya ve savunmaya kalkışanlar aynı yolda devam edecekler demektir ki, bunları hoş görüp affetmek kesinlikle uygun değildir.” (1925) M. Kemal Atatürk 72

Hazırlayan: Ş. GÜLBİN GÜZEY

Bilginizi Denetleyin 1-Aşağıdakilerden hangisi kötümser, karamsar anlamına gelir? a-Optimist b-Pesimist c-Relavist d-Seplik 2-Maden parlaklığı verilmiş deriye ne ad verilir? a-Füme b-Zik c-Car d-Lame

5-“Cooper” testi hangi alanda uygulanır? a-Bir alaşımdaki bakır oranını bulmakta b-Metallerin ısı iletimini ölçmekte c-Havanın nem oranını ölçmekte d-Sporla uğraşanların dayanıklılığını ölçmekte

9-Atom bombası ilk nerede denenmiştir? a-Japonya b-Meksika c-Irak d-ABD 10-Anne sütünde aşağıdakilerden hangisi bulunmaz? a-Protein b-Kalsiyum c-Kazein d-Demir

6-“Katre” ne demektir? a-Damla b-Kavuşmak 3-Gazetecilikte,kağıt c-Hissetmek d-Görmek 11-Aşağıdaki üzerinde bir kesici maddelerden hangisi alet yardımı ile sayfa 7-“Celcus” “mum” yapımında düzenleme işine ne kütüphanesi hangi kullanılır? ad verilir? antik kenttedir? a-Ökseotu a-Mizanpaj a-Efes b-Likya b-Çira b-Rotatif c-Milet d-Çatalhöyük c-Parafin c-Kartonpiyer d-Serafin d-Rölatif 8-Aşağıdakilerden hangisi vücudumuzda 12-Aşağıdakilerden 4-“Çayda Çıra” hangisi camın ana oyunu hangi ilimize ait bulunan bir sistem değildir? maddesidir? bir oyundur? a-Yürüme sistemi a-Silisyum a-Diyarbakır b-Üreme sistemi b-Demir b-Elazığ c-Boşaltım sistemi c-Plastik c-Erzurum Yanıtlar: d-Malatya d-Solunum sistemi d-Brom 151. sayfada

111

BD EYLÜL 2020

Organik Düşünceler Necef Uğurlu

Hepimize çocukluğumuzdan itibaren öğretilen kurallar vardır. Fakat kurallarla mücadelemiz yalnızca çocukluğumuzla sınırlı kalmaz, bu kurallara yaşamlarımızın değişik dönemlerinde yenileri de eklenir.

L A R KU 74

BD EYLÜL 2020

“B

üyüklerine karşılık verme”, “Yatmadan önce dişlerini fırçala”, “Terli terli soğuk su içme”, “Sakın yabancıların verdiği bir şeyi kabul etme” gibi ebeveyn kurallarının yerini, işyerimizdeki kurallar ve/veya eşimizin kuralları alır. Kurallar ve yasaklar kardeştir. Kurallarla yaşamak zordur. Fakat kuşkusuz kurallar olmadan da… Kurallarla ne yapacağını insanlık bilemedi tarih boyunca; benim bilmem olanak dışı! Fakat bildiğim bir şey varsa, o da kuralları çiğnemektir. Anarşist değilim ama kuralların

yanından sıyırıp geçmenin de tadı bir başkadır. 20. yüzyılda Hollywood’a bir yıldız olma hayaliyle gelen gençlerin uymaları gereken kurallar ise “Böyle şöhret, servet olmaz olsun” dedirten türden. Bazıları ise yoktan var edilen imajlarına yapılan yatırımlar olduğu düşünülürse, hak verebileceğimiz kurallar. Gencecik film yıldızı adaylarının kontratla bağlanmaya can attığı zaten 5 stüdyo olduğunu düşünürsek, hayatlarını ve profesyonel »

A L Y I R LA 75

BD EYLÜL 2020

yaşamlarını ipotek altına alan kurallara uymayı peşinen kabul ettikleri görülüyor. Para ve şöhret karşılığı bu sözleşmelerin esiri olmaya razı geliyorlar. Bu eski stüdyoların, yıldızlarının kimlerle flört edip evlenebileceğine, hangi filmlerde oynayacağına karar verme hakkı var. Kiloları, dış görünüşleri de kontrol altında…

ve kılık kıyafet yerinde dolaşmak zorundaymışlar. Stüdyo, kontratlarına dayanarak yıldız adaylarının isimlerini de değiştirebiliyor; ki bu kural hâlâ devam etmekte görünüyor. Örneğin asıl ismi Jennifer Linn Anastassakis iken Jennifer Aniston olması gibi.

Archibald Leach, sonradan adını Cary Grant olarak değiştirmiş

Tony Curtis aslında Bernard Herschel Schwarts… Ancak bu isim değişiklikleri aktörlerin rızasıyla, menajerlerinin tavsiyeleriyle oluyormuş artık; eskisi gibi metazori değil. Archibald Leach olan adının Cary Grant’a çeviren ünlü aktör yeni ismiyle, İngiliz kimliğinden yepyeni bir Hollywood kimliğine geçiş yapmış böylece. Louis B. Mayer, Hedwig Eva Kiesler ile önce imzaladığı kontratta kadına Barbara La Marr ismini veriyor, sonra beğenmiyor ve Hedy Lamarr ismini koyuyor. Lucille Fay LeSueur’un isim değişikliği ise MGM’in 1.000 dolar ödüllü halkın

Jennifer Aniston'un adı gerçekte Jennifer Linn Anastassakis, Tony Curtis olarak bildiğimiz ünlü aktörün asıl adıysa Bernard Herschel Schwarts

Ü

nlü film yıldızlarının uymak zorunda oldukları kurallar dünyasında biraz gezinelim. Hollywood deyince imaj her şey demek. Oluşturdukları yıldızlar, gerçekte olduklarından çok farklı imajlar zaten. Dolayısıyla bir aktörün imajını bozacak ilişkisi ya da davranışı görüldüğü takdirde stüdyo kontratı tek tarafı iptal yetkisine sahip, hatta ömür boyu yasaklayabiliyor. Yeni Hollywood yıldızlarını salaş kıyafetlerle halkın arasında görebiliyoruz ama eskiden hepsi makyajlı 76

BD EYLÜL 2020

bu star adayına isim bulması yarışmasına dönüyor. Kazanan isim Joan Crawford oluyor. Kadıncağız soyadını ömrü boyunca sevememiş. Stüdyolar uzun bir süre kadın yıldızların pantolon giymelerini de uygun görmemişler. Bu kurala ilk baş kaldıran Katharine Hepburn olmuş. Tabii şöhret olduktan sonra ve yeteneğine güvenerek baş kaldırmış. Günlük hayatında da makyajlı gezme kuralını çiğneyen Katharine Hepburn’un bu tavrı, RKO stüdyolarının hiç hoşuna gitmemiş. Hatta onun pantolonlarına her fırsatta el koyunca, elbise giymek mecburiyetinde kalacağını zannetmişler. 4 Oscarlı oyuncu bu kez stüdyoda iç çamaşırlarıyla gezmeye başlamış; ta ki pantolonları kendisine geri verilinceye kadar. Kontratlardaki katı kurallardan diğer biri de önlerine konulan her senaryoyu ve rolü kötü de olsa, beğenmeseler de oynamak zorunlulukları. Yani rol veya senaryo reddetme hakları yok. Ancak bu duruma da Bette Davis baş kaldırıyor. Warner

Stüdyolar uzun süre kadın yıldızların pantolon giymelerini de uygun görmemişler. Bu kurala ilk baş kaldıran Katharine Hepburn olmuş. Bros’un kendisine iyi roller vermediğini düşünerek, verilen rolleri oynamayıp İngiltere’ye çekip gidiyor ve stüdyoya kontratının feshedilmesi için dava açıyor. Davayı kaybediyor ama geri döndüğünde Oscarlı oyuncu daha iyi roller ve maaşına zam alıyor.

A

ncak her oyuncunun şansı Bette Davis gibi yaver gitmiyor. MGM’in başı Louis B. Mayer sessiz film yıldızı John Gilbert ile geçinemiyor. Mayer, Gilbert’in kariyerini sabote etmeye karar veriyor kötü filmlerde berbat roller vererek adamın kariyerini bitiriyor. Evet “rüyalar fabrikası” denilen Hollywood’u bir zamanlar 5 stüdyo 77

BD EYLÜL 2020

Bergman, Fransız yeni akımı Hollywood’u baltalamaya başlıyor. Hollywood yıldızları, kurallar ve yasaklarla bezeli bu dünyada kendi rüyalarına erişmeye çalışırken; onların evliliklerine, hamileliklerine, görünümlerine ve pek çok şeye karar verme hakkını kendinde tutan stüdyoları kimler yönetiyordu? Hepsinin tiyatro geçmişi olan Yahudiler olduğunu görüyoruz.

1950’lere kadar tüm sektör, film yıldızlarının özel yaşamları da dahil, 5 stüdyonun kontrolündeydi. yönetiyordu. 1950’lere kadar, film yıldızlarının özel yaşamları da dahil, sektör tümüyle onların kontrolündeydi. Ve bu böyle devam eder zannediyorlar, ta ki devlet Blok Rezervasyon’u yasaklayana kadar. Televizyonun yükselişi, menajerlerin gücünü kaybetmesi, “kızıl tehlike”, “kara listeler” derken, devlet ve endüstri kendi denetim mekanizmalarıyla gidişata el koyuyor. Derken, Hays Code denilen, endüstrinin kendi kendini sansürlemesi, ahlâkçı kesilmesi tekrar canlarına okuyor. Bu sırada Avrupa ve bağımsız sinemanın bu kurallara aldırmadan şaha kalkması, İtalyan Neorealizmi, Japonlar, Ingmar 78

Y

ahudi göçmenler Adolph Zukor, Louis B. Mayer, Jack Warner ve Harry, Albert, Samuel, kardeşler Hollywood’a geldiklerinde Kuzey Batı’da Burlesque ve vodvil rüzgârları esmeye çoktan başlamıştı. Tiyatroların da izleyicileri, çalışan göçmen sınıf ve ilk nesil Amerikalılardı. Hollywood’u tercih etmelerinin nedeni ise patent problemleri yaşadıkları Thomas Edison’dan uzak olmaktı. Ayrıca yağmursuz sıcak iklim, uzun çalışma saatleri ve prodüksiyon

BD EYLÜL 2020

kolaylıkları getiriyor. Kıyı şeridinden uzak ama pek çok yere yakın ve sinema için harika doğal ışıkları olan bir yer Hollywood. Ve böylece tiyatrodan sinema endüstrisine geçiş yapıyorlar.

B

lok satışlara gelince… Filmler bloklar halinde satılıyor. 20 adet filmin biri iyiyken, geri kalanları kötü ve ucuz maliyetli. İşletmeciler buna bayılmıyorlar ama yapabilecekleri

oney askerleri eğlendiriyorlar. Clark Gable, Jimmy Stewart, Marlene Dietrich ve Leslie Howard hatta orduya katılıyorlar ve Dietrich’e Başkanlık Özgürlük Madalyası veriliyor. Ve Hollywood, sanat değeri yüksek yapıtlarla yükselen Avrupa sineması karşısında tekrar altın çağına giriyor. Ve elbette topluma yansıyan-yansımayan skandallarda da “altın çağ” başlıyor. Pek çok oyuncunun daha iyi bir yaşam ve hayallerini

Clark Gable Rita Hayworth Marlene Dietrich

pek bir şey yok. Hatta gerçekleştirmek bazen henüz için razı olduğu acıçekilmemiş masız Hollywood filmleri aldıkkurallarına başkalJames Bette Davis larından, ne Stewart dıranların, akılda kadar berbat kalıcı olduklarını olduklarını bile bilemiyorlar! söylemek yanlış olmaz. Ve sonra 1. Dünya Savaşı, AmeKurallar, demokrasi, özgürrikan sinema endüstrisinde bir patlükler… Kötü kuralların kurbanı lamaya yol açıyor. İnsanlar teselliyi olmadan yaşamak, doğru olanı sinemalarda, film öykülerinde buyerine koymak için kurallara luyorlar. Hollywood yıldızları, 1. ve başkaldırabilmek… 2. dünya savaşları sırasında kendileCumhuriyetimiz gibi aydınlık bir rince yerlerini alıyorlar. Bette Davis, sanatımız ve sinemamız, sağlıklı ve Marlene Dietrich, Rita Hayworth, güzel günlerimiz olsun. Clark Gable, Merle Oberon, Judy Saygıyla efendim • [email protected] Garland, Cary Grant ve Mickey Ro79

BD EYLÜL 2020

Ninniler bize o kadar çok şey öğretir ki... Ninni deyip geçmemeli, küçük şeyler çok önemlidir.

Yazan: MORİS LEVİ

30 yaşlarındaki Alman yüzücü Maria yarışmak için Şili’ye uçarken Buenos Aires (Arjantin) Havaalanı'nda aktarma sırasında koltukta uyuyakalır. Birden anlamadığı bir nedenle içinde bir yitirmişlik duygusu ve isyan ile uyanır. Neden böyle hissettiğini anlamaya çalışırken yanında oturan Arjantinli kadının kucağındaki bebeğine söylediği ninninin ona çok acı verdiğini farkeder. Maria İspanyolca bilmemektedir ama ninninin müziğini ve sözlerini anlayamadığı bir şekilde çok iyi hatırlamaktadır. Bu küçük güzel kız uyumak ister Ama hınzır uyku gelmek istemez Hadi uyu, kızım benim Hadi benim güneşim Uyu kalbimin parçası hadi Bir sürü işim var beni bekleyen...(1) 80

BD EYLÜL 2020

81

BD EYLÜL 2020

2010 yılında yönetmen Florian Zengin mi olacağım?” Micoud Cossen’in senarist Elena Bana söyledikleri şunlardı; von Saucken ile yazıp yönettiği Ne olacaksa işte o olacak “Das Lied in Mir” (İçimdeki Geleceği görmek bizim için şarkı) filminin devamında Maria değil...(2) 1970’lerin sonlarında Buenos “Que Sera, Sera” Bu çok Aires'te doğduğunu, annesi ve bilinen şarkının bir ninni olduğunu babası bildiği kişilerin onu aslında ve Alfred Hitchcock’un bütün evlat edindiklerini öğrenir. Gerçek bir filmi bu ninninin üzerine anne ve babasının, cunta tarafından kurduğunu biliyor muydunuz? tutuklanacaklarını bildiklerinden çaresiz onu Alman Konsolosluğundaki çocuksuz bir çifte verdikleri gerçeği yüzüne çarpar. Gerçek anne ve babası o dönemdeki pek çok muhalif gibi daha sonra sırra kadem Doris Day “The Man Who Knew Too Much” adlı filmde basmışlardır. Yıllar boyunca ruhunda hissettiği “The Man Who Knew Too Much” eksikliğin, hırçınlığın ve isyanın (Çok Şey Bilen Adam) 1956 nedenini anlar. Oscar ödüllü filminde Doris Day çocuğu kaçırılan bir annedir ve Ninniler önemlidir... çocuğunun bir büyükelçilikte Daha küçük bir kız iken tutulduğundan emindir. Ne yapıp sordum anneme; edip eşi ile o elçilikte bir davete “Ben ne olacağım? katılır, piyanonun başına geçer Güzel mi olacağım? ve bildiğimiz şekli ile bu ninniyi Yazarımızı tanıyalım: 1956 İstanbul doğumlu Moris

Levi İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunudur. Çeşitli şirketlerde yöneticilik yapan yazarımız halen vakıf yöneticiliği ve yatırım danışmanlığı görevlerini sürdürmektedir. Edebiyat ve popüler tarihe çocukluğundan bu yana ilgisi olan Moris Levi uzun yıllardır şiir, öykü ve denemeler yazmakta; anekdot- mesel - şiir- tarihi olaylardan oluşan bir koleksiyonu bulunmaktadır. Son 4 yıldır Facebook sayfasında her cuma bir yazı paylaşan yazarımız evli ve iki çocuk babasıdır. 82

BD EYLÜL 2020

yüksek sesle şarkı gibi söyler. Alt katta bir odada tutulan çocuk annesini anımsar ve filmin sonunda birbirlerine kavuşurlar. Ninniler bebekler için yaşamın neredeyse kendisidir...

Ü

çüncü olarak anlatacağım öykü ve ninni bir filmden değil. Çok daha gerçek tarihi büyük bir acıyı hatırlatacağım; Ay kadar güzel, yıldızlar kadar parlak cennetten gönderildin sen bana armağan...(3) Bu ninniyi 1946-47’de Polonya’daki manastırları gezen heyetler manastır yatakhanelerinde söyleyerek Yahudi çocukları bulurlardı. Yumuşak sevgi dolu sesli bir kadın yavaşça henüz yatan 4-5 yaşında çocukların bulunduğu yatakhaneye girerdi ve karanlığın içinden Yidiş dilinde benzer bir ninni söylerdi. Tanıkların gözyaşları ile anlattıklarına göre her yatakhanede birkaç çocuk hıçkırarak / ağlayarak “mama” diye bağırıp yataklarından kalkardı. İkinci Dünya Savaşı'nda Polonya’ya Alman kuvvetlerinin girişi ile birlikte belirsiz, karanlık, korkunç bir geleceğe yürüdüklerini anlayan Yahudi ailelerin bir kısmı bebeklerini Hristiyan rahibelere emanet etmişlerdi. Yüzlerce çocuk manastırlarda büyürken anne ve babaları katledildiler. Savaştan sonra Yahudi organizasyonları o çocukları geri toplamak için Birleşmiş

İkinci dünya savaşında Polonya’ya Alman kuvvetlerinin girişi ile korkunç bir geleceğe yürüdüklerini anlayan Yahudi ailelerin bir kısmı bebeklerini Hristiyan rahibelere emanet etmişlerdi. Savaş sonrasında Polonya’daki manastırları gezen heyetler, manastır yatakhanelerindeki Yahudi çocukları ninni söyleyerek bulurlardı. Milletler'in desteği ile manastırları gezmeye başladılar. Rahibeler genellikle kayıt tutmadıklarını söylüyorlar benimsedikleri çocukları vermek istemiyorlardı. Kayıtların “tutulmadığı” şartlarda hangi çocuğun Yahudi olduğunu anlamanın başka nasıl bir yolu olabilirdi? Ninniler bize o kadar çok şey öğretir ki... Ninni deyip geçmemeli, küçük şeyler çok önemlidir. 83

BD EYLÜL 2020

Bangladeş’te bugün bile söylenen 300 yıllık bir ninninin sözleri şöyledir; Kuşlar mahsulü yedi bitirdi, borçlar nasıl ödenecek?... Yiyecekler içecekler tükendi, vergiler nasıl ödenecek?...(4) Anne çocuğuna dert yanıyor gibi öyle değil mi? Tıpkı Zeynep Gelin gibi... Trakya’dan uzaklarda bir dağ köyüne gelin gönderilen ve kocasının istemeden evlendiği için sevemeyip eziyet ettiği, 7 yıl boyunca annesini babasını kardeşlerini göremeden üzüntüden hasta olup ölen Zeynep Gelin'in türküsü de belki bir ninni ve mutlaka bir anne mesajıdır. Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar. Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler. Annesinin bir tanesini hor görmesinler. Uçan da kuşlara malum olsun, ben annemi özledim. Hem annemi hem babamı hem köyümü özledim.

Ç

ok kez çocuğu ile yalnız birlikte olan anne kimsenin duymayacağı şekilde kalbindekileri, sevgisini, mutluluğunu, öte yandan üzüntülerini, kaygılarını, isyanlarını ve kimseye söyleyemediklerini kendine ve çocuğuna hem sözleri hem de sesinin titreşimleri ile hissettirir. Doğumdan önce ve sonra 84

bebek, sesini duyduğu annesinin söylediği kelimeleri tabii ki anlamaz ama, annenin kalbinin çarpıntısından, ona ve başkalarına konuştuğunda sesinin tonundan çok şey anlar, çok şey öğrenir. Bizi biz yapan çok şey var ama bunların en başta gelenleri annelerimizin doğum öncesi ve sonrası bizlere hissettirdikleri, şarkıları, ninnileri, içlerine gömdükleri şikayetleri ile zihinlerimize kazıdıkları kodlardır. Zeynep’in çocukları kim bilir neler hissederek büyüdüler, annelerinin içlerine gömdüğü; -şarkılar, türküler, ninnilerle ağzından kaçırdığı- acıları ile ne duyguları ve isyanlar ile büyüdüler ve sonra da nasıl insanlar oldular? Bu arada duydunuz mu? İstanbul Sözleşmesi diye bir sözleşme varmış. Ülkenin yarısı duymamış da ben de onun için sordum işte... • (1) İspanyolca bilenler için; Esta niña linda / se quiere dormir. / Yel pícaro sueño / no quiere venir. / Arrorró, mi niña. / Arrorró, mi sol. / Arrorró pedazo / de mi corazón / que tengo que hacer... (2) İngilizce bilenler için; When I was just a little girl / I asked my mother, what / will I be? / Will I be pretty? / Will I be rich? / Here’s what she said to me; / Que será, será / Whatever will be, will be / The future’s not ours to see” (3) Ninninin Yiddiş aslı; Sheyn vi di levone, / Likhtik vi di shtern, / Fun himl a matone, / Bistu mir tzugeshikt!” (4) Ninninin Bengal dilinde aslı; Bulbulite dhaan kheyechhe, / khaajnaa debo kishe? / Dhaan phurolo, paan phurolo, khaajnaar opay ki?

Büyük Yapıtlarımız

BD EYLÜL 2020

Konur Ertop

Akçaköy’den Duisburg’a B

urdur’un Yeşilova ilçesindeki Akçaköy'de doğan Tahir, altı çocuklu yoksul Kara Veli’nin oğluydu. Gönen Köy Enstitüsü’nde öğrenciyken şiirler, düzyazılar yayımlamaya başladı. Yazdıklarını “Fakir Baykurt” diye imzalıyordu. Bir süre köy öğretmenliği yaptı. Öğrenimini Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat bölümünde sürdürerek ortaokullarda Türkçe öğretmenliği, müfettişlik yapmaya başladı. İlk kitabı “Çilli”de köy yaşamından kaynaklanan toplumsal içerikli öyküleri yer alıyordu. Yunus Nadi Roman Yarışması’nda birincilik alan “Yılanların Öcü” romanı ona büyük ün kazandırdı. Bu yapıtı daha sonraki “Irazca’nın Dirliği” ve “Kara Ahmet Fakir Baykurt Destanı”yla birlikte “Duisburg Üçlemesi” adı “Irazca Üçlemesi”ni altındaki romanlarında, oluşturacaktı.

Almanya’daki Türk işçilerinin yaşamına ilişkin kendi değerlendirmelerine yer verir.

85

BD EYLÜL 2020

Yazdıkları yüzünden başı derde giriyor, Milli Eğitim hizmetinde sürgün, görevden alınma cezalarıyla karşılaşıyordu. 27 Mayıs döneminin ve yeni anayasanın sağladığı özgürlük Fakir Baykurt’un “Duisburg ortamında “Türkiye Öğ- Üçlemesi” adı retmenler Sen- altındaki eserleri dikası”nın kuruluşuna katıldı; örgüte genel başkan seçildi. Bu görevindeyken “Devrimci Eğitim Şûrası”, “Büyük Eğitim Yürüyüşü”, “Genel Öğretmen Boykotu” gibi yankı uyandıran etkinlikleri nedeniyle kovuşturmalara uğradı. Cezaevinde yattı, aklandı. Emekli olduktan sonra bir ara göçmen işçiler konusunu incelemek üzere gittiği Almanya’nın Ruhr

Üçlemenin ilk kitabında kadının konumu, hakları, özgürlüğünü kazanması söz konusudur. 86

bölgesinde sanayi kenti Duisburg’da bulunuyordu. 12 Eylül darbesi üzerine burada kalan Baykurt, uzun yıllar ülkesine dönemeyecekti. Göçmen işçilere, onların yeni yetişen çocuklarına

deneyimli bir eğitimci olarak hizmet verirken yaşamlarını, sorunlarını da inceledi, gözlemlerini yapıtlarında dile getirdi: Baykurt’un “Duisburg Üçlemesi” adı altında toplayacağı “Yüksek Fırınlar”, “Koca Ren”, “Yarım Ekmek” romanları, Almanya’daki Türk işçilerinin yaşamına, çevreleriyle uyum sorunlarına, sonraki kuşağa ilişkin kendi gözlem ve değerlendirmelerine yer verir. Üçlemenin ilk kitabında göçmen işçilerin dünyasında kadının konumu, hakları, özgürlüğünü kazanması söz konusudur. “Yüksek Fırınlar”, Duis-

BD EYLÜL 2020

burg’daki işçi İbrahim Mutlu’nun serüvenidir. Bu serüvende İbrahim’in eşi Elif’in doğumdan hemen önceki günleriyle sonrası yer alır. Çocuğun kendisinden olup olmadığını kestiremediği için, kuşkucu babanın içi içini yemektedir. Paradan başka hiçbir şeyle mutlu olamayan İbrahim’in kadınlarla ilişkileri hep sorunlu olmuştur: Çok genç yaşta evlendirildiği ilk eşi hastalanıp ölmüş, geride bir de çocuk kalınca İbrahim eve üvey ana getirmemek için eşinin kızkardeşiyle evlenmişti. İki yıl Almanya’da çalışıp traktör getirmek amacıyla gurbete çıktı. Derken yeğeninden aldığı mektupla köyde bıraktığı karısının kendisini komşusuyla aldattığını öğrenince eşini ve onunla ilişkisi olduğunu duyduğu kişiyi öldürmek üzere köyüne döndü. Elini kana bulayarak değil boşanarak başındaki dertten kurtuldu. Bu kez Türkmen kızı körpe Elif’le evlenmişti. Ancak başından geçen aldatılma olayı nedeniyle kadınlara güvenini yitirmişti. Elif hamile kalıp üstelik de erken doğum yapınca takvim hesaplarına gömülen İbrahim bebeğin başkasından olduğunu düşünmeye başladı. Oysa babası yaşındaki İbrahim, “çaydan geçmemiş, dağdan aşmamış, yüzü yırtılmamış” diye namusuna güvendiği Elif’i, yetim ve öksüz kızın haberi bile olmaksızın dedesinden parayla satın alıp Al-

manya’ya getirmişti. Özgür yetişmiş akıllı, becerikli Elif çetin ceviz çıktı. Karısına karşı kaba güç kullanmaya kalkışan İbrahim, ondan beklemediği karşılığı görünce kabuğuna çekilmek zorunda kaldı: “Koca İbrahim işteydi. Gelmesini bekledi. Daha kapıdan girerken daldı çatalına çatalına. Yıktı yere vurdu. Çöktü karnının üstüne.

Koca İbrahim kolunu, yumruğunu savurdu. O da Elif’i yıktı. Elif baktı olmuyor, aşevine koştu, Karstadt’ta bilenmiş bıçağı kaptı...

Vurdu vurdu. Yumrukladı, yumrukladı. Sıktı boğazını, ısırdı bileğini. Koca İbrahim kolunu, yumruğunu savurdu. O da Elif’i yıktı. Elif baktı olmuyor, aşevine koştu, Karstadt’ta bilenmiş bıçağı kaptı. Dürtecek mi, sokacak mı, öfkeden şaşırıp koluna, bileğine vurdu, vurdu. Ellerini, parmaklarını yaraladı.” Elif, bilinçlendikçe, bilgisi, görgüsü arttıkça çocuğunun ve kendisinin geleceklerini toplumsal yaşam içinde dengeli, bilinçli adımlarla gerçekleştirmeyi amaçlar. Hastane 87

BD EYLÜL 2020

arkadaşı Alman gelin Renate ona yol gösteren dert ortağıdır: “Şu oğlan büyüsün, kendime bir iş arayacağım! Sonra senin gibi ehliyet alacağım. (…) Hem de tek gün geçirmeden sendikaya yazılacağım! Grevlerde ben de gömlek giyeceğim!” “İzin verir mi kocan?”(…) “Avrupa’ya, Almanya’ya kadar geldi! Daha ötesi var mı, yok mu, bilmiyorum. Acaba bizim Koca İbrahim adam olur der misin Renate yenge?” (…) “Olur inşallah! (…) İsterse olmasın! Olanlara baksana! Yok gibiydiler, ucu başı görünmüyor şimdi” İşçilerin sırtından geçinen din bezirgânları, sanayi bölgesinden uzanan çevre kirliliği romancının temel izlekleri arasındadır: “Her ay istedikleri parayı vereceksin, Frankfurt’taki hesaba yatacak! Yurtta iş yok diye Avrupa’ya geldik. Bunlar da fırsat budur deyip İslamlığı yaymaya çalışıyor! Ellerinden gelse öteki dinleri, mezhepleri bir gecede söndürecekler!” “Göklerden sürekli pislik iniyor çimenlerimize. Çekilip gitti kelebekler! Karınca yuvaları yok artık. Yok birbirine tak tak vuran kaplumbağalarımız. Sularımız öldü; acayip kara, sarı, kötü bir karışım oldu ırmaklarımız. Kalmadı küçüklü büyüklü balıklarımız. Uzaklardan,

pislik yığınları üstünden baktım yaşadığım şehirlere: Akıl sınırını aşmış deli bir iştahla çoğaldı fabrikalar! Kimi zaman dumanlardan bacalar, kimi zaman bacalardan dumanlar görünmüyor.”

Duisburg Üçlemesi’nin ikinci kitabı “Koca Ren”, Alman eğitim sistemini eleştirir, göçmen gençlerin dünyasını, eğitimlerini, çevreye uyum sorunlarını ele alır.

88

D

uisburg Üçlemesi’nin ikinci kitabı “Koca Ren”, Alman eğitim sistemini eleştirir, göçmen gençlerin dünyasını, eğitimlerini, çevreye uyum sorunlarını ele alır. Bu yapıtta olaylar ortaokul öğrencisi Türk işçi çocuğu Âdem’in çevresinde gelişmektedir. Deneyimli eğitimci-yazar 1980’lerin koşullarında böyle çocukların Alman eğitim sistemiyle uyuşamadıklarını, bu sistem içinde nasıl ezildiklerini, aşağılandıklarını göstermektedir. Babası Salim Karakaya ile uzlaşma sorunu yaşayan Âdem, dini bir sömürü aracı olarak kullanan

BD EYLÜL 2020

Alaattin Hoca'yla da anlaşmazlık tatilinde Almanları Türkiye gezisine içindedir. Kendi aile çevresinin de götürerek para kazanmayı tasarlar. içinde yaşadığı Alman dünyasının On yedi yaşında evlenen da eksik, aksak yanlarını görebilSalim, askerlik sonrası Almanmektedir. Okulda Türklere karşı ya’ya gelmiştir. En ağır işlerde ayrımcı anlayış uygulanmaktadır. çalışmış, başarı göstermiş ancak Bütün bu nedenlerle çevreAlmanların Türklere karşı dışlasinden kopmuş görünen delikanlı yıcı tutumu nedeniyle mesleğinde Ren Nehri'nde gizemli bir yakınlık ilerleyememiştir. Türkiye’deki bulmuştur. Kıyılarında dolaşır, oğlu Adnan Dev-Genç hareketi akarsuya içini döker. Düşüncelerini, içinde yer aldığı için idam istemiyle duygularını, kurguladığı öyküleri yargılanmaktadır. ona anlatır. Âdem'in serüveni Almanya’da Okul arkadaşı Melanie ile ise yabancıların aşağılandığına, eğitim aralarında uçurumlar vardır. Başörgütünün topluma eşit biçimde langıçta onun tarafından hizmet vermeye uzak dışlanır. Ondan zarar görür. Âdem'in serüveni durduğuna tanıklık Sonrasındaysa genç erkekle Almanya’da etmektedir. genç kızı sevginin yakınlaş- yabancıların “Yarım Ekmek”te aşağılandığına, tırdığına tanık oluruz. tam da “Irazca Üçlemeeğitim örgütünün Alman öğretmenler si”nin başkişisi gibi ditopluma eşit Türk öğrencilere karşı renen, tuttuğunu koparan biçimde hizmet anlayışsız, katı tutumlabir kadın buluruz: vermeye uzak rında kolay kolay durduğuna tanıklık kurtulamayacaktır. etmektedir. Çoğunluğun tutum ve davranışlarına uzak duran, öğrencilerine destek olan Türk öğretmen Türkân Gümüş’e ise Alman hattâ Türk meslektaşları karşı çıkacaktır. Öğretmen Toprak, din yolundan çıkar sağlamaya çalışan biridir. BulunduBu kadın “Kezik Acar”dır. ğu okulda Türkçe-dilbilgisi, din der- Çalışan çocuklarının yanına, Alsi verir. Okulun bayan müdürüyle manya’ya gelmiş, her yıl ertelemek kaçamak ilişki kurmuştur. Minibüzorunda kaldığı geri dönüşünü ise süyle sözde İslami usulde kesilmiş bir türlü gerçekleştirememiştir. et, Kur'an, tencere satar. Paskalya Demek ki artık burası onun yeni 89

BD EYLÜL 2020

yurdudur. Öyleyse kocasının Türkiye’de kalmış mezarını da buraya getirtebilmelidir!.. Bu akıl almaz dileğini yerine getirmektir çabası. Kendi yurdundaki insanları da, çocuklarını da, Alman yönetimini de karşısına alarak bütün yolları denemeye girişir. Sonunda tuttuğunu koparır, on üç yıl önce yitirdiği kocasının mezarı böylece şimdi yaşadığı -ayrılmayı da artık düşünmediği- yeni topraklara taşınır. Fakir Baykurt’un Duisburg gurbetini bir amaç şekillendirmişti:

“Benim göçmenlerin ardına düşerek onları izlemem, bir düşünüş ve inanış yakınlığından gelir… Bu yakınlıktan güç alarak romanlarımı yazmaya kalktım. Üç roman, dört öykü kitabı verdim bugüne kadar. Bu arada beni sevindiren, insanımızın katettiği gelişmedir. Özelikle işçi çocuklarının, onlar arasında kızların eğitim alanında kazandığı başarı bana umut verir.” “Duisburg Üçlemesi”, romancının tasarladığı izlenceyi gerçekleştirdiğinin güçlü tanığı oldu. • [email protected]

FAKİR BAYKURT VE ANNESİ

O zamanlar şimdi herkesin bildiği çayın yeni yeni içilmeye başladığı yıllarmış. Evlerinin önüne açılan kahveden gelen, hoş kokulara dayanamayan Fakir Baykurt bir gün “İlle de çay isterim!” diye tutturmuş. Anası oğluna kıyamamış, elinden tutup kahvenin önüne götürüp kahveci Topal Hüseyin’i çağırmış: “Hüseyin bir bardak çay getir!” Çay gelmiş, çayın nasıl içileceğini bilmeyen Fakir Baykurt, sıcak çaydan hızla bir yudum içmiş ama ağzı yanınca bardağı yere atmış. “Anam şimdi vuracak? Şurama mı, burama mı vuracak?” diye korkarken anası kahveciyi Fakir Baykurt /1952 yeniden çağırmış: ”Hüseyin bir çay daha ver!” Fakir Baykurt’a ikinci çay gelmiş. Bu kez çayı üfleyerek içmiş. Yıllar sonra anasına sormuş: ”Anacığım çayı döktüğüm o gün bir tokat vurmadın; neden?...” Bu sorunun yanıtını anası yıllar sonra oğlunun öğretmenlik yaptığı köy okulunda vermiş. Oğlunun sınıfını görmek isteyen Elif Baykurt o gün sınıfa girip oğlunun ders verişini izlemiş. Beş sınıfı birden okutan Fakir Baykurt anasının ders izlemeye geldiği günü şöyle anlatıyor: “Sınıfta estim, gürledim!” Ders bitince dışarıya çıkıyorlar, yazar anasına soruyor: “Anacığım, beğendin mi öğretmenliğimi?” Anası: “Eh, işte fena değil!” diyor… “Nasıl fena değil? Müfettişler geliyor; iyi veriyor, pekiyi veriyor. Sen de fena değil diyorsun; bu nasıl olur?” Anası: “Yıllarca sordun, durdun. Şimdi söylüyorum, aç kulağını dinle! Ben sana çay döktüğün gün kızsaydım, içindeki aslan küserdi. Dövseydim, o aslan ölürdü! Böyle öğretmen falan olamazdın. İşte, sen de benim yaptığımı yap ve sakin ol. Dayak atıp bu çocukların içlerindeki aslanı sakın öldürme!…” 90

Bende Kalanlar

BD EYLÜL 2020

Demir Aytaç

Kemalettin Kamu İzmir’e Tahassür ve İzmir Yollarında

H

er ülkenin tarihinde unutamadığı kara günler vardır. 15 Mayıs, İzmir’in işgali de bizler için böylesine bir tarihtir.

15 Mayıs 1919 Cuma gününü, Cumartesi’ye bağlayan gece yarısı, tüm İzmir halkı sokaklardaki davul sesleri, minarelerden gelen ezan ve salâ sesleriyle uyanmıştır:

91

BD EYLÜL 2020

“Ey ahali! Ey Türkler, uyanın! İzmir elden gidiyor. Çarşı dükkân açık. Silahını, bombasını alan Maşatlık’ta toplansın. Vatanını seven koşsun...”

Vatanın işgaline ülkenin başka bir yöresinde daha önceleri tanık olmuş, İzmir’in acısını yüreğinde duyan şairimiz o günleri âdeta İzmir’de yaşamışçasına çok güzel işlemiştir. İzmir’in tüm erkekleri, dükkânlarda ne bulabilmişse, elde avuçta ne varsa Maşatlık’a koşmuş, kadınlar ve çocuklar büyük korkuyla evlere sinmiş ve tarifsiz acı içerisinde bekleyiş başlamıştır. Maşatlık’ta İzmir’i ölünceye dek savunan yüzlerce kahraman Türk evladının tümü şehit olmuş ve işgal güçleri, akşama dek İzmir’in her semtini işgal etmiştir. O tarihten itibaren de İzmir’de kalan Türkler için ve İzmir’i terk etmek zorunda kalanlar için çok acı, kederli günler başlamıştır. İşte bu acıyı edebiyatımıza şiirleriyle aktarabilmiş şairlerimizden birisi de hiç kuşkusuz Kemalettin Kamu’dur. Vatanın işgaline ülkenin 92

başka bir yöresinde daha önceleri tanık olmuş, doğduğu yeri bırakmak zorunda kalmış bir çocuk olarak İzmir’in acısını yüreğinde duyan şairimiz o günleri âdeta İzmir’de yaşamışçasına çok güzel işlemiştir. Şairimiz, İstanbul Erkek Öğretmen Okulu öğrencisiyken Milli Mücadele’ye katılmak için Anadolu’ya geçmiş ve Kurtuluş Savaşı’na bizzat katılmıştır. İşgal günlerinde İzmir

K

emalettin Kamu ilk şiirlerini Kurtuluş Savaşı öncesi yazmasına karşın gerçek ününü cumhuriyet döneminde yapmış ve kırklı yılların en sevilen şairlerinden olmuştur. Şiire ilk önce aruzla başlamış daha sonra heceyi benimsemiş, en çok on birli kalıbı (6+5) kullanmıştır. Dil konusunda Ömer Seyfettin’in takipçisi olduğunu söyleyen şairimiz ayrıca aruz için “Arap ve Acem sözlerinin milli bir felaket gibi dilimizi istila etmesidir” demiştir. Kemalettin Kamu babasının gö-

BD EYLÜL 2020

revi dolayısıyla Bayburt’ta doğmuş, Erzurum’un Kılcıoğlu diye bilinen köklü ailelerindendir. Birinci Dünya Savaşı’nda Rusların Erzurum’a dek girmeleri, Refahiye’de babası Osman Nuri Efendi’nin ölmesi, annesiyle birlikte çocuk yaşta başka kentlere göç etmesine neden olmuştur. Vatan topraklarını terk etmenin, arkada bırakılanlara özlemin acısı Hicret Akşamları şiirinde çok güzel dile gelir.

A

hmet Adıgüzel, Hicret şiirinin tahlilini yapmadan evvel Kemalettin Kamu’yu bizlere şöyle takdim eder: “(…) ihtilallerin, savaşların, yıkılışların, çökülüşlerin hicret ve kuruluşların yaşandığı bir iklimin ve atmosferin insanıdır. Bütün bunların boyası ile boyanmış, bütün bunları derinlemesine yaşamış içli bir sanatkârıdır. O, böyle bir dünyaya doğdu ve bu duruma uygun olan mizacı gereği de doğduğu bu dünyanın bir parçası oldu. Bu dünyanın bütün olumsuzluklarını, bedbinliğini, yalnızlığını, göçünü derinden hissetti, yaşadı ve bunları en ince çizgileriyle şiirine bir siluet olarak resmetti, onun şiir muvaffakiyeti Milli Mücadele yıllarındaydı. Neden? Çünkü Anadolu insanı, sadece maddi düşmanları olan Yunan, Rus, Ermeni, İngiliz, Fransız ve İtalyanlar ile savaşmıyordu; kıtlıkla, yoklukla, sürgünle, göçle de mücadele ediyordu. Mekân, zaman, olay ve diğer malzemeler Kamu’nun sanat heybesini lebalep dolduracak bir fırsatlar

zenginliği, imkânlar yumağı ve serveti sağlamıştı.” Kemalettin Kamu’nun şiirlerini iki gruba ayırmak gereklidir. Birincisi Milli Mücadele, ikincisi gurbet şiirleridir. Her iki grup da çok sevilmiş, zamanında şiir defterlerine yazılmış ve hafızalardan silinmemiştir. Küçük yaşta sevilen yer, kişi ve göç koşullarını yaşayan şairimiz, daha sonraları mesleği gereği uzun yıllar yurtdışında kalmış ve yaşam boyu duyduğu hasret Kamu’yu büyük bir gurbet şairi yapmıştır. 1933'te Anadolu Ajansı’nın temsilcisi olarak Paris'e gönderilen Kamu, Paris'te kaldığı beş yılda siyasal bilgiler öğrenimi görmüştür. Prof. Dr. İnci Enginün, şairimizin vatan hasreti çektiği günleri Behçet Kemal Çağlar’ın anılarından anlatmaktadır: “Akşam’ın ilk sayfası için koskoca bir klişe hazırlamıştık: “Elhamdülillâh, İzmir’e kavuştuk!” Kapıları açmanın imkânı mı var? Gazeteyi pencereden akıtıyorduk. Alan, yüzüne gözüne sürüyordu. Galata rıhtımı üzerinde kamçısıyla selâm marşını susturan beyaz atlı Franchet d’Esprey, o korkunç hayal, sanki bir operet sahnesinden kalma hoş bir hâtıra idi!” Çankaya, Falih Rıfkı Atay 93

BD EYLÜL 2020

“(…) Geleceğini telgrafla bildirdiği Kemalettin Kamu'yu, Behçet Kemal, istasyonda kendisini bekler bulmuştur: ‘Onu istasyonda bekliyor görünce ne kadar sevinmiştim. Geniş alnında düşünce, mavi gözlerinde sevinç, çizgili yüzünde kaygı, tam bir sanatkâr görünüşüyle beni karşılamıştı. Paris'in ihtişamlı vitrinlerini seyrederken ‘Bana bu renkler hep memleketi hatırlatıyor.’ dedi.” Yeşil, bir köşedir bana Bursa’dan: Kara, Erciyas'ın yarları gibi; Sarıda gözü var Uzunyayla'nın; Beyaz, Erzurum'un karları gibi.

G

urbetin bir renginde yurdun bir tarafını gören ve bütün memleketi hayalinde canlandıran bu mısralarla içime bir yurt hasreti döküvermişti. O, her zaman zaten böyle içli mısralarla büyük dertleri insanın içinde depreştirir, ince şiirlerde büyük davaların en iyi tercümanı olurdu. Yukarıdaki mısralar Gurbette Renkler adlı şiirindendir.” Şairin hepimizin ezbere bildiği Gurbet şiiri Amir Ateş ve Yıldırım Gürses tarafından ayrı ayrı bestelenmiştir. Gurbet o kadar acı Ki ne varsa içimde; Hepsi bana yabancı Hepsi başka biçimde! Eriyorum gitgide Elveda her ümide Gurbet benliğimi de Bitirdi bir biçimde. Ne arzum, ne emelim… 94

Yaralanmış bir elim… Ben gurbette değilim Gurbet benim içimde. Böyle seslenen şairimiz, gurbeti ve Milli Mücadele şiirlerini çok ayrı bir tat, çok farklı bir ifadeyle yazmıştır. Kendisine göre “güzel bir şiir, gerçek şiir daha ilk okuyuşta hafızada kalan şiirdir” ve Kemalettin Kamu her iki şiir grubunda da bunu başarmıştır.

İzmir’e Tahassür şiiri İzmir’in işgal günlerinde, Kordon’da asılı yabancı bayrakları görmemek için bir gün bile Kordon’a gitmeyi kabul etmeyen, on yaşlarındaki bir İzmirli kızın isyanını ve duygularını anlatan şiirdir. Hicret Akşamları, Gurbette Renkler, Bingöl Çobanları, Zafer, Büyük Gün, Gurbet ve Kimsesizlik gibi çok sevdiğim ve ezbere bildiğim şiirlere karşın ben 9 Eylül İzmir’in kurtuluşu dolayısıyla Kemalettin Kamu’dan sizlere İzmir ile ilgili iki şiir sunmak istiyorum. Bunlardan birincisi İzmir’e özlem anlamına gelen İzmir’e Tahassür... İzmir’in işgal günlerinde, Kordon’da asılı yabancı bayrakları görmemek için bir gün bile Kor-

BD EYLÜL 2020

don’a gitmeyi kabul etmeyen, daha sonra İzmir’den ayrılmak zorunda kalan, on yaşlarındaki bir İzmirli kızın işgal yıllarındaki acısı, isyanı ve duygularını anlatan şiirdir. İkinci şiir ise Kurtuluş Savaşımızın ne zorluklarla ve ne geleceklerden vazgeçerek kazanıldığını çok iyi ifade eden; İzmir kapılarında yirmi iki yaşında bir gencin, şehit olmadan önce annesine yazmış olduğu son mektuptur. İzmir’in kurtuluş coşkusunu yaşadığımız bu ayda bu iki şiiri yeni kuşakların tanıması, öğrenebilmesi dileğiyle sunuyor ve İzmir’in işgal sabahı savaş veren, başta ilk şehit Hasan Tahsin olmak üzere tüm şehitlerimizi, İzmir’in işgalinden iki gün sonra tüm dünyaya Türk’ün savaş vermeksizin vatanından vazgeçmeyeceğini duyuran Ayvalık’taki alayımızı ve alay komutanı Albay Ali Çetinkaya’yı ve Mustafa Kemal Atatürk’ü ve cumhuriyet döneminin ilk kuşağını saygıyla anıyorum.

İzmir’e Tahassür Anne deniz nerde, yalımız nerde? Hani “gideceğiz yakında” der de Beni uyuturdun dizinde anne. Geçende ablam da öyle diyordu. Bu bahar İzmir’e girmezse ordu Kanmam sözünüze sizin de anne. Yeşil bir bahara büründü dağlar. Bülbüllü bahçeler, üzümlü bağlar Kimlerin işine yarıyor anne. O bağlar nerde, bahçeler nerde? Her akşam güneşin battığı yerde

Gözlerim İzmir’i arıyor anne! Şimdi bir kuş olsam, kanadım olsa İzmir’e giden yol eğer bu yolsa Bir başıma bile giderim anne! Bir çetin bilmece sorsam Paşa’dan, Söylemem memleket bağışlamadan Mutlaka İzmir’i isterim anne!

İzmir Yollarında Belki şimdi sana son Sözlerimi yazmadan Gözlerim kapanacak. Belki var daha beş on Dakikalık bir zaman. Anne, için yanacak Mektubum okunurken. Beliren bir emeli Çok görme bana sakın. Ben Tanrı'ya en yakın Bir yola sapıyorum, Milletimin uğrunda Türbemi yapıyorum. Düşündüm huzurunda Ebedi bir akşamın, Düşündüm ki babamın Dizi dibinde geçen Yirmi iki seneden Elimizde kalan ne? Sorarım sana anne: Madem ki gün gelecek, Herkes aynı meleğin Önünde eğilecek, Niçin o güne değin Çan sesleri duyayım? Bugün de bir yarın da. Bırakın uyuyayım 95

BD EYLÜL 2020

İzmir kapılarında! Anne elveda artık, Şu iki üç asırlık Gecenin gündüzünü Görmeden gidiyorum. Ne beis var diyorum, O günün seherinde Senin ince yüzünü Görüyor gibiyim ya... Ey genç gecelerinde Beşiğimi bekleyen! Ediyorum emanet Seni Anadolu'ya! Sütünden, emeğinden

Ne verdinse helâl et. Söyle Hacer'e o da Hakkını helâl etsin, Gönülcüğü dilerse Başkalarına gitsin... Ben ermeden murada Ecel kırdı kolumu; Artık beyhude yere Beklemesin yolumu. O ne anne, o güzel Gözlerinden akan ne? Geri dönemem diye Ağlıyor musun anne?

[email protected]

Yazar ve Şairlerden Anekdotlar

Dünyanın en tanınmış yazarlarından, Büyük Umutlar’ın yazarı Charles Dickens dünyanın belki de en tuhaf uyku alışkanlığına sahipti. Yatarken yüzü mutlaka kuzey kutbuna bakacak şekilde uzanırdı. Bu tercihini açıklarken ‘yerküre elektrik akımları, pozitif ve negatif elektrik’ gibi şeyler söylemişti. En fazla vakit geçirdiği yer de kimsesizler morguydu. *** Tolstoy’un 13 çocuğu vardı. 48 yıllık evliliğinin ardından karısına “Benim yaşımdaki insanların sıkça 96

yaptıkları bir şeyi yapıyorum. Son günlerimi tek başıma ve sükûnet içinde geçirebilmek için dünyadan vazgeçiyorum,” yazan bir not bırakarak evini terk ettiğinde 82 yaşındaydı. Birkaç gün sonra bir tren istasyonunda donarak öldü. *** Alice Harikalar Diyarında’nın yazarı Lewis Carroll bir matematik dehasıydı. Kelime üretmekte üstüne yoktu. Halen İngilizcede onun uydurduğu onlarca kelime kullanılmaktadır. Kütüphanelerde kitapların daha kolay bulunabilmesi için kitap

adını cildin sırtına yazma fikrini hayata geçirdi. Scrabble kelime oyununun ilk örneğini yaptı. En sevdiği ulaşım aracı kendi icat ettiği üç tekerlekli bisikletti. *** İrlanda asıllı yazar Oscar Wilde, ABD ziyareti sırasında gördüğü “Piyanisti vurmayın. Elinden geleni yapıyor” yazısının hayatı boyunca gördüğü tek mantıklı sanat eleştirisi olduğunu söyledi. Wilde’ın Hemingway’le en büyük ortak özelliği ikisinin de çocuklukları boyunca annelerinin isteği üzerine kız kıyafetleri giymesidir.

Yakın Tarihimiz

BD EYLÜL 2020

Yaşar Öztürk

YUNUS NADİ’NİN DÜŞÜNÜ GERÇEKLEŞTİREN KENDİNE DEĞİL KENTİNE AŞIK BİR AYDIN

ŞEVKET BEYSANOĞLU

100

YAŞINDA

Y

egâne tasası, Diyarbakır’ı, Ziya Gökalp’i tanıtmak; “değişmez yasası” bu uğurda çalışmaktı. Ziya Gökalp öldüğünde, Yunus Nadi: “Dün Türkiye’de kâinat yıkılmıştır” diye yazdı. »

97

BD EYLÜL 2020

Yahya Kemal ve Dr. Rıza Nur’un öncülüğünde hemen “Ziya Gökalp Cemiyeti” kuruldu. Ancak bu büyük yitimden daha acı olanı, sağlığında diri diri gömülmek istenen Gökalp’ten kalanlar yokluğa itiliyordu.

Z

iya Gökalp’in unutturulması ölümünden daha acıydı. “Ülkeye ve Türk Devrimi’ne yaptığı hizmetlere karşın yayıncılığın kalbi Babıali Caddesi’ndeki kitapçılarda Ziya Gökalp’in yapıtları bulunamıyordu.” Yunus Nadi, Türk Yurdu dergisi yazarı, İttihat ve Terakki’nin önemli adı Kazım Nami Duru’ya bir mektup yazarak üzüntüsünü paylaştı. Cumhuriyet’e saygı ve bağlılığın bir gereği olarak Gökalp’in eserlerinin bir araya getirilmesi, yayımlanması, genç kuşaklara tanıtılmasının zorunluluğunu dile getirdi. Gökalp’in evine de elden bir mektupla haber gönderdi: “Ziya Bey’in ne kadar basılmamış yazısı varsa gönderin. Bunları gazetemde basacağım” dedi. “Her türlü yardıma hazır” olduğunu söylemekle yetinmedi, Yunus Nadi Gökalp’in yapıtlarını ölümsüzleştirmek, gelecek kuşaklarla ulaştırmak için Cumhuriyet Gazetesi’nde bir oda, destek olacak çalışan verdi. Gürledi yağmak istedi Yunus Nadi. Olmadı.

Devlet, hükümet, Türk Tarih Kurumu el atsa da bir arpa boyu yol alınamadı. Talat Sait Halman’ın dediği gibi, adet yerini bulsun diye düzenlenen etkinlilerle “Türk sosyolojisi ve kültürü alanında tek önemli düşünürümüz olan Gökalp’i tarihe gömdük.” Kardeşinin yol açtığı kan davasından uzaklaşmak için Karacadağ’da yaylaya göçen Beysanzade Molla Ahmet’in 1 Ağustos 1920 günü, 13 kızdan sonra bir oğlu oldu. Aile çok sevinçliydi. Bu çocuk Yunus Nadi’nin özlemini gerçekleştirecek, Ziya Gökalp’i eserleriyle mezara gömülmekten kurtaracak olan, Şevket Beysanoğlu idi. Hukuk Fakültesine girdi. Hakim oldu. Milli Mücadele’de büyük yararlılıklar gösteren, Ganizadeler ailesinden Ayten Hanım’la evlenen Şevket, amcasının ilgisizliği yüzünden aileye verilen “Kavut” soyadını mahkemeye başvurup “Beysanoğlu” olarak değiştirdi. Aklı fikri “Sinende doğdum senin / Sinende yatacağım. / Bu can tende oldukça / Seni anlatacağım” dediği Diyarbakır’daydı. Vermek zorunda kaldığı idam kararı onu hakimlikten soğuttu. Yazmak, yaşamak, yaşatmak için kullandığı kalemi kırmak çok ama çok zoruna gitti.

Diyarbakır adının önüne getirildiği her işte onun parmağı değil adadığı hayatı vardı.

98

BD EYLÜL 2020

15 yaşında ilk şiiri “Hasret” Diyarbakır Gazetesi’nde, ilk düz yazısı da Karacadağ dergisinde yayınlandı. Yeteneğini ve coşkusunu gören öğretmenleri onu derginin Yönetim ve Yazı İşlerine kattı. 23 yaşında ilk kurduğu dernek Atatürk’ün de konuk ettiği, türküleri bugüne taşıyan Celal Güzelses ile oluşturduğu “Diyarbakır Halk Musikisi Cemiyeti”ydi. Diyarbakır adının önüne getirildiği her işte onun parmağı değil adadığı hayatı vardı. Şevket Beysanoğlu’nu tanıyanlar engin bilgi ve görgüsüne doyamadıkları gibi evine varanlar kapıdan başlayarak bütün evin duvarlarını kaplayan zengin kitaplığı ile de büyülendi. Beysanoğlu tıpkı hemşehrisi Ali Emiri gibi bu sahip olduğu zenginliği paylaştı. İstanbul Fatih’teki Millet Kütüphanesini kurdu. “Divanı Lügati Türk” onun sayesinde gün ışığına çıktı. Beysanoğlu, Ali Emiri gibi yıllarca biriktirdiği kitap, dergi, belge ve kesikleri 1981’de Mayıs ayında on bin cilt olarak Dicle Üniversitesi’ne bağışladı. Üniversite kitapların 4773’ün yer aldığı iki cilt kataloğu 1988’de yayınlanabildi. Geri kalan bölümleri 40 yıl geçti hâlâ basılmadı. Bu kütüphaneye kitap toplamayı ve yollamayı ölünceye kadar sürdürdü. Ne yazık ki bağışladığı kitaplar o onun göster-

Beysanoğlu, biriktirdiği kitap, dergi, belge ve kesikleri 1981’de on bin cilt olarak Dicle Üniversitesi’ne bağışladı.

diği ilgiyi, özeni göremedi. Kitaplık su baskınına uğradı! Kentdaşlarının doğup büyüdükleri zaman ve mekan içinde yaşatılması için Beysanoğlu önce anma günü ve haftaları başlattı. Ardından müze evlerini gündeme getirdi. Ziya Gökalp, Cahit Sıtkı müze evleri açıldı. Atatürk’ün yaşamında farklı bir yeri olan kentlerden biri olan Diyarbakır’da onun adına da bir müzenin kurulmasını sağladı. “Atatürk Anıtı Yaptırma Derneği” kurarak kentine görkemli bir 99

BD EYLÜL 2020

Atatürk heykeli kazandırdı. Kentin mimari dokusunun korunması için bir zincir oluşturdu. Onun derdi kendini göstermek değil kentini yaşatmaktı. Mütevazı bir şekilde gelişmeleri izledi ve kendine değil kentine pay biçerek gülümsedi. Yakalandığı hastalık ile pençeleşirken bile başlı başına büyük bir kaynak olan Diyarbakırlı Fikir ve Sanat Adamları çalışmasının son cildinin son düzenlemesini yaptı ve yayımladı. Onu yalnız bırakmayan emeğine saygı duyan Mete Akyol, Bütün Dünya Dergisiydi.

B

Mütevazı bir şekilde gelişmeleri izledi ve kendine değil kentine pay biçerek gülümsedi.

eysanoğlu, Ziya Gökalp’in ölümünün 50. ve doğumunun 100 yılında anılması için desteği dönemin Başbakanı Ecevit’ten aldı. Milli Eğitim Bakanı Mustafa Üstündağ ve Kültür Müsteşarı Bozkurt Güvenç ilgilendi. İktidar değişince “Milliyetçi Cephe” Hükümeti desteği kesti. En çok üzüldüğü konu ise 70 yıl önce Diyarbakır’da kurulacak olan üniversitenin engellenmesiydi. Bütün hazırlıkları tamamlanan ve saat 13.00’de radyodan duyurulması beklenen “Doğu Üniversitesi”nin Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın araya girip diretmesi ile Diyarbakır yerine Erzurum’a kurulacağı açıklandı. 100

Büyük emeklerle oluşturulan ve Genel Kütüphane ile birleştirilen Halkevi kapatıldı. Diyarbakırlı düşünürleri, yazarları, sanatçıları beş ciltlik “Diyarbakırlı Fikir ve Sanat Adamları” adlı yapıtında ölümsüzleştirdi. Diyarbakır Ansiklopedisini tamamladı. Ne yazık ki mali olanaksızlıklar yüzünden basımını yaptıramadı. Bu yapıt Beysanoğlu’nun tek kişilik bir kültür ordusu olduğunun en büyük kanıtı olduğu kadar onun koşulsuz Diyarbakır aşkının simgesiydi. Nazım Hikmet’in “kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir / ben hasretlerin / kimi insan ezbere sayar yıldızların adını / ben hasretlerin”; Ahmet Arif’in “Hasretinden prangalar eskittim” dediği özlem, Beysanoğlu için Diyarbakır ve Ziya Gökalp’tı. Nail Çakırhan’ın “Daha çok onlar yaşamalıydı” inancıyla kanat çırpan Anka Kuşuydu, Şevket Beysanoğlu. Diyarbakır surları gibiydi. Yangına, yıkıma, yalana ve talana karşı Anadolu halk kültürünü küresel, küyerel saldırılara karşı koruyan, yüzünden hiç eksilmeyen umudunu gösteren gülümsemesiyle, Şevket Beysanoğlu 100 yaşında. Nice yıllara Şevket Abi... [email protected]

P O RT R E L E R

BD HAZIRAN 2020

Mehmet Ziya Gökalp

“M

illiyet, eğitime dayalıdır” diyen toplumbilimci, şair ve siyasetçi olan Mehmet Ziya Gökalp, 1876 yılında Diyarbakır / Çermik'te dünyaya geldi. Diyarbakır İdadi Mülkiye/ Diyarbakır Lisesi son sınıf öğrencisiyken okuldan ayrıldı. 1896 yılında, İstanbul'da İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katıldı. “Yasak yayınları okumak ve muhalif derneklere üye olmak” nedeniyle 1898’de tutuklandı. Diyarbakır’da bir yıl cezaevinde kaldı. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Diyarbakır şubesini kurdu ve “Peyman” gazetesini çıkardı. Tevfik Sedat, Demirtaş, Gökalp gibi takma adlarla Selanik’te yayımlanan bir felsefe dergisinde yazılar yazdı. Dünyadaki Türkleri birleştiren bir Türk devleti kurulması ülküsünü dile getirdiği Altun Destanı adlı yazısı 1911 yılında Genç Kalemler Dergisi’nde yayımladı. Diyar-ı Bekir mebusu olarak Meclis-i Mebusan'a seçildi. 1915 yılında

İstanbul Üniversitesi’nin Felsefe Bölümü’ne öğretim görevlisi olarak atandı. Türk Ocağı'nın kurucuları arasında yer aldı. Derneğin yayın organı “Türk Yurdu” başta olmak üzere Halka Doğru, İslâm, Millî Tetebbûlar, İktisadiyat, İçtimaiyat ve Yeni Mecmua'larda yazılar yazdı. Kızıl Elma adlı kitabı 1914, Türkleşmek-İslâmlaşmak-Muasırlaşmak adlı kitabı ile Yeni Hayat adlı şiir kitabı 1918 yılında yayımlandı. I. Dünya Savaşı sonrasında İngilizler tarafından diğer İttihatçılarla birlikte Malta’ya sürgüne gönderildi. Sürgünden sonra Diyarbakır’a gitti, Küçük Mecmua’da yayımladığı yazılarıyla Türk Kurtuluş Savaşı’nı destekledi. 1923 yılında Türkçülüğün Esasları isimli ünlü eserini yayımladı. Atatürk tarafından Diyarbakır mebusu olarak seçildi ve Ankara’ya yerleşti. Dünya klasiklerinin Türkçeye çevrilip yayımlanması ile uğraştı. 1924 yılında kısa süren bir hastalığın ardından dinlenmek için gittiği İstanbul'da 25 Ekim 1924 günü hayatını kaybetti. • 101

BD EYLÜL 2020

Siyasalın Görünümleri Barbaros Eneç

2

102

BD EYLÜL 2020

G

ünümüzde toplumSiyasi fail göre toplumsal harekesal hareketlerdeki olarak, toplumsal tin merkezindeki olgu artış, siyasi faaliyehareketlerin, bunların kurmuş oltin resmi siyasi alandan partiler, baskı dukları örgütlülüklerdi. -devlet, parti odağından-, grupları ile pek Çünkü bu hareketlerin sosyal alana -gündelik ha- çok ortak noktası ortaya çıkması için yata- dönüşünün göstervardır. Farklı başta mali kaynaklar gesidir. Siyasi fail olarak, olarak, partiler gibi olmak üzere belli kaytoplumsal hareketlerin, tek bir bürokratik nakların seferberliği gepartiler, baskı grupları ile yapı içinde reklidir. Bu hareketler pek çok ortak noktası var- örgütlenmezler. iktisadi organizasyonlar dır. Farklı olarak, partiler gibi davranıyor, kaynak gibi tek bir bürokratik yapı içinde topluyor, personel oluşturuyor ve örgütlenmezler. Bir dizi farklı örgü- fikirlerini öncelikle hedefe alıcılara tü, birliği gevşek bir beraberlik için- ulaştırıyorlar. Bu yaklaşımla beraber de çalışmak üzere bir araya gelirler. alınan, kardeş yaklaşım politik olaGenellikle ağ ve ağlar olarak tanım- naklar yada süreçler yaklaşımı diye lanırlar ve gönüllü taban katılımına adlandırılıyor. Bu yaklaşım daha dayanırlar. Yöntemleri genellikle ziyade içinde hareket ettikleri siyasi yenilikçi ve dolaysız eylemciliktir. sistemi ve onun protesto fiilleriyle Diğer iki örgüte göre daha dar bir olan ilişkisi üzerinde duruyorlar. siyasi ilgi yelpazeleri vardır. Kamusal yaşamın belirli bir alanı ile ilgilenirler, insan hakları, çevre, barış gibi. Üye profilleri daha çeşitlidir. 1960’lardan sonra toplumsal hareketler üzerine kafa yoran iki önemli düşünce okulu ortaya çıktı: Amerika’da etkili olan kaynak Buna göre, toplumsal hareketler seferberliği teorisi ile Avrupa’da baskının azaltılması, iktisadi ve daha etkili olan yeni toplumsal hasiyasi seçkinlerin arasında belirereketler yaklaşımı. cek bir çatışma sayesinde ortaya Kaynak seferberliği yaklaşımına çıkacak olanakları kullanarak oluşur

Bu hareketler iktisadi organizasyonlar gibi davranıyor, kaynak topluyor, personel oluşturuyor ve fikirlerini öncelikle hedefe alıcılara ulaştırıyorlar.

103

BD EYLÜL 2020

yada büyürler. Burada önemli olan nokta, bu olanakların ortaya çıkması, hareketlere dışsaldır. Ortaya çıkmalarında, hareketlerin bir etkisi olduğu iddia edilemez. Bu iki yaklaşımda, zamanla, analizlerine farklı ögeleri de ekleyerek bu teorilerini zenginleştirmişlerdir.

S

osyal bilimlerin farklı alanlarındaki gelişmeler toplumsal hareketler üzerine düşünenleri yeni teorik çerçeveler denemeye yardım etmiştir. 1980’li yıllarda kültürel çalışmaların çok önemli etkileri olmuştur. Bu çalışmalar iki kavramı öne çıkarmıştır: çerçeveleme ve kolektif kimlik. Politik olanak ve süreçler yaklaşımı dışsal etkenlere vurgu yaparken, kültür

Charles Tilly

çalışmaları toplumsal ağ üzerine durmuşlardır. Bir hareketin ortaya çıkmasında içinde bulunduğu siyasi sistem kadar hareketi örgütleyicilerin toplum içindeki farklı toplumsal ağları kullanmaları da önemli rol oynamaktadır. Kültürel çalışmaların etkisiyle, 19. yy psikolojik indirge104

meciliğe tepkiyle bir kenara itilmiş öğeler tekrar sosyal bilimlerin gündemine girdi. Harekete katılanların duyguları, düşünceleri, inançları, ahlaki değerleri, eğilimleri, acıları, algılamaları, sembolleri vb. araştırma konusu oldu. Duyguların toplumsal hareketlere katılanlar üzerindeki etkisi daha fazla ilgi uyandırmaya başladı. Akıcılığa ait öğelerle duyguların birbirini dışlaması gerektiğini reddederek, duyguların kimliğin muhafazasından hareketin sürekliliğin sağlanmasına kadar oynadıkları farklı rolleri incelediler. Charles Kurzman’ın İran Devrimi üzerine yaptığı çalışma, yeni bir kapı açmıştır: politik olanağın gerçekliği ile kitleler tarafından algılanmasının farklı şeyler olduğu gerçeği. Siyasi sisteme dair olan kültürel algılayışlar ile nesnel durum arasına açı koyarak kitlelerin iradesine bir alan açıldı. Kaynak seferberliği teorisinin en Sidney Tarrow önemli iki ismi Charles Tilly ve Sidney Tarrow’dur. Tilly hem tarihsel saha çalışmaları hem de teorik katkıları alanın bir çok noktasını derleyip toparlamıştır. Bu ikili Doug Mcadam’ın katılımı ile, toplumsal hareketler konusunda paradigmanın görmezden geldiği hususlar olan dinamik ilişki biçimleri yerine daha

BD EYLÜL 2020

durağan ilişkilere odaklandığı, tekil hareketlere dikkatkesilirken daha geniş çatışma vakaları ile az ilgilendiği, hareketlerin karşılaştıkları tehditler ve örgütsel zaaflar yerine olanaklar ve kaynakların genişlemesine vurgu yaptığı ve çatışmaların hareketlerin ortaya çıkışına konsantre olmaktan daha sonraki aşamalarını pek önemsemediği noktalarında eleştirmişlerdir. Avrupa kökenli yeni toplumsal hareketler yaklaşımı, mevcut hareketleri olağan siyasetin bir parçası olarak değerlendirmektedir. Eski toplumsal hareketlerin temel özelliklerinin altı boşaltılmıştır. Bu yaklaşım sanayi sonrası toplum düşüncesiyle yakından ilişkilidir. Bu yaklaşımın önemli düşünürlerinden Alain Tourraine’ e göre, günümüzde devlet iktidarı bu hareketler için bir önem taşımamakta onlar daha ziyade sivil topluma yönelmektedirler. 1960’larda ortaya çıkan toplumsal hareketlerin daha öncekilerden yapısal farkları vardır. Eski hareketler zenginlikten, çeşitlilikten yoksun

Yeni hareketler düşünürleri için sınıf mücadelesi son bulmuştur. Yeni hareketler zengin içerik ve taleplere sahip, dar iktisadi çıkarlardan bağımsız, daha demokratik ve katılıma açık hareketlerdir. olarak görülür. Yeni hareketler düşünürleri için sınıf mücadelesi son bulmuştur. Yeni hareketler zengin içerik ve taleplere sahip, dar iktisadi çıkarlardan bağımsız, daha demokratik ve katılıma açık hareketlerdir. Özgün yanları ise resmi kurumsal siyasi kanalların dışında çalışmaları, hayat tarzı, etik ve kimlik duyarlılıkları üzerine vurgu yaparlar. Bu hareketler iktidar mücadelesi vermekten çok savunma-direnme nitelikli hareketlerdir. Eski (sanayi toplumunun) hareketler ile yeni (sanayi sonrası toplumun) hareketler arasındaki kopma Claus Offe tarafından vurgulandı. Ona göre, başlıca 105

BD EYLÜL 2020

yenilik, modernizm İstek karşılanırsa meve ilerleme ile ilgili selenin sonu olur. Kareleştirel bir ideoloji, şılanmazsa insanlar, merkesizleşmiş ve kaaynı biçimde yerine tılımcı örgütsel yapılar, getirilememiş başka bürokrasi yerine kişiler konularında olduğunu arası dayanışma ve fark etmeye başlayamaddi avantajlardan bilir. Bu süre uzarsa ziyade özerk alanların doyurulmamış talepler kazanımıdır. Alberto birikir ve kurumsal Melucci, özerklik üstüsistemin yetersizliği Claus Offe ne yazarak, yeni hareortaya çıkar. ketleri, sistemin zaman Sistemin yetersizve mekan gözetmeyen kapsamlı liği, iktidar sahiplerinin, seçkinlerin manipülasyonuna karşı kendi özel arasında bir çatışma, gerilim esnave duygusal yaşamlarını belirleme sında görülür olur ve hareketlere ve kendi kimliklerini tanımlama oluşumları ya da büyümeleri için haklarını geri almaya çalışırlar. Kü- olanaklar sunar. Neil Smelser’in reselleşme karşıtı eylemlerde göraydınlatıcı analizine göre, hızlı ve düğümüz gibi, festival havasında, geniş çaplı dönüşümlerin yaşandığı bir şölen, konser, sanat performansı zamanlarda kolektif davranışların şeklinde örgütlenerek çok farklı inikili anlamı vardır. Bir yanda kusanların katılabileceği, kendini ifade rumların sosyal uyumu yeniden edebileceği ve kişiliğini kaybetmeüretmedeki yetersizliği, diğer yanda den içinde eriyebileceği ortamlar toplumun kolektif dayanışma için yaratıyorlar. yeni temeller oluşturacakları ortak inançların geliştirilmesi yoluyla oplumsal hareketler, toplumsal krize tepki gösterme girişimlerini failler arasındaki gerçek bir yansıtır. Dönüştürücü anlarda yapı ilişkidir. Bu ilişki ile grubun ve fail arasındaki ilişkiler önemlidir. birliği inşa edilir. Bu ilişkinin teme- Bilişsel, duygusal ve ilişkisel melinde toplumsal talep yatar. Talep kanizmalar, katılımcıların hareket kavramı rica, dilek, istek, şikayet bağlamlarını dönüştürmesi açısınanlamlarını kapsar. Siyaset bilimi dan önemlidir. Hareketler, verili bir yazınında genelde şikayet kullanılır politik düzene meydan okuyarak, biz içeriğini daha geniş tutarak talep yönetimde güçlü bir konumda olan demeyi tercih ediyoruz. Talepler na- faillerle etkileşime geçerler. Siyaset sıl ortaya çıkar? Yaşam akışının bir fırsat yapısı, dışarıdaki ortamın, hanoktasında bir sorun ile karşılaşırız. reketlerin gelişimine etki eden özelBu sıkıntıdan etkilenen bir grup inliklerin kavramsallaştırılmasıdır. san ilgili otoritelerden yardım ister. Bu kavram, siyasi sistemin açıklık/

T

106

BD EYLÜL 2020

kapalılık derecesine ve, gündem belirleme ve karar alma süreçlerini düzenleyen kurumsal koşullara odaklanır.

S

iyasi fırsat yapısındaki değişimlerin, toplumsal hareketin kendisi tarafından önemli bulunmadıkları sürece hareketler üzerinde etkisi yoktur. Yapısal elverişlilik, kargaşayı açığa çıkarabilmek için bir “bilişsel serbestleşme” süreciyle filtrelendirilmelidir. Hareketin ortaya çıkması için aktivistler bir fırsatın var olduğuna, değişime yol açacak güce sahip olduklarına inanmalı ve sorun için sistemi suçluyor olmalıdırlar. Yapı ve eylem arasına giren bilişsel süreçleri ele almadan yapısal fırsatları incelemek yanıltıcı olabilir. Devletin tepkisinin nasıl algılandığı da önemli. Failler bu eyleme kendi menfaatleri için rasyonel bir şekilde dahil olurlar; harekete teşebbüs edenler eylemin üzerine kurulu olduğu kollektif kaynakları harekete geçirmede önemli bir rol oynarlar. Eylem özellikle, örgütlenme ve bir toplumsal hareketin gelişimi için gerekli olan stratejik etkileşimlerden, kaynakların varlığından etkilenen maliyet ve faydaların hesaplanmasından kaynaklanır. Gerilimlerin, yapısal çatışmaların varlığını keşfetmek tek başına yeterli değildir: hoşnutsuzluğu hareketlenmeye dönüştüren koşullara da bakmak gerekir. Harekete geçirme kapasitesi grubun elindeki mad-

di kaynaklara ve maddi olmayan kaynaklara bağlıdır. Bu kaynaklar, birden fazla amaç doğrultusunda dağıtılmaktadır. Seferberlik, toplumsal hareketlerin hoşnutsuzluğu örgütleyebilme, eylem maliyetlerini azaltma, dayanışma ağlarını oluşturup kullanma, saikleri ve teşvikleri paylaşma ve görünür konsensüse ulaşma biçiminden kaynaklanmaktadır. Mevcut kaynakların türü ve niteliği hareketlerin aldığı taktiksel kararları ve eylemin toplumsal ve siyasi sistem için doğurduğu sonuçları etkiler. Özellikle Avrupa’da, hareketle-

Özellikle Avrupa’da, hareketlerin yalnızca siyasal sistem içinde değil, aynı zamanda kamusal alanda da oynadığı role odaklanılır. rin yalnızca, siyasal sistem içinde değil, aynı zamanda kamusal alanda da oynadığı role odaklanılır. Söylemsel fırsatlar, yani bazı tartışmalı meselelerde hareketlerin başarı şansını etkileyebilecek baskın kamusal söylemlerin varlığı vurgulanmıştır. Bütün hareket örgütlenmeleri, siyasi iktidar sahiplerine yönelik dışa dönük meydan okumalarla doğrudan alakadar olmayabilir. Katılımcı ihtiyaçlarına yönelik olarak ve/ veya kültürel ve sembolik zorlukları ya da yeni yaşam tarzı pratiklerini 107

BD EYLÜL 2020

desteklemek içinde eyleme geçebilirler. Örneğin, feminist hareket aracılığıyla, terapi grupları, tecavüz kriz merkezleri kurulmuştur.

Ö

zellikle 1970’lerden bu yana artan sayıda yurttaş, hükümetler üzerindeki diğer baskı biçimlerinin meşruluğunu onaylamaya başladı: imza kampanyaları, yasal gösteriler, boykotlar, kira veya vergi ödemeyi reddetmek, işgaller, oturma eylemleri, trafiği (hem reel hem sanal) engelleme, grevler, yeni siyasi katılım biçimlerinin listesini oluşturur. Protestolar, kamuoyunu alışılmışın dışındaki eylem biçimleriyle harekete geçirme ve bu şekilde karar alıcılara baskı uygulama kapasitesidir. Protestolar, iktidar ilişkilerinde meydana gelen değişiklikleri takip etmek veya önlemek için bedenlerin, sembollerin, kimliklerin, pratiklerin ve söylemlerin kullanıldığı mücadele alanlarıdır. Protesto’nun önemli bir özelliği, karar vericileri etkilemek için dolaylı kanalları kullanmasıdır. Siyasi kararlarla doğrudan ilgili olanlar, protesto topluluğu oluşturur. Bu topluluktan eyleme öncülük edecek ve dış ilişkileri sürdürecek bir liderlik ortaya çıkar. Kitle iletişim araçları, onların mesajını ilk olarak karar vericilerin referans aldığı halka yayar. Başarılı olmak için protestoların olumlu uyaranlar üretmesi, kararların alındığı alanlara yatırım yapmak için daha fazla kaynağa sahip olanların sempatisini kazanması gerekir. 108

Yürüyüşler, protestoların ardındaki sayısal gücü göstermek için tasarlanan temel taktiklerden biridir. Toplumsal hareketlerin faaliyetlerinin, kısmen dışavurumsal, kısmen araçsal kısmen kendi üyelerine yönelik kısmen de dış çevreyi dönüştürmek için tasarlanır. Toplumsal hareketler pek çok başka aktörlerle etkileşimde bulundukları çok örgütlü bir sahada hareket ederler. Kurumsal etkenler iki müdahil değişken dizisi, yani ittifak yapısı (onları destekleyen siyasi aktörler) ve muhalefet yapısı (onlara karşı olan siyasi failler) aracılık eder. İttifaklar meydan okuyanlar için siyasi olanaklar ve kaynaklar sağlar, muhalefet ise onları aşındırır. Muhaliflere baktığımızda, kurumsal olanların yanında kurumsal olmayanlarıda görürüz. Karşı Hareketler terimi bu ikinci tür failler için kullanılır ve hareketin elde ettiği başarılara tepki olarak yükselir. Teknoloji yurttaşların katılımı, sesini duyurma ve eyleme geçmeyetenekleri için yeni ve geniş fırsatlar sunuyor. Toplumsal ilişkiler, yeni kimlikler, yeni taleplerin doğmasına yol açıyor. Önümüzdeki dönemlerde hareketlerin önemi büyüyerek devam edecektir. • [email protected] “Eğitimdir ki bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.” M. Kemal Atatürk



Dünya Döndükçe

BD EYLÜL 2020

Sabriye Aşır

Makinenin içindeki insan

1

770 yılında Macar bir mucit tarafından yapılan satranç oynayabilen robot, tüm Avrupa çapında büyük sansasyon yarattı. Bu mekanizma, üzerinde satranç tahtası olan bir dolabın arkasında oturmuş ve Türk giysileri giymiş, gerçek boyutlu ahşap bir insan figüründen oluşuyordu.

Ahşap figürün mekanik kolu, tahtaya uzanıp satranç taşlarını hareket ettirebiliyordu. Bu “Mekanik Türk” satrançta en iyi oyuncuları bile yenebiliyordu. İmparatoriçe Maria Theresa’nın vakit geçirmesi için yapılan bu mekanizmanın ünü, Viyana’yı da aşmış ve imparatoriçeyi sarayında ziyaret edenler bu 109

BD EYLÜL 2020

robotu görmek için ısrar eder hale gelmişlerdi. “Türk” 1780’li yıllarda tüm Avrupa’yı dolaştı. Ve bu sırada da nasıl çalıştığı ve bir makinenin gerçekten düşünüp düşünemeyeceği konusunda da spekülasyonlara yol açtı. Sanayi Devrimi daha yeni başlıyordu ve birçok insan makinelerin ne denli insanların yerini alabileceğini sorguluyordu. Hiç kimse “Türk”ün sırrını tahmin etmeyi başaramadı. Fakat sonunda ortaya çıktı ki, mekanizmanın iç kısmına akıllıca gizlenmiş gerçek bir insan, bir satranç oyuncusu vardı. Görünüşte akıllı olan bu makine, içine gizlenen kişiye bağlıydı.

A

nlaşılan, bugün de buna çok benzer bir şey yaşanıyor. Tıpkı “Türk” gibi modern yapay zekâ (AI) sistemleri de görünmeyen insanlardan gelen yardıma dayanıyor. Bir “derin öğrenme” sistemini eğitmek, ona bir girdinin milyonlarca örneğinin tanıtılmasını (örneğin çeşitli hayvan görselleri gibi) ve hangi durumda hangi çıktının doğru ola110

cağının sisteme belirtilmesini içerir. Öğretildikten sonra sistem, daha önce karşılaşmadığı görsellerdeki hayvanları da doğru biçimde tanımlayabilir. Fakat öğrenme süreci çok sayıda doğru biçimde sınıflandırılmış örneği gerektirir ve bu örnekler insanlar tarafından oluşturulur. Bunun bir sonucu olarak, yapay zekâ sistemlerini eğitmek için gerekli verileri sağlayan insanlar ordusunun oluşturduğu bambaşka bir endüstri ortaya çıktı. Örneğin Seattle merkezli Mighty AI şirketi, sürücüsüz araç sistemlerini eğitmek için sokak görsellerini sınıflandıran 300 bin kişilik çevrimiçi bir topluluğa sahip. Şirketin patronu bana şöyle dedi: “Araçların insani muhakemeye sahip olmasını istiyoruz. Ve bu nedenle de insanların uzmanlığına gereksinimimiz var.” Büyük teknoloji şirketlerinin de bu işi yapan kendilerine özgü özel çevrimiçi çalışan grupları var. Bu “sınıflandırma” işi, çevrimiçi bir “topluluk çalışanı” platformundan da alınabilir. Çalışanların, bilgisayarların kapasitesinin ötesindeki basit görevleri yerine getirerek para kazandıkları bu platformların en büyüğü “Mekanik Türk (Mechanical Turk)”tür. Çalışanlarının, akıllı varsayılan sistemleri işler kılan insan uzmanlığını sağladığı “Mekanik Türk (Mechanical Turk)” platformunun adı; aynı biçimde işleyen 18. yüzyıldaki

BD EYLÜL 2020

özgün “Mekanik Türk”e doğrudan bir göndermedir. Farkında olmadan aslında siz de bu görevlere yardımcı oluyorsunuz. Bir internet sayfasına erişmeye çalışırken, bozuk görünen bazı harfleri yazmanız ya da tabelalar ve araçlar içeren görselleri tanımlamanız istenebilir. Captcha (for Completely Automated Public Turing Test To Tell Computers and Humans Apart-İnsan ve Bilgisayar Ayrımı Amaçlı Tam Otomatik Genel Turing Testi) olarak bilinen bu test, bir bot değil insan olduğunuzu doğrulamak için kullanılır. Çünkü bilgisayarlar halen bu tür görevleri güvenilir bir biçimde gerçekleştiremezler. Her gün milyonlarca kez tamamlanan bu testlerin sonuçları, Google ya da diğer şirketlerce eski kitapların transkripsiyonu, sürücüsüz araçlar için görsellerin sınıflandırılması ya da harita hizmetlerinin iyileştirilmesi için kullanılır. Çevrimiçi etkinlikleriniz, bu sistemlerin eğitimine başka biçimlerde de yardımcı oluyor. Mesela Instagram’da bir fotoğrafı #kedi, #köpek gibi etiketlerle sınıflandırdığınızda, paylaştığınız görseller bu sistemlerin eğitilmesi için kullanılır. Google insanların arama sonuçlarında nelere tıkladıklarını izliyor ve bu bilgiyi

daha sonra arama sonuçlarının diğer kullanıcılara gösterileceği sırayı belirlemek için kullanıyor. Spotify kullanıcılar tarafından oluşturulan çalma listelerinden yararlanarak şarkıların başka kullanıcılara önerilmesini sağlıyor. Gmail milyonlarca kullanıcısının önceki yanıtlarının analizine dayanarak elektronik postalara yanıtlar öneriyor.

İ

nternet kullanırken yaptığınız hemen her şey, sistemleri daha akıllı hale getirmek için kullanılan veri izleri oluşturuyor. Google, Facebook ve diğerleri muazzam düzeyde akıllı makinelerini çalıştırdıkça, hepimiz onları daha işler hale getirmeye yardımcı oluyoruz. 1770’lerden bir mekanik satranç robotu, böylelikle hem yapay zekâ konusundaki modern bir tartışmanın hem de teknolojinin ilerlemesinin kilit unsurlarından birinin habercisi oldu. İnternet devasa bir “Mekanik Türk.” Ve biz farkında olsak da olmasak da hepimiz o makinenin içindeki insanlar olduk. •

[email protected]

Çeviri kaynağı yazı: “The human inside the machine”, Tom Standage, The Economist, 15 Kasım 2018 111

BD EYLÜL 2020

Tarihten Sayfalar Erhan Kanyılmaz

Mohaç Savaşı

112

2

(1526)

BD EYLÜL 2020

Savaş

(...) Osmanlı kuvvetlerinden ilk olarak muharebeye giren birlik Rumeli ordusu oldu. Bu orduya bağlı askerler Pál Tomori tarafından komuta edilen Macar birlikleri ile temas sağladı. Esasen Macar birliklerinin burada elde ettiği kısa süreli bölgesel üstünlük, Osmanlı askerleri arasında büyük bir kargaşanın ya-

şanmasına neden oldu. Bunun üzerine Osmanlı takviye birliklerinin muharebeye sokulmaMohaç’ın coğrafi konumu sıyla denge sağlandı. Bu esnada Macarların cephenin sağ kanadından gerçekleştirdikleri karşı taarruz sırasında atılan bir ok Kanuni Sultan Süleyman’ın giydiği zırhın göğüs kısmına isabet etti. Osmanlı ordusunun o dönemdeki seçkin birlikleri olan Yeniçerilerin muharebeye sokulmasının ardından üstünlük özellikle cephenin sol kanadında Osmanlı tarafına geçti. İyi eğitilmiş ve yetenekli Osmanlı topçusu da Macar ordusuna önemli kayıplar verdirdi.

O

Bertalan Székely’nin Mohaç Savaşı Tablosu

smanlı ordusu karşısında tutunamayan Macar askerlerinin çoğu mevzilerini terk ederek geri kaçarken mevzilerde Savaşta kalanlar ya Macarların öldürüldü verdiği toplam ya da esir alındı. Kral kaybın 14 II. Louis, bin civarında akşam kaolduğu kabul ranlığından edilmektedir. istifadeyle savaş meydanından kaçtığı sırada Csele-Patak Nehri'nden geçerken atından düşerek 113

BD EYLÜL 2020

taşıdığı zırhın ağırlığı nedeniyle boğularak öldü. Kralın yanı sıra yaklaşık bin kadar Macar soylusu da savaşta hayatını kaybetti. Savaşta Macarların verdiği toplam kaybın 14 bin civarında olduğu kabul edilmektedir. Ayrıca bazı kaynaklarda Osmanlı padişahının savaş sonrasında iki bin kadar üst düzey Macar esirinin katledilmesi için emir verdiği belirtilmektedir.

M

ohaç Savaşı öncesinde hazırlık için yüklü miktarda para harcanan Macar ordusu çağa uymayan teşkilat yapısını muhafaza ediyordu. Savaşa katılan personel sayısı ve savaşın süresine dair farklı iddialar bulunmaktadır. Savaşın başlama zamanı olarak öğleden sonra saat 1-2 aralığı genel kabul görmekle birlikte bitiş zamanına dair ortak bir görüş yoktur. Bazı tarihçiler savaşın sadece bir-iki saat kadar sürdüğünü ileri sürseler de birtakım tarihi gerçekler dikkate alındığında bunun doğru olması pek mümkün görünmemektedir. Osmanlı tarihçilerinin yazdıkları esas alınırsa, savaşın hemen öğleden sonra değil, akşam üzeri saat 6’ya doğru bittiğini kabul etmek gerekecektir. Bazı güvenilir Batı kaynakları, Macar Kralı’nın savaş meydanını

akşam alaca karanlığından istifade ederek terk ettiğini belirtmektedir. Öte yandan 29 Ağustos günü bölgede gün batımı saatinin 18:30 olduğu da bilinmektedir. Bu verilerden hareketle, savaşın kesin olarak iki-üç saatten daha uzun ve muhtemelen beş saat kadar sürdüğü sonucuna varmak makûl bir çıkarım olacaktır.

Savaş Sonrasında Yaşanan Gelişmeler

Genel bir değerlendirme yapıldığında Mohaç’ta kazanılan zaferin Osmanlı Devleti’nin istediği nihai hedefi sağlamadığını söylemek mümkündür. Her ne kadar Osmanlı ordusu Budin’e girip kaleyi ve şehrin çevresini yağmalamış olsa da kısa bir süre sonra geri çekildi. Osmanlı Devleti Budin’i tam olarak 1541 senesinde ele geçirdi. Diğer taraftan Mohaç Savaşı Macar Krallığı’nın sonunu getirdi. Osmanlı Devleti’nin Macaristan’ı işgali, Macar Kralı II. Louis’in kayınbiraderi olan Habsburg Arşidükü I. Ferdinand ile o dönemdeki Macaristan topraklarının güneyinde hüküm süren (bugün Hırvatistan’ın bulunduğu bölge) Bohemya Kralı II. Vladislaus arasında çekişme yaşanmasına sebep oldu. Osmanlı Devleti Macaristan’ın merkezi

Mohaç’ta kazanılan zaferin Osmanlı Devleti’nin istediği nihai hedefi sağlamadığını söylemek mümkündür.

114

BD EYLÜL 2020

bölgeleri ile yarı bağımsız Transilvanya üzerinde egemenliğini kurmasına rağmen Macaristan’ın kuzey bölgeleri 1500’lü yılların sonlarına kadar bağımsız kalmaya devam etti. Mohaç Savaşı’nı takip eden ve neredeyse sürekli bir çatışma halinin Mohaç Anıtı yaşandığı uzun yıllar boyunca Osmanlı Devleti bu bölgede sürekli olarak kuvvet bulundurdu ve bunun getirdiği büyük mali külfete katlanmak zorunda kaldı. Osmanlı’ya göre daha fakir olan Macaristan’ın bu baskıya dayanması mümkün olmadı. Hristiyan orduları 1500’lü yıllarda birkaç kere Budin’i kuşattılar. Kanuni Sultan Süleyman 1566 yılında Macaristan topraklarında yapılan Zigetvar Savaşı esnasında doğal sebeplerle hayatını kaybetti. Aynı dönemde Osmanlı ordusu iki kere Eger’i kuşatsa da bu girişimler başarılı olamadı. Şehrin 1596 senesinde Osmanlı Devleti’nin eline geçmesinin ardından Macaristan’ın direnci tamamen ortadan kalktı.

M

ohaç birçok Macar tarafından ülke tarihinde gerilemenin başladığı bir dönüm noktası ve Macar halkının benliğinde bir travma olarak görülmektedir. Bugün

Macar dilinde yaşanan kötü olaylara yönelik olarak kullanılan “Több is veszett Mohácsnál” şeklindeki atasözü “Mohaç’ta daha fazlası kaybedildi” anlamına gelmektedir. Macarlar bugün Mohaç Savaşı’nı bir zamanlar güçlü ve bağımsız bir Avrupa milleti durumundaki atalarının bağımsızlıklarını kaybetmesine neden olan tarihi bir olay olarak görmektedirler. Macaristan için asıl yıkımın Mohaç Savaşı’nı takip eden yaklaşık iki yüz yıl boyunca Osmanlı Devleti ile Habsburg Hanedanı arasında devam eden güç mücadelesinde ortaya çıktığını, bu sürede Macaristan’ın büyük bir bölümünün yerle bir edilirken nüfusunun da önemli ölçüde azaldığını tekrarlamakta fayda vardır. Savaşın yaşandığı bölge 1976 senesinde Tarihi Millî Park haline getirilmiştir. Buradaki anıt Mimar György Vadász tarafından tasarlanmıştır. • [email protected] 115

BD EYLÜL 2020

Gezdikçe Gördükçe İzlen Şen Toker

Tuna Nehri'nin kayalıklarla sarıldığı

Weltenburg Geçidi

Almanya’nın Schwarzwald (Kara Orman) bölgesindeki Breg ve Brigach adlı iki nehir Donaueschingen’de buluşarak Tuna Nehri'ni oluşturuyor. 116

BD EYLÜL 2020

2

850 kilometrelik uzunluğu ile Avrupa’nın en uzun ikinci nehri olan Tuna, Bavyera eyaletinde, Kelheim kasabası ile tarihi Weltenburg Manastırı arasındaki dar bir boğazdan geçiyor. Almanya’nın en eski doğa koruma alanlarından biri olan bu bölüme Weltenburg Geçidi deniyor. 1840 yılında Bavyera Kralı 1.Ludwig tarafından doğal anıt ilan edilip korumaya alınan bölge, yaklaşık altı kilometre uzunluğunda bir alanı kapsıyor. Taş Devri mağaraları, Tunç Çağı surları, tarih öncesi çağlardan kalan mezar höyükleri, Kelt ve Geç Roma buluntuları bölgenin kültürel ve tarihi önemini gösteriyor. 150 milyon yıl önce sığ bir deniz olan bölge, jeolojik yapısı, fosil oluşumları, bitki örtüsü, kültürel ve tarihi zenginliğiyle her yıl yaklaşık yarım milyon ziyaretçiyi ağırlıyor. Çeşitli zorluklardaki 11 yürüyüş parkuru ve nehirde yapılan tekne gezileri, ziyaretçilere Weltenburg Geçidi’nin birbirinden güzel manzaralarını sunuyor.» 117

BD EYLÜL 2020

Ben de nehrin yüksekliği 80 metreye varan kireçtaşı kayalıkları arasında aktığı bu geçidi daha iyi görebilmek için Kelheim’dan kalkarak Weltenburg’a giden bir gezi teknesine biniyorum. Weltenburg’dan Kelheim’a 20 dakika süren yolculuk, Kelheim’dan Weltenburg’a, nehrin akıntısı nedeniyle, 45 dakika sürüyor. Böylece geçitteki eşsiz manzaraları daha uzun süre görme olanağım oluyor. Önce Michelberg tepesindeki 1. Ludwig’in Kurtuluş Savaşları

anısına yaptırdığı, 45 metre yüksekliğindeki Kurtuluş Salonu adlı anıt yapının önünden geçiyoruz. Meşe, kayın, ıhlamur, akçaağaç, dişbudak, porsuk gibi çeşitli ağaçlarla kaplı, ateş semenderi, alaca şahin ve kartal baykuşu gibi hayvanlara sığınak olan yemyeşil kıyılar nehrin iki yanını renklendiriyor. Genellikle sakin, pırıl pırıl ve yeşil renkte akan nehir, zaman zaman gökyüzü ve bulutların yansımasıyla mavi bir renk alıyor. Arasından geçtiğimiz farklı şekillerdeki kaya oluşumlarına Düşman Kardeşler, Tuna Korsanları Mağarası, Bavyera Aslanı, Piskopos Şapkası, Peter ve Paul Uçurumları, Napolyon’un Bavulu, Arı Kovanı gibi ilginç isimler verilmiş.

İ Kurtuluş Salonu adlı anıt yapı 118

çinde freskler olan tarihi bir kaya kilisesinin bulunduğu kıyıda, Klösterle Manastırı önündeki sahilde insanlar yürüyor; beyaz bir köpek sanki teknemizle yarışmak ister gibi kıyı boyunca koşup kendini nehrin suları-

BD EYLÜL 2020

Klösterle Manastırı

na atıyor. Yanımızdan geçen gezi teknesindeki çocuklar bize el sallıyor. Kıyıdaki bir ördek sürüsünün, yer yer doğal olarak oluşmuş sahillerin önünden, tek kişilik kanosunda kürek çeken yaşlı bir adamın yanından geçiyoruz. Biraz

daha ilerleyince Weltenburg Geçidi'nin en dar bölümüne geliyoruz, nehrin genişliği burada 80 metreye kadar düşerek derinliği 20 metreyi buluyor. Bu geçiş bizi kayalara iyice yaklaştırırken, önümüzde ve arkamızda eşsiz doğa manzaraları görmemizi sağlıyor. Uzun Duvar adlı kayaya geldiğimizde, kayanın üzerindeki Aziz John Nepomuk heykelini ve geçmişte teknelerin geçişine yardımcı olmak için kayaAziz John Nepomuk heykeli

119

BD EYLÜL 2020

Weltenburg Manastırı

lara takılmış demir halkaları görüyoruz. Sudan gökyüzüne doğru dik bir şekilde yükselen kaya oluşumları arasında devam eden yolculuğumuz Weltenburg iskelesinde son buluyor. Tekneden Weltenburg Manastırı indikten sonra neiç görünüş hir kıyısında yaklaşık dört yüz metre salonu ve tonozlu odalarında hizmet yürüyerek MS 7. yüzyılda kurulan ve Bavyera’nın en veren restoranında sunuyor. Manastıeski manastırı olan Weltenburg Ma- rın önündeki sahilde bir zamanlar çevredeki kayaların parçası olan ve nehrin nastırı’na geliyorum. Mimar Asam Kardeşler'in Barok tarzda inşa ettiği hepsine ayrı bir şekil verdiği pek çok çakıl taşı var. Bazı taşların üzerinde bir kilisesi de olan manastır, nehyer alan ince, beyaz renkli çizgiler rin hemen kıyısındaki konumuyla sanki bu güzel bölgeye ait olduklarını oldukça ihtişamlı görünüyor. Dünyanın en eski manastır bira fabrikası göstermek için özellikle işaretlenmiş olarak 1050 yılından beri ürettiği bira- olduklarını gösterir gibi…• [email protected] ları da avlusundaki bira bahçesi, barok 120

İnsanlar Yaşadıkça

T

BD EYLÜL 2020

Mehmet Ünver

aşra Yaşamını Sevmiştim B

ugün size elli üç sene önce, adeta bir masal güzelliği ve heyecanıyla yaşadığım taşra yıllarımın bende bıraktığı unutulmaz anılardan bahsetmek istiyorum. Dudağımın kıyısında tatlı bir gülümsemeyle anımsadığım o şirin Anadolu köyüne adım attığım günü sanki bugünmüş gibi net bir şekilde anımsıyorum. »

121

BD EYLÜL 2020

sim kesilmişti. Burası adeta cennetten bir köşeydi. Rengârenk çiçeklerle süslü çimenlerin çoğu tek katlı olan evlerin kapılarına kadar yayıldığı masalsı bir yerleşimdi burası. Hemen yandaki tepeBurası den köye doğru adeta cennetten akan derenin billur 968 yılı, ağustos sularında evvelce hiç ayıydı. Ablam o bir köşeydi. görmediğim su kapköye ilkokul öğretmelumbağaları yüzüyordu. ni olarak atandığı için Kaplumbağaların suda da yaşadığını birlikte gitmiştik ve üç sene orada o gün öğrenmiş oldum. Dere boyunkalacaktık. Henüz on bir yaşımca dalları yere kadar sarkan söğüt daydım. İlk kez İstanbul’un dışına ağaçları ve göğe doğru yükselmiş çıkan bir çocuk olarak kafam sokavak ağaçları sıralanmıştı. Onlarularla ve endişelerle doluydu. O rın hemen gerisinde yer alan köy zamanlar köye ulaşım sağlayan bir evlerinin avlularındaysa ya asırlık vasıta olmadığı için İstanbul’dan bir çınar ya da ulu bir ceviz ağacı şehirlerarası bir otobüsle gittiğimiz dallarını dev bir şemsiye gibi yayilçeden köye kadar yürüyerek gitmemiz gerekmişti. Ellerimizde bavullarla iki saatlik bir yürüyüşten sonra yemyeşil çimenler ve papatyalarla kaplı bir tepeyi aşıp köyü karşımızda bulunca kafamı işgal eden sorular bir anda dağılmış, gördüğüm manzara karşısında nefe-

1

122

BD EYLÜL 2020

mıştı. Köyün kuzeye bakan sınırının bitiminde çamlık bir koru, güney kısmındaysa geniş ovaya açılan bir vadi görülüyordu. Muhtarın evini bulmak için dolaşırken hemen her sokakta granit taşlardan yapılmış çeşmelerle karşılaştık. Yaz mevsiminde olmamıza karşın suları gürül gürül akan bu çeşmelerin önünde her biri bir banyo küveti büyüklüğünde çok sayıda mermer yalak vardı. Yaşıtımız çocukların üzerlerinde elbiseler olduğu halde kendilerini o yalaklardaki sulara atıp güle oynaya eğlendiklerini görünce neşem yerine geldi.

K

öydeki yaşamımız düşündüğümün tersine çok keyifli başlamıştı. Bizim için kiralanan eve yerleşir yerleşmez komşularla kaynaştık. Hemen ertesi günü bir komşu hanım, kızlarıyla birlikte köy dışındaki bir vadideki dereye çamaşır yıkamaya giderken kardeşimle beni de yanlarında götürdü. Çevreyi görmemiz ve yeni yaşamımıza çabuk alışmamız için iyi bir başlangıçtı bu. Komşu hanım, bize bir jest yaparak yol boyunca yıkanacak halıları ve kilimleri yükledikleri eşeklere binmemize izin vermişti. Gideceğimiz yere vardığımızda yatağı bembeyaz çakıl taşlarıyla kaplı geniş bir dereyle karşılaştık. Suyu içilebilecek kadar temiz görünüyordu. Nitekim kızlar çamaşır yıkama işlemi başlamadan yanlarında getir-

dikleri testileri bu derenin suyuyla doldurdular. Ardından akıl almaz güzellikteki renklerle süslü el dokuması kilimleri derenin suyuna bıraktılar ve akıntıya kapılıp gitmemeleri için üzerlerine yuvarlak beyaz çakıl taşlarından ağırlıklar koydular. Zekice bir düşünceydi bu. Derenin küçük bir havuz oluşturduğu yerde yaklaşık bir metre derinliğindeki berrak suyun dibine çöken kilimler biraz yüksekten akarak gelen suyun gücüyle kendi kendilerine çitilenip, içlerindeki kirler kısa sürede arınacaktı. Benim gözüm hâlâ suyun içindeki kilimlerin inanılmaz parlak renklerle süslü motiflerindeydi.

Komşularımız çok sempatik insanlardı. Kökboyasıyla boyadıklarını söyledikleri kilimleri derenin güçlü akıntısına emanet edip çimenlerin üzerine genişçe bir bez yayarak üzerine çeşitli peynirler, yoğurt, domates, salatalık, kavun ve karpuzdan oluşan bir ziyafet sofrası kurdular. Bizler karnımızı doyururken vadideki kuşların ötüşleri derenin şırıltısına karışıyor, ovadan 123

BD EYLÜL 2020

esen ılık rüzgâr tenimizi okşuyordu. Yemekten sonra hep birlikte dereye girip ayaklarımızla tabana çökmüş olan kilimleri çiğnemeye başladık. Bu sayede iyice temizlenip renkleri çok daha parlak bir hale gelecekti. Bir süre sonra dayanamayıp, iç çamaşırlarımızla suya atladık, bizden cesaret alan kızlar da elbiseleriyle peşimizden gelince kâh yüzüp, kâh hoplayıp zıplayarak eğlenmeye başladık. Derenin suyu nerdeyse göğüs hizamıza kadar geliyordu. O gün akşama kadar o cennet vadinin keyfini çıkarttık. İstanbul’dan uzaklardaki ilk günümüz, gelecek için umut veriyordu doğrusu.

Köye henüz elektrik gelmediği için geceleri gaz lambalarıyla aydınlanıp, temizlik ve içme suyumuzu dışarıdaki çeşmelerden taşımak zorunda olduğumuz halde sonbahar ve kış mevsimi de son derece eğlenceli geçti. Yorucu yaz mevsiminin ardından ürün hasadını bitirmiş olan köy halkı bu dönemi düğünler ve sünnet törenleri başta olmak üzere çeşitli toplu eğlencelerle geçiriyordu. Köy 124

öğretmeni olan ablam sayesinde biz de tüm bu eğlencelerin önemli konuğu olarak davet edilip çok iyi ağırlanmaktaydık. Yalnızca köyde değil, bağlı olduğumuz ilçede de yaşam, bir taşra kasabasından beklenmeyecek kadar eğlenceli geçiyordu. Orada kaldığımız üç sene boyunca yaşantısından sıkılıp büyük şehirlerdeki hayatı düşleyen kimseye rastlamadım. Kasabaya başka kentlerden atanarak gelmiş başta öğretmenler olmak üzere tüm memurlar bölge eşrafıyla gayet iyi kaynaşmıştı. Tarihi evlerle çevrili bir meydanın köşesinde kurulmuş olan memurlar lokali hemen her akşam dolup taşıyor, kadın ve erkek memurlarla kasabanın yerlilerinin başlattığı sohbetler geç saatlere kadar sürüyordu. Ablam ara sıra bu toplantılara bizi de götürür, gece geç saatte köye dönemeyeceğimiz için kasabada görev yapan bir öğretmen arkadaşının evinde kalırdık. İstanbul’dan uzaktaki üçüncü senemizin sonuna doğru taşra hayatını başlangıçta düşünemeyeceğimiz kadar çok sevdiğimizi anlamıştık. Sayısız arkadaş, ahbap edinmiş, çevreyi, insanları ve bölgenin geleneklerini tanıdıkça oradaki hayatı benimsemiştik. Komşu ilçelere topluca gidilen gezmeler, yaz aylarında yakındaki baraj gölü ve ırmak kıyısındaki mesire yerlerinde tüm hafta sonunu kaplayacak şekilde planlanan piknikler ayrı bir

BD EYLÜL 2020

şenlikti. Bu tür sosyal etkinliklerin ancak herkesin birbirini yakından tanıdığı küçük bir taşra yerleşiminde yapılabileceğinin farkındaydık. Üç gün süren pikniklerde gidilen yerde evvelce kurulmuş olan çardaklara yerleşiliyor, bütün gün yenilip içilip doğanın tadını çıkarttıktan sonra geceleri de o çardakların altında uyuyorduk. Günümüzden elli üç sene önce, havası, suyu tertemiz olan küçük bir bölgede geceleri görünen milyonlarca yıldızın düşsel ışıltısını gözünüzde canlandırmaya çalışın. Sanki siyah kadife bir kumaşın üzerine serpilmiş milyonlarca kristal tanesi gibi parıldıyordu üstümüzdeki gök kubbe.

S

onbaharda kasaba civarındaki ormanlarda mantar bulmak ve kışın sobalarda yakacak çam kozalağı toplamak için çıktığımız gezilerde çalılar arasından fırlayıveren yaban tavşanları ve sincaplar karşısındaki şaşkınlığımız görülmeye değerdi. Kışlarıysa her gece, bir başka komşunun evinde toplanıp çıtır çıtır yanan ocaklar karşısında çay içip gözleme yiyerek yapılan sohbetlerin keyfi bir başkaydı. İlkbaharda kendimizi kırlara atıp asırlık çınarların dallarında yuva yapmış kuşların her biri bir

diğerinden farklı yumurtalarını gözlemlemenin heyecanını, o anları yaşamayan birine anlatmak gerçekten zordur. İnsan kalabalıklarının, suni ışıklandırmaların, hava kirliliğinin olmadığı taşranın bir diğer güzel yanıysa, bir mevsimden diğerine geçişi günü gününe izleyebiliyor olmamızdı. Hayli serin bir kasım sabahında uyandığımızda yerleri ve çatıları kaplamış beyaz kırağıyı görüyor, karşımızdaki sıra dağların eteklerine kadar tutmuş kar örtüsünü sevinçle izliyorduk. Bunun anlamı, her geçen gün serinleyen hava sayesinde ertesi gün ya da bir sonraki gün köyün de tamamen beyaz bir kar örtüsüyle kaplanacağı ve günlerce sürecek bir kış keyfi yaşayacağımızdı. Aradan uzun yıllar geçti. Günümüzdeki taşra yaşamı hâlâ öyle güzel midir, insanlar arasındaki sosyal ilişkiler ve karşılıklı samimiyet yine iyi bir akraba düzeyinde midir? Bunu bilmem mümkün değil. Ablamın zorunlu görev süresi olan üç yıl bittikten sonra tekrar İstanbul’a döndük. Bir daha o şirin kasabaya ve insanlarını çok sevdiğimiz köye gitmek kısmet olmadı. Buna karşın orada geçen üç senelik taşra yaşamını çok ama çok sevdiğimi gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. • [email protected] 125

BD EYLÜL 2020

Y A

Ş

A

N

M

I

Ş

B

İ

R

O

L

A Y

İNSANLIĞINI YİTİREN İNSAN Çeviri: SABRİYE AŞIR

E

vini yeniden onarmak isteyen bir Japon iç duvarı kaplayan bölmeyi kaldırdığında dışardan çakılan bir çivinin ucunda hareketsiz bir kertenkele gördü. Ölü sandığı kertenkele kıpırdamaya başlayınca hayretler içinde kaldı. Çivi yıllar önce ev yapıldığı sırada çakılmıştı. Boya badana dışında O günlerden bu yana tek bir çivi, çekiç kullanılmamıştı. Bunca yıl bu kertenkele nasıl olur da hayatta kalmıştı. Hem merak etti. Hem de korktu. Düşündükçe içinden çıkamadı. Tekrar tekrar baktı. Rüya mı? gerçek mi? diye kertenkeleyi yokladı. Çivinin ucundaydı ve onu ayağından duvara mıhlayan, o anda öldürmeyen ama aç, susuz bırakarak ölüme mahkum eden demir parçasına inat yaşıyordu. Onarımı bıraktı, bütün gün kertenkeleye bakıp durdu. Kertenke126

leyi nasıl kurtaracağını düşünürken birden ortaya yeni bir kertenkele çıktı. Ağzında yiyecek vardı. Yıkılan kaplamanın ardından ışıklar içinde kalan duvarda çakılı kertenkeleye çevresini yoklaya yoklaya yaklaştı ve ağzındaki yiyeceği uzattı. Geldiği gibi gitti. Adam yeni bir şaşkınlık içindeydi. Kertenkelenin hayatta kalmasının ardındaki gizemi çözmüş ancak daha derin düşünce ve sorgulamalara daldı. İki “akılsız” kertenkelenin “yürekli” davranışı karşısında kendisini çok kötü hissetti. Anne, baba çocuk, kardeş, sevgili, eş, arkadaş hiç bir kavrama sığdıramadı. Asıl çivilenenin insanlığını yitiren insan olduğunu anladı. Duvarda yaşayan kertenkelenin, gözden yiten yaşatan kertenkelenin önünde saygıyla eğildi. •

Düşler ve Düşünceler

BD EYLÜL 2020

Yahya Aksoy

Özlü sözler arasında insanı yakından ilgilendiren ve güncelliğini hep koruyan bir söylem bulunmaktadır: “Zaman devr-i daimdir, geçen insan ömrüdür.”

Bir Varmış Bir Yokmuş! D

eğerli şairimiz Nezahat Kaya bir şiirinde, “Bu dağlar kömürdendir, geçen gün ömürdendir,” dizesine yer vermiş. Hayat masal gibi “-mış” ile başlamakta “-muş”la bitmektedir. Sonuçta “bir varmış bir yokmuş” denmekte, insanlar dualar ve rahmet dilekleriyle, Yahya Kemal’in “Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden, bir çok seneler geçti dönen yok seferinden” dizeleriyle anlattığı öteki dünyaya “Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun” denerek uğurlanmaktadır. » 127

BD EYLÜL 2020

Bilim, kültür, sanat, siyaset, basın gibi alanlarda topluma çok yararlı hizmetlerde bulunan insanların hayatlarını kaybetmeleri , halkın benliğinde derin üzüntüler yaratmakta, acılar, ancak göz yaşları ile ifade edilmektedir. Gözyaşları kalpten gelirmiş ve bunu bir özlü halk sözü çok güzel anlatıyor, “Öz ağlamayınca göz ağlamazmış.”

edilmediği yerden göç eder.” demiş. “Lokman Hekim’e, Sultan Süleyman’a kalmayan dünya” söylemi tarihe geçmiş. Büyük ozan Yunus Emre’nin deyişi ile, “Sevelim,sevilelim, dünya kimseye kalmaz.” Dede Korkut hikâyelerinde “... Hani bey erenler? Dünya benim diyenler / Gelimli gidimli dünya, / son ucu ölümlü dünya” sözleri yer alır. İnsanlar geçmişi anlatmak isterken hep “Kimler geldi, kimler geçti!?" diye söze başlarlar ve sonunda sözü güncel olaylara ve kişilere getirirler.

Ç Yakın dostlarım kafamın bilgi- düşünce olarak ve kalbimin duygular-algılar olarak yarısıdırlar. ABD Nüfus Referans Bürosu uzun araştırmalar sonucunda ilk insandan bu dünyada 108 milyar kişinin yaşadığını açıklamış ve değişik dönemlere ait rakamlar vermiş. “Dünyadan Kimler Geldi Kimler Geçti” başlığı altında iz bırakan kişi ve olayları da özetlemiş. Ünlü bilgin İbn-i Sina (9801037), “İlim ve sanat takdir 128

oğu zaman dostlarıma ve arkadaşlarıma şöyle derim: “Dünyada iyi şeyler iyi insanlar sayesinde oluyor ve insanlığa hizmet edenler unutulmuyor.” Yakın dostlarım kafamın bilgi- düşünce olarak ve kalbimin duygular-algılar olarak yarısıdırlar. “Arkadaşını söyle kim olduğunu söyleyeyim” deyişi de bunun içindir. İnsan insana arkadaştır, can yoldaşına muhtaçtır ve dünya insanla anlam kazanır; şekillenir, yücelir ya da batar. insan aklı birbirini tamamlar. Bilgi paylaşıldıkça çoğalır ve bilince ulaşılır... “Kimler geldi ve kimler geçti” konusunu anlatmaya sayfalar, kitaplar yetersiz kalır. Yakında yaşamlarını kaybeden duayen gazeteci M. Ali Birand, çok saygın bilim adamları, hocam Prof. Dr. Şerafettin Turan’ı, Prof. Dr. Toktamış Ateş ve Prof. Dr. A.Mete Işıkara’yı, ünlü sunucu-yazar Jülide Gülizar’ı

BD EYLÜL 2020

sanatçı Levent Kırca’yı, Yazar mete Akyol’u, sanatçı Zeki Alasya’yı, Müşfik ve Yıldız Kenterleri ve daha nicelerini rahmetle anarken, halkımızın bu kişilere duyarlılığının ve dualarının geniş yankılar uyandırmasını bu kişilerin topluma hizmet anlayışlarında görmek gerektiğini ifade etmek istiyorum. Halkımıza ait bir söz şöyle demekte: “Halkımız, kendine bir ayak gelene, iki ayak varır.” İşte, halkımızın iyiliğe, dürüstlüğe, çalışkanlığa ve başarıya karşı yaklaşımı. Hayat bir tiyatro oyunudur, yediden yetmişe herkes orada okur. Yaşam oyununu oynarken ümidi daima diri tutmak gerekir. Bütün olumsuzluklardan olumlu bir tablo çıkarabildiğimizde, başarı kendiliğinden gelecektir. Edebiyat Defteri Sitesi’ne 2011 yılında “Bir ses bir nefes” başlıklı şiirimde özet olarak şunları yazmışım: İlahi buyrukla doğdu insan,bir ses bir nefes Başarılı, mutlu var olmak için, ömrünü verip nefesini tüketti. Nefes nefese geçen yetmiş yıl doldu. Vasiyetini açtılar; Mutluluk dakikalarıni topladılar Üç yirmi dört saat oldu. Mezarımı yol üstüne kazın Üzerine ölmeden önce üçgün yaşadı yazın!” Vasiyeti mezar taşına yazdılar, Dostları bir avuçtan azdılar. Dünyada en zor olan şey insan kal-

Dünyada en zor olan şey insan kalbi kazanmak ve insan kalbinde iz bırakarak “hoş seda yaratmak”tır. bi kazanmak ve insan kalbinde iz bırakarak “hoş seda yaratmak”tır. Dünyadan 108 milyar insan geçmiş ve bugün de sekiz milyara yakın insan yaşamakta. Bir varmış bir yokmuş diye başlar masallarımız, ben de hayat masalını Edebiyat Defteri’ne yazdığım bir şiirimde özetlemiştim: -Miş! -Muş! Mutlu olmak için yaratılan insan Ömür boyu aramış sevgiyi Bir de bakmış sonu gelmiş; Yüce Tanrı; “O!” demiş olmuş, “Öl!” demiş ölmüş... Ünlü düşünür Balasagunlu Yusuf Hacip, “Hayatın zammı, her kapıyı açan iyiliktir,” demiştir. “İyilik yap denize at, balık bilmez ise haluk (halk eden-yaratan) bilir!..” •

[email protected] 129

BD EYLÜL 2020

Yediğimiz besinler beynimizi nasıl etkiliyor? İnsan beynindeki tüm sıvıyı çekip; beyni, onu oluşturan besinsel içeriğe ayrıştırsak, ortaya nasıl bir tablo çıkardı? Çeviri: ZEYNEP ABURAS

S

miz üzerinde belirgin etkisi vardır. ıvıdan arındırılmış insan beyYani öğle yemeği yedikten sonra ninin büyük bölümünün, lipit yaşadığımız halsizlik ya da gece olarak bilinen yağlardan oluştuğuuykusuzluk çekmemiz, nu görürdünüz. Kalan yediğimiz besinlerin kısımda da, proteinler beynimizde oluşturduve aminoasitler, mikro ğu etkilere dayanıyor besin öğelerinden izler olabilir. ve glukoz bulurdunuz. Beynimiz için en Beyin elbette bu beönemli yağlar, Omega sinsel bileşenlerden çok 3 ve Omega 6’dır. Dedaha fazlasıdır. Ancak Beynimiz için jeneratif beyin rahatbu her bir bileşenin, beyen önemli yağlar sızlıklarını önlemede nimizin işleyişi, gelişimi, Omega 3 ve faydalı olan bu yağları ruh halimiz ve enerjiOmega 6'dır 130

BD EYLÜL 2020

Diğer organlarımız gibi, beynimiz de mikro besinler denilen vitamin ve minerallere gereksinim duyar. içeren besinleri, mutlaka tüketmeatik hissetmemizin nedenlerinden liyiz. Omega yağları bakımından biri aminoasitlerdir. zengin yiyecekler olan kuruyemişGıdalardaki karmaşık bileşenler, lerin, tohumların ve yağlı balıkların beyin hücrelerinin ruh halimizi değiştüketilmesi, hücre zarının oluşumu tiren norepinefrin, dopamin ve serotove korunması için son derece önem- nin salgılamasını tetikleyebilir. Fakat lidir. Omega yağları beynimiz için beyin hücrelerine ulaşmak zorludur faydalıdır ancak trans ve doymuş ve aminoasitlerin bu sınırlı erişim için yağların uzun süre mücadele etmeleri geretüketilmesi beyin sağlı- Protein bakımından zengin kir. Çeşitliliğe dayalı bir bir yemekten sonra daha ğına zarar verebilir. beslenme düzenimizin canlı ve atik hissetmemizin olması, beyin habercinedenlerinden biri u arada, büyüme lerinin dengeli birlikaminoasitlerdir. ve gelişmenin yapı teliğinin korunmasına taşları niteliğindeki ve ruh halimizdeki iniş besin maddeleri olan çıkışların azalmasına proteinler ve aminoyardımcı olur. asitlerin ruh halimiz Tıpkı bedenimizve davranışlarımız deki diğer organlarıüzerinde etkisi vardır. mız gibi, beynimiz de Nöronlar arasında mikro besinler denilen sinyalleri taşıyan amivitamin ve minerallenoasitler, ruh halimizi, re gereksinim duyar. uykumuzu, dikkatimizi ve kilomuzu Meyve ve sebzelerdeki antioksidanetkilerler. Büyük bir tabak makarna lar, beyin hücrelerine zarar veren yedikten sonra sakin hissetmemiserbest radikallerle mücadelede zin, protein bakımından zengin bir beynimizi güçlendirerek, daha uzun yemek yemişsek de daha canlı ve bir süre beynimizin iyi çalışmasını

B

131

BD EYLÜL 2020

sağlar. B6 vitamini, B12 Karbonhidratlar, nivitamini ve folik asit gibi şasta, şeker ve lif olmak güçlü mikro besinlerin üzere üç çeşittir. Çoğu yeterince alınmaması, yiyeceğin etiketinde, beyin rahatsızlıkları ve karbonhidratlar bu üç zihinsel çöküşler yaşama çeşide ayrılmaksızın riskimizi artırır. “karbonhidrat” başKüçük miktarlarda lığı altında tek bir demir, bakır, çinko unsur biçiminde Beyaz ekmek gibi ve sodyum da beyin yazılmaktadır. yüksek glisemik indeksli besinler, sağlığı ve erken Oysa yiyeceğin kandaki glukoz bilişsel gelişim için içeriğindeki şeker miktarının önce hızla temel niteliğindedir. ve lif çeşidinin tüm Beynimizin, bu değerli artmasına ve sonra karbonhidrat içindeki payı, besin maddelerini verimli da hızla düşmesine metabolizmamızın ve beyneden olurlar. bir biçimde dönüştürmesi nimizin bu besine nasıl tepki ve sentezlemesi için çok vereceğini etkilemektedir. miktarda enerjiye gereksinimi varBeyaz ekmek gibi yüksek glisedır. Beynimik indeksli besinler, kandaki glumiz, beden koz miktarının önce hızla artmasına ağırlığımızın ve sonra da hızla düşmesine neden yalnızca olurlar. Kan şekerimizin düşmesiyle yüzde 2’sini de, dikkatimiz eksilir ve modumuz oluşturmada düşer. Beynimiz sına karşın, enerjimizin enerjimiiğer yandan, yulaf, tahıl ve %20'sini zin yüzde baklagiller kan şekerimizi 20’sini kullanır yavaş yavaş yükselterek, daha kullanır. Bu düzenli bir dikkat hali sağlar. Besin enerjinin büyük bölümü de, metadeğeri bakımından yüksek çeşitteki bolizmamızın glukoza ya da kan şe- yiyeceklerin yer aldığı bir beslenkerine dönüştürdüğü karbonhidratme düzenimizin olması, sürekli lardan sağlanmaktadır. Beynimizin ve düzenli bir beyin gücü için çok ön lobu, glukoz düşüşlerine karşı önemlidir. Neyi ısırdığımız, neyi çok duyarlıdır. Aslında, zihinsel çiğnediğimiz, neyi yuttuğumuz fonksiyonlardaki değişiklikler de konusundaki seçimlerimiz; bedebeslenme yetersizliğinin birincil nimizdeki en güçlü organımız olan işaretlerinden birisidir. beynimiz için yaşamsal ve kalıcı bir Düzenli olarak glukoz aldığımıetkiye sahiptir. • zı varsayalım; peki karbonhidrat se- Mia Nacamulli-(How the food you eat affects your brain) çimlerimiz beynimizi nasıl etkiler?

D

132

Gözle Gönül Arası

BD EYLÜL 2020

Mehmet Uhri

Zeytin Gibi Yaşlanmak

“Madem yaşlanacağız, zeytin ağacı gibi yaşlanmaya çalışmalı” demişti. Enine kesilmiş ağaç parçaları üzerine yakarak yazdığı yazılar ile doldurduğu tezgâhı ilgimi çekmişti. Yazlıkçılar için açılan pazar yerinde Dostoyevski’den Yunus Emre’ye pek çok özlü sözün yer aldığı tezgâhı inceliyordum. O ise; tezgâhın ardında oturmuş elinin altındaki ahşabı yazı ile buluşturmaya çabalıyordu. Seyrek kır saçları

ve yüzündeki çizgilerin derinliği yaşını

gizlemiyordu. Tezgâhın altında duran üzeri yazısız ağaç parçalarını işaret edip yazı yazdırmak istediğimi söyledim. Yazılmasını istediğim yazıyı ve seçtiğim ağaç parçasını kenara alıp elindeki işi bitirmesi gerektiğini bir saat kadar sonra gelip alabileceğimi söyledi. Ücreti peşin aldı. Bir süre pazarı turlayıp bizimkinin yanına döndüm. Elindeki işi 133

BD EYLÜL 2020

bitirmiş siparişime yeni başlamıştı. Onu izlediğimi görünce tezgâhın önünün kapatmamam için yanına çağırdı.

Ö

nce nereden geldiğimi, ne iş yaptığımı, orada ne aradığımı sordu. Sonra ben ona sordum. 37 yıl demiryolu teşkilatında memur olarak çalışıp yaş haddi ile emekli olduğunu, hobi olarak başladığı güzel yazı yazma işini zamanla geliştirdiğini anlattı. Çalıştığı kurumda teşekkür, tebrik, katılım gibi belgelerin üstlerini yazdığını ancak bu işi o zamanlar para kazanmak için yapmadığından söz etti. Yaş sınırına gelip emekli

edilince belediyede çalışan bir arkadaşının yardımı ve desteği ile bu tezgâhta ahşaba yazı yazarak el sanatını sürdürmeye çalıştığından söz etti. Bir ara durup ortalıktaki yanık ahşap kokusunun ve dumanın geçmesi için kafasını kaldırdı. Elindeki havya ile yazmakta olduğu yazıyı işaret ederek “Gerçi güzel 134

yazı sanatı diye bir şey de kalmadı. Bilgisayarlar sayesinde hepsi yazıcıdan çıkar oldu. Güzel yazmak emek ve sanat olmaktan çıktı. Böyle giderse yakında şiir ve roman da yazdırırlar bilgisayarlara diye korkuyorum.” dedi. Yine de ahşabın cazibesinin yazıyı güzel gösterdiğini düşündüğümü söyleyince dudağını büküp; “İyi de insanlar yazıya değil ahşaba para verdiklerini düşündükleri için ne kadar güzel yazarsan yaz ödedikleri gözlerine batıyor.” diye cevap verdi. İyi ki az önce pazarlık yapmamışım diye geçirdim içimden. Gözlüğünü yerleştirip tekrar işine döndü. Tezgâhın üzerinde kenarda duran daha koyu sarı renkli ve hayli damarlı birkaç ağaç parçası dikkatimi çekti. Ne ağacı olduğunu sordum. Gözlüğünün üstünden hızlıca bir göz atıp zeytin ağacı olduğunu söyledi. Keşke benim yazıyı buna yazsaydık diye söylenince kafasını kaldırdı. “Zeytin ağacının yazısı kendindendir. Üstüne yazı yazılmaz, yazsan da anlamı olmaz.” diye cevap verdi. “Anlamadım. Bu ağacın diğerlerinden farkı nedir?” Eline aldığı yuvarlak ağaç parçasının üzerindeki yaş halkalarını gösterip her bir halkanın yaşanmış yıllara denk geldiğini zeytin

BD EYLÜL 2020

ağacında ise halkalarına bakarak yaşı bulmanın çok zor olduğunu anlattı. Anlamamış gibi bakmış olacağım ki hafiften sinirlenip “Yani yaşlanacaksan zeytin ağacı gibi yaşlanacaksın” dedi. “Zeytin ağacına boşuna ölümsüz ağaç demezler. Kayın, kavak veya çam gibi yaş halkalarına bakıp kaç yıl yaşamış, nasıl yaşamış çözebilirsin. Ama zeytin öyle değildir. Zeytinde halkalar öyle iç içe geçer ki yaşlandığını anlasalar da yaşını veya ne yaşadığını kestiremezler. O yüzden yaşlanacaksan zeytin gibi yaşlanmalısın.” “Nasıl yani?” “Çizgileri okumaya çalışırsan anlarsın. Her şeyi iç içe yaşar bu ağaç. Çocukluğundan bir anı gelir yaşlılığındaki bir an ile örtüşür sonra hepsi birden bir başka yaşanmışlığa bulanır. Ağaç yaşlandıkça hayatın ağırlığında ezilir büzülür ama ayakta kalır. Rahmetli ninem ‘Zeytin gibi yaşlan ki, 70’inde çocuk ol, 45’inde delikanlı, 15’inde ağır abi gibi görün.’ diye severdi beni. Bu ağaç gibi her yaşındaki kendini diğer yaşanmışlıklarına bulamayı başarırsan zeytin ağacı gibi uzun bir ömrün olur. Zeytin ağacı parçasını eline alıp yüzeyindeki çizgileri parmakları ile okşadı. “Zeytin ağacı hayatın yükü altında bir hamur gibi ezilmiş

görünür ama acılarını içinde tutmaz. Zeytinlerine aktarır. Zeytinin acısı bundandır derler. Yaş alıp gövde kalınlaşır dallar zayıflar. Gösterişi de sevmez. Hatta umuru bile

“Zeytin ağacı hayatın yükü altında bir hamur gibi ezilmiş görünür ama acılarını içinde tutmaz. Zeytinlerine aktarır. Zeytinin acısı bundandır derler.” değildir. O yüzden hiçbir zeytin ağacı diğerine benzemez. Hayatı alır yoğurur içinde harmanlar, acısını zeytinleri ile döker gelen geçen kibirli hayatlara inat hepsini gömer yine de ayakta kalır.” “Yani?” “Yani zeytin ağacı gibi yaşa, hayatın sadece sana ait olsun. Diğerlerine benzemesin. Varsın başkaları beğenmesin. Tutma acıları içinde, sen zeytin ağacı gibi yaşlan.” “İyi de, siz bu dediklerinizi yapabildiniz mi?” “Beni boş ver. Bildiğim; yaşadığın acıların izleri içinde kalsa da acısını meyvelerin ile döküp inadına yaşamak gerektiği. Yanlış anlama acılarını unut demiyorum. Yaşadıkların içindeki çizgilerde duracak, unutmayacaksın. Yaşadığın her bir acı gövdeni biraz daha bükecek 135

BD EYLÜL 2020

geçmişteki bir başka acının çizgisiyle kesişecek. Sen ne yapıp edip acını zeytinlerine aktarıp yaşlanacaksın.” “İyi de beceremez diğer ağaçlar gibi olursak?” “Yapabilirsen her bir zeytin ağacı gibi tekil bir hayatın olur. Üstelik başkasının hayatını değil kendi seçtiğin istediğin hayatı yaşamış olacaksın.” “Peki ya sonra?” “Sonra günü gelecek sen de gideceksin. Yaşadıkların bir ağaç parçasının üstünde kalacak birileri

eline alıp bakacak, bunca yaşanmışlığa saygı duyup üstüne yazı yazmanın anlamsızlığını paylaşacak. Geriye dilden dile aktarılan birkaç söz kalacak. O söz seni anlatacak. O yüzden, madem yaşlanacağız, zeytin gibi yaşlanmaya çalışmalı…” Elindeki işi bitirip düzeltmeleri yaptı. Üzeri yazılı ahşabı bana uzattı. Üzerinde yazı olmayan zeytin ağacı parçasını da satın almak istediğimi söyledim. Hediyem olsun dedi. Ücret istemedi. “Hadi git artık, beni meşgul etme, şu siparişi yetiştirmem gerekiyor” dedi. Ayağa kalkıp elimi uzattım. El sıkışırken “Peki ya siz? Siz bu dediklerinizi yapabildiniz mi? diye tekrar sordum. “Ne görüyorsan o, haydi git artık” dedi. Gözlüklerini takıp, işinin başına döndü. • [email protected]

KAZAZEDELER

Gemi bir deniz kazasında batmış, kurtulabilen bir grup yolcu ıssız bir adaya düşmüş. Kazazedeler yıllarca o adada yaşamış. Bir sabah kazazedelerin yaktığı ateşi gören bir gemi gelmiş ve içinde denizcinin bulunduğu bir sandal kazazedelerin bulunduğu sahile yanaşmış. Koltuğunun altında bir tomar gazete olan denizci sahile indikten sonra “Kaptanımız bunları size gönderdi” demiş. Sonra da eklemiş: “Tamamını okumanızı, daha sonra hâlâ bu adadan kurtarılmak isteyip istemediğinizi bildirmenizi bekliyor!” 136

Anka

BD EYLÜL 2020

Berk Yüksel

Baküs Gizemleri

Ressam: Giovanni Francesco Romanelli

B

“Dünyada en korkunç şey bilgisizliğin hâkim olmasıdır.” Goethe

aküs (Bacchus) veya Dionisos (Dionysus, Diyonisos, Dionysos) genelde bir bereket ve bitki tanrısı olmakla birlikte, temelde bir şarap tanrısıdır. Dionysos bağ bozumu tanrısı ola-

rak da bilinir. Dionisos şenlikleri dört mevsimde de kutlanmıştır; ama en önemlisi bağbozumu şenlikleri olmuştur. “Doğuş efsanesine göre on iki Olympos tanrısından biri olan 137

BD EYLÜL 2020

Tanrı Dionisos (Baküs) Zeus ve Semele’nin oğludur ve Zeus’un baldırından doğar.” Roma’da Baküs (Bacchus) olarak bilinen şarap tanrısı, eski Yunan’da Dionysos, eski Mısır tanrılarında da Osiris’in karşılığıdır.

B

yonel ruhun kendini bilme hâli içindeki birliğini işaret eder; titan hâl ise rasyonel ruhun evrene dağılmış, dolayısıyla kendi özsel birliğine dair bilincini yitirmiş çeşitliliğini gösterir. Orfeus, Mısır’a gidip inisiye olduktan sonra dönüp kendi dinini öğretirken, Mısırlı rahiplerin yöntemini kullanarak öğretisini var olan inançlar üzerine (Baküs) kurar. Bunun sonucu olarak, Zeus dini ve Dionisos kültü çıkar. Bu öğretiye

aküs, şarabın sarhoş ediciliğini değil, sosyal ve faydalı etkilerini temsil eder. Sembolü olan asma ağacı gibi ölüp yeniden doğar, haz ve acı arasında iki uçta gider gelir. Medeniyetin destekçisi ve barış aşığıdır. Bütün efsaneleri bir tek motif üstüne kuruludur: Tepki ve direnç. Dionisos kültü, Hristiyanlık dinini de doğrudan etkilemiştir. Baküs, şarabın sarhoş ediciliğini değil, Dionisos’a tapanlar ölmüş sosyal ve faydalı etkilerini temsil eder. ataları, yaşayan nesil ve topluluğun gelecekteki üye- göre, tüm tanrıların en büyüğü olan Zeus, tüm evrenin kendisinden var leri arasındaki gizemci birlikteliğin olduğu tanrıdır. Güneş tanrısı olan bilincinde yaşarlardı. Apollon, ışıktır ve tanrısal nurdur. Baküs kültü, genç Baküs’ün Dionisos ise, onun oğlu, yani tezaon iki Titanca parçalara ayrılması hür etmiş “ilahi kelam”dır. İnsanlar, ve öldürülen tanrının Minerva taDionisos’dan birer parçadır. İnirafından kalbinin kurtarılıp tekrar dirilmesinin sağlanması alegorisi ta- siyeler ise, insanoğlunun Hermes “rehber”leridir. rafından biçimlenir. Baküs’ün kalbi Bilindiği üzere iman, görünmerasyonel ruhun ölümsüz merkezidir. yen veya örtülü şeylerin gerçekBaküs, aşağı dünyanın rasyonel liğine olan güçlü inanç demektir. ruhunu temsil eder. Baküs hâl; ras138

BD EYLÜL 2020

Yüce Yaradan’a inanç, tüm gizem kültlerinin ortak paydasıdır. Kadim sistemlerin çoğu kendinden büyük bir güce bir şekilde inanmayan bir inisiye adayı ile yola çıkmamıştır. İnisiyasyon törenleri müzik ve dans eşliğinde, her zaman ölüm ve yeniden yaşama dönüşün uygulamasıdır. Bu törenlerde çok sayıda aktör rol almaktadır. Bu törenler olası en çarpıcı biçimde canlandırılmıştır. Öğretide inisiye, iki meşale taşırdı, bunlar akıl ve sezgidir (madde ve mana). İnisiye, katılaşmış kavramların kelepçelerinden özgürleşmiştir. Çoğunlukla ilginç etkinliklere sahne olan vaftiz uygulaması, suyla olduğu gibi ateşle de uygulanmıştır. Gizem topluluklarının toplantıları, birlikte yenilen yemeklere göre adlandırılırdı. Dionisos, Demeter ve İsis kültlerinde bir tür dinsel takvim düzeni bulunmaktaydı. Bu takvim düzenine göre gerçekleştirilen mevsimsel festivaller, bağbozumu ve tahıl, ekim, hasat zamanı ile yakından bağlantılı olan eski törenlerden miras kalmıştır. Baküs Gizem Okulları’nın erginleme törenlerinde Baküs rolünü aday oynardı. Titanlar kılığındaki rahipler, adayın üzerine oturur, aday sembolik olarak öldürülür, sonra büyük bir sevinçle hayata döndürülürdü. Baküs gizemleri iki dereceye ayrılmıştı ve üç yılda bir düzenlenirdi. İnisiyeler, Baküs’e addedilen mersin, sarmaşık bitkilerinden yapılmış bir taç giyerlerdi. O, 25 Aralık’ta bir bakireden doğmuş, insanlığın iyiliği için büyük mucizeler

gerçekleştirmiş (suyu şaraba çevirmiş; sıradan insanımsıdan “gerçek insan” yaratmış), muzafferane alayda bir eşeğe binmiş, Titanlar tarafından öldürülmüş, 25 Martta yeniden dirilmiş ve ondan hep kurtarıcı olarak bahsedilmiştir. Baküs, bir tür solar enerji sembolüdür.

U

zun ve yorucu çalışmalardan sonra bir sofra çevresinde bir araya gelinmesinin ve belirli kurallara uyarak hep birlikte yiyip içilmesinin tarihi eski Mısır’a “Işığın oğulları”’na, eski Yunan’a Dionisos işçilerinin şenliklerine kadar uzanır. Bu sofralarda egemen olan etken sevgi ve bilgeliğin birlikteliği ve elbirliği ile çalışmaktır. Dionisos adına düzenlenen şenlikler, topluluk üyelerinin gündelik yaşamın döngüsünün dışına çıkmaları için bir fırsat oluşturmuştur. Daha büyük bir birliğin, dört elementin ve beş duyunun üzerine çıkabilmek, günlük yaşam kargaşasından sıyrılıp kendi aynasında kendini, çevresinde ve doğada evreni görebilmesi için kısa duraklar sunmuştur. Sevgi ve bilgeliğin birlikteliği önemsenmiştir. Kadınlarla erkeklerin birlikte katıldıkları Baküs ayinleri, zamanla şekle takılıp özünü fazla koruyamamıştır; sonraları tarih tekerrür etmiş, Roma tarafından büyük bir tehdit olarak görülmüş ve yasadışı ilân edilmiştir. “Bilgeliğin dudakları anlamayan kulaklara kapalıdır.” Kybalion

[email protected] 139

BD EYLÜL 2020

Plastik yiyen tırtıllar, kirliliğe çözüm olabilir mi? En çok kullanılan ve çözünmeyen bir plastik atık olması nedeniyle tüm dünyanın önünde ciddi bir kirlilik sorunu olarak duran polietilen, petek güvesi tırtılı (balmumu kurdu) tarafından biyolojik olarak parçalanabiliyor. Çeviri: DENİZ BENER

T

ıpkı birçok harika keşif ve icatta söz konusu olduğu gibi, tırtılların plastiği yedikleri de kazara bulgulandı. İspanya’daki Cantabria Biyomedikal ve Biyoteknoloji Enstitüsü’nde görev yapan Biyolog Federica Bertocchini, hobi olarak ilgilendiği arı kovanlarına bakarken, balmumu kurdu (ağ kurdu) 140

olarak da bilinen zararlı böcekleri toplamak için polietilen bir poşet kullandı. Bu böcekler bizim “süper kahraman” tırtıllarımız, yani petek güvesi larvalarıydı (Galleria mellonella). Kovanları sararak bal ve balmumu yedikleri bilinen petek güvesi tırtıllarının kısa bir süre

BD EYLÜL 2020

sonra plastik poşette delikler açtıklarını gören Bertocchini, büyük şaşkınlık yaşadı. Bertocchini, hemen Cambridge Üniversitesi’nden Paolo Bombelli ve Christopher Howe ile iletişime geçti: “Poşetteki delikleri görür görmez ‘İşte bu! Bunu hemen araştırmalıyız.’ dedik.” Her ne kadar plastiği biyolojik Biyolog Federica olarak parçalayan Bertocchini başka canlılar olsa tırmacılar, bu tırtılda -ki kısa zaman ların plastik yeme önce bir bakterinin eğilimlerini inceleve un kurtlarının meye başladılar. Bir plastiğe karşı iştahlı İngiliz süpermaroldukları görüldü, ketinden aldıkları hiçbiri petek güvesi plastik poşeti 100 tırtılı kadar açgözlü tırtılın önüne koyan değildi. Petek güvesi tırtıllarının plastik araştırmacılar, 40 Ürettiğimiz, bir kez poşette delikler açmaları biyolog dakika sonra poşetkullandığımız ve fırBertocchini'yi, harekete geçirdi. te delikler açılmaya latıp attığımız plastik başladığını, 12 saat sonra ise poşepoşetlerin olağanüstü miktarda tin 92 miligramlık bir miktarının olduğu göz önüne alındığında, bu eksildiğini gözlemlediler. Daha poşetleri mideye indiren bir şeyin önceki araştırmalarda incelenen olması fikri, araştırmacılara son plastik yiyen bakterinin ise, günde derece ilgi çekici geldi. Yalnızca 0.13 miligramla sınırlı kaldığı göAmerika’da her yıl 102 milyar adet rülmüştü. Araştırma ekibinden Paoplastik poşet kullanılıyor. Dünya lo Bombelli, bu çalışmaları için “Bu genelinde ise bu rakamın yıllık bir bulgu, çöp depolama sahalarında ve trilyon olduğu tahmin ediliyor. Bin okyanuslarımızda biriken polietiyıldan fazla süre boyunca toprağa len plastik atıklardan kurtulmak karışmayacak olan bu plastik atıkiçin önemli bir araç olabilir. Eğer ların en az yüzde 38’lik kısmı, çöp bu kimyasal süreçten bir enzim sahalarına atılıyor. sorumluysa, bu enzimin biyoteknik Bu düşünceden yola çıkan araş141

BD EYLÜL 2020

yöntemlerle büyük miktarlarda üretilmesi de mümkün.” diyor. Bilim insanları, tırtılların plastiğe olan iştahının peteklerin yapısından kaynaklanabileceğini söylüyorlar.

parçalandığını ortaya çıkardık.” diyor. Kurtçukların polietileni, etilen glikole dönüştürdüğünü belirten Bombelli, devam ediyor: “Bu tırtıllar ya tükürük bezlerinde ürettikleri bir şeyle ya da bağırsaklarındaki bir simbiyotik bakteriyle kimyasal bağı parçalıyorlar. Bir sonraki adımımız, bu reaksiyonun moleküler sürecini tanımlamak ve bu işlemden sorumlu enzimi ayrıştırmak olacak.” Araştırmacılar, tırtılların plastiği nasıl biyolojik olarak parçalayabildiğini öğrenmemizin, polietilen kirliliğiyle mücadele edebilmemiz için yol gösterici olabileceğini düşünüyorlar. Çözüm elbette sürülerce tırtılı çöp sahalarımızı eritmeleri için bu bölgelere bırakmak değil. Fakat araştırmacıların tüm bu çabası şunu gösteriyor ki, mum kurdundan ilham alarak ve daha geniş bir perspektifle yapılacak biyoteknolojik çalışmalarla, polietilen kirliliğiyle başa çıkmamız mümkün olabilir. •

Güvelere ve rengârenk kelebeklere dönüşen tırtılların, dünyadaki plastik kirliliği çıkmazına çözüm olabileceği düşünülüyor. Biyolog Bertocchini bu durumu şu sözlerle açıklıyor: “Balmumu da bir çeşit doğal plastiktir, polimerdir ve kimyasal yapısı polietilenden farklı değildir.” Araştırmacılar başta plastiğin çiğneme eylemiyle parçalandığını düşünmüş olsalar da, yaptıkları çalışmalar bunun aksini gösterdi. Paolo Bombelli bu konuda, “Tırtıllar plastiği onun kimyasal yapısını değiştirmeden yemiyorlar. Polietilen plastikteki polimer bağların bizzat mum kurdu tarafından 142

Kaynak: “Caterpillars that eat plastic bags discovered, could lead to pollution solution”, treehugger, Melissa Breyer

BD EYLÜL 2020

Rüştü Onur

Yazan: SABRİ KEMAL

Cumartesi öğleden sonralarının şiir okumaları düzenlenen o geride kalan yılların şairlerinden biri de Rüştü Onur’du kuşkusuz.

1

956 yılında Salah Birsel şiirlerini Rüştü Onur adlı kitabında toplamışsa da 1960 yılında Sabahattin Batur’un derlediği Varlık Yayınları’nın bastığı Yeni Şiirimiz adlı antoloji sayesinde okumuştum kısacık yaşamına sığdırdığı şiirlerini. Kitabın 171. sayfasında görmüştüm kelebek papyonlu fotoğrafını. Garip Şiiri’nin önemli temsilcilerinden biri olan bu şairimizin kısa ve hüzünlü yaşam öyküsünü, 3 Ağustos 1920 günü Zonguldak’ın Devrek ilçesinde doğup 2 Aralık 1942 günü İstanbul’un Beşiktaş semtindeki Şair Nigâr Sokak'ta öldüğünü de sonraki yıllarda öğrendim:

143

BD EYLÜL 2020

Babası köy öğretmeni olan Rüştü Onur, ilkokulu Devrek’te, Kastamonu’da başladığı ortaöğrenimini de Zonguldak Mehmet Çelikel Lisesi’nde sürdürürken yakalandığı verem hastalığı yüzünden 1938 yılında öğrenimine bir yıl ara vermek zorunda kalmış. Öğrenimine devam edemeyip "Maliye Varidat Memur Muavini" olarak Ereğli Kömür İşletmeleri'nde çalışmaya başlamış. Hastalık bırakmamış yakasını. 1941 ve 1942 yıllarında iş ve hastane arasında geçmiş günleri. Yakın arkadaşı şair Muzaffer Tayyip Uslu ile birlikte Mehmet Çelikel Lisesi’nde öğrencisi oldukları Behçet Necatigil ile birlikte Zonguldak’ta çıkan dergi ve gazetelerde şiir ve yazılar yayımlamış.

KUŞLAR GELDİ CENUPTAN Kuşlar geldi cenuptan, Şarkılarımız dalda, Ve dostlarımız yolda Kuşlar geldi Cenuptan. Bitmek üzre yolculuk.. Açtı dalda tomurcuk Ey Allah’a gülen çocuk Kuşlar geldi cenuptan. ***

NOSTALJİ Sen aziz şehrim, Uykusuz yaşadığımı bilmelisin. Bütün işçilerin Saçak altında uyuduğu bir saatte, 144

Yeni İnsanlık, Varlık, Ses, Bağ, Servet-i Fünun, Ocak, Kara Elmas, Yeni Zonguldak, Gündüz ve Değirmen adlı dergilerde yayımlanmış şiir, hikaye ve denemeleri. Dönemin önemli edebiyatçıları; Abdülbaki Gölpınarlı, Oktay Rıfat, Necati Cumalı, Salâh Birsel, Oktay Akbal, Müfide Güzin Anadol ve İbrahim Behçet Kalaycı ile arkadaşlıklar kurmuş. Mediha Sessiz ile evlendiyse de bu evlilik de eşinin ani ölümü nedeniyle ne yazık ki kısa sürmüş. Yılmaz Erdoğan’ın senaryosunu yazıp yönettiği Kelebeğin Rüyası filmi ile yaşam öyküsü geleceğe aktarılan; Rüştü Onur da eşinin ölümünden iki hafta sonra yaşamını yitirip Ortaköy Mezarlığı’nda toprağa verilmiş.

Ben mızıka çalarak geçiyorum sokaktan. Sen aziz şehrim, Ellerim gözlerim kadar benimsin. Ve aziz şehrim, Şu anda seni terk etmem için Her şey tamam. Gemi hazır, yelken fora. Fakat neden, Ölülerim bırakmıyor yakamdan. ***

BAHAR I Bir sabah bütün kuşları Çağırmak için odama Sabahı bekleyeceğim pencerede,

BD EYLÜL 2020

Biliyorum güzel olacak Kuşlarla hasbıhal sabah sabah… II Ve saka kuşuna sesleneceğim Çocukken olduğu gibi Erik ağacından…

Memnuniyetimden; Ve bu çılgınlık delicesine İçimden geliyor. Dilsiz değilim susamam Öyle ölüler gibi Bu güzel dünya ortasında.

III Sabah dönüşünde annem, Bütün kuşları, Odamdabulacak. Ve ben kimbilir o zaman, Nerelerde olacağım? ***

ŞAİR LEYLA SOKAĞI Payıma düşen toprak parçası Senin de payına düşer Ayrılık gayrılık yok Ölüm nefesinde nasıl olsa Amma henüz vakit erken Daha gün Karşı apartmanın balkonunda Dur bakalım hele Ben salata satayım Şair Leyla Sokağı'nda Sen gene koş Bez fabrikasındaki Tezgâhının başına Ölüm içimde Ölüm dışımda Ölüm talihsiz aşımda Ölüm kuru başımda Teselli benim gözyaşımda ***

MEMNUNİYET Benden zarar gelmez Kovanındaki arıya Yuvasındaki kuşa; Ben kendi halimde yaşarım Şapkamın altında. Sebepsiz gülüşüm caddelerde

NEDAMET Tanrım açamadık içimizi Artık buluşmamız mahşere kaldı. Ne yelken ne gemi var limanda Kaçmak bir uzun sefere kaldı. Mercan bir sahildeymiş gemiler Bulmak kasvetli günlere kaldı. ***

İTİRAF Ben, Gülebilmemiz için ağlıyan Ağlıyabilmemiz için gülen adam. Ben bir tarik-i dünya. Hallac-ı Mansur'dan sonra Benim derim yüzülecek Zonguldak'ta Ve gözlerime mil çekilecek. Ben bir tarik-i dünya Ne ev ne bark Ne çoluk çocuk sahibi. Bütün malım mülküm Ellerim ayaklarım Ve gözlerim. Kupkuru bir kuyudayım ki Yusuf'u özlerim. • 145

BD EYLÜL 2020

SAM AMCA (Uncle Sam)

Yazan: YAŞAR ÖZTÜRK

B

James Montgomery Flagg'ın çizdiği, Altında “I Want You for the US Army” (ABD Ordusu İçin Seni istiyorum) yazılı afiş, I. ve II. Dünya Savaşılarında kullanıldı ve 20. yüzyılın en çok bilinen afişi olarak tarihe geçti. 146

ayrakların dışında kimi ülkeler özdeşleştiği simgelerle anımsanır. “Panda Çin, Kanguru Avustralya, Boğa İspanya, Eyfel Kulesi Fransa, Piramitler Mısır, lale Hollanda'nın simgesidir. Sam Amca veya yaygın kullanımıyla Uncle Sam adı geçince herkesin aklına ABD gelir. Sam Amca aslında yaşamış biri. Gerçek Sam Amca 1767 yılında New York’un Troy kentinde doğan et tüccarı Samuel Wilson’dı. Amerika’nın bağımsızlık savaşında orduya yüklü miktarda et bağışında bulundu. Et paketlerinin üstüne U.S. damgası vurdurdu. “United States” sözcüğünün kısaltması olan US, Uncle Sam’ın kısaltması olarak algılandı ve dillendirildi. Basında ressamların, karikatürcülerin diline ve eline düştü. Dört milyonu aşkın afiş her yere asıldı ve sonunda Amerikan yayılmacılığının simgesine dönüştü. Sam Amca giysili insanlar her fırsatta kutlamalarda kullanıldı. 1989'da Sam Amca Günü resmi kutlamalar içine alındı. Gerçek Sam Amca 1854’de öldü.

Neler Olmuyor ki Dünyada

BD EYLÜL 2020

Sezin San Sungunay

Zorlu 1Filipinler’de Karantina Günleri Yeniden Başladı

Filipinler’de Kovid-19 nedeniyle sokağa çıkma kısıtlamaları Haziran ayında kaldırılmıştı. Vaka sayılarının önceki döneme oranla 5 kat artarak 100 bini geçmesi ve hastanelerin tedavi imkânlarını sağlamakta zorlanması yeni önlemleri berabe-

rinde getirdi. Manila ve Luzon Adaları çevresindeki dört vilayette iki hafta boyunca sokağa çıkmak yasaklandı. Milyonlarca kişi yeniden evlerine kapandı. Halk yalnızca zaruri gıda ihtiyaçlarını karşılamak ve egzersiz yapmak için evden çıkabilecek. Toplu taşıma durduruldu ve uçuş seferleri askıya alındı. Restoranlar da yalnızca paket servis için açık olacak.

Dilde Çeviri 28Yapan Mikrofonlu Maske

Japonya’da bir teknoloji şirketi, kişinin sesini yükselterek sosyal 147

BD EYLÜL 2020

mesafenin korunmasına yardımcı olan ve Japoncadan sekiz dilde çeviri yapabilen mikrofonlu bir yüz maskesi geliştirdi. Donut Robotics

lışmaların 44 atık su işlem tesisinde başladığını açıkladı. DEFRA’dan bir sözcü, bilim insanları ile birlikte virüsün genetik maddesine dair parçaların araştırıldığını söyledi. Çevre Bakanı George Eustice de, "Bu araştırmayla yeni salgınların nerede başlayabileceğine dair önceden haberdar olmayı amaçlıyoruz" dedi.

Arap 4Birleşik Emirlikleri adlı teknoloji şirketi tarafından geliştirilen maske, ağız kısmına gelen bölümünde delikler bulunduğu için Kovid-19’a karşı doğrudan koruma sağlamıyor. Plastik ve silikondan yapılmış maske, standart yüz maskesinin üzerine takılıyor. Bluetooth yardımıyla cep telefonu ya da tablete bağlanabilen maske, takan kişinin söylediklerini metin mesajlarına çeviriyor ve bunları seslendiriyor. Şirketin CEO’su Taisuke Ono, "C-mask" adını verdikleri maske için "Arada virüse karşı bölmeler olduğu için marketlerin kasalarında müşterilerin söyledikleri anlaşılmıyor. Bu maske söylediklerinizi yazıya döküyor ve okuyor" dedi.

Sularda 3Atık Kovid-19 Testi İngiltere’deki atık sularda Kovid-19’un tespiti için test yapılmaya başlandı. İngiltere Çevre, Gıda ve Kırsal İşler Bakanlığı (DEFRA), ça148

Mars'a İlk Mekiğini Yolladı

Birleşik Arap Emirlikleri, Mars’a ilk mekiğini yolladı. Bu fırlatma Arap dünyasının ilk gezegenlerarası görevi olarak tarihe geçti. Japonya’daki uzay merkezinden yola çıkan roketin, Mars yolculuğu 7 ay sürecek. ’Umut’ adlı roket, misyonunu Şubat 2021’de tamamlayacak. Birleşik Arap Emirlikleri, Kızıl Gezegen’e keşif yapmak için gönderdiği uzay mekiğini kendi mühendisleriyle tasarladı. Uzaya

ilk astronotunu geçen yıl yollayan BAE, Dubai’de Mars’ı keşfetmeye yardımcı olacak yapay bir bilim şehri kurmayı, 2117’de ise kızıl gezegende ilk yerleşim birimini inşa etmeyi hedefliyor.

Salda 6NASA Gölü'nde

BD EYLÜL 2020

İnceleme Yaptı

Hakkında 5Rusya "Uzay Silahları Testi" İddiası

ABD Uzay Komutanlığı, dünya yörüngesindeki uyduları tahrip etmek için uzay silahları geliştirdiği ve test ettiği iddiasıyla Rusya’yı suçladı. Rusya’nın Cosmos 2543 olarak bilinen uydusunun, dünya yörüngesine yeni bir nesne bıraktığı iddia edildi ve bu nesnenin "uyduları tahribatsız şekilde etkisiz hale getirmek için denemesi yapılan silah" olduğu öne sürüldü. Rusya’nın

2017’de de benzer hamlelerinin olduğu belirtildi ve söz konusu nesnenin yörüngedeki bir Rus uydusunun yakınında serbest bırakıldığı belirtildi. İngiltere de, Rusya’nın uzaya, silah özelliklerine sahip bir nesne gönderdiği iddiasında bulunarak, Rusya’ya testleri derhal durdurması çağrısı yaptı.

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), Atlas V roketiyle Mars’a gönderilen Perseverance (Sebat) adlı keşif aracının fırlatılışından önce projede görev alan bazı araştırmacıların Salda Gölü’nde incelemeler yaptığını duyurdu. NASA Twitter’dan Perseverance’ın inceleme yapacağı kurumuş krater gölüyle Salda Gölü’nün yan yana fotoğraflarını yayımladı. Mesajda "Aralarında dünyalar olsa da Türkiye’deki Salda Gölü ve Jezero Krateri jeolojik benzerliklere sahip. Araştırmacılar, Mars yolculuğundan önce hazırlık için bölgede saha çalışması bile yaptı" denildi.

Sebze 7İtalya'da ve Meyve İsrafını Önleme Adımı

İtalya’da meyve-sebzelerin şekilleri standartlara uymadığı için 149

BD EYLÜL 2020

israf edilmesini önlemek amacıyla bir çevre örgütü ile bir süpermarket zinciri ortak kampanya başlattı. Kampanya kapsamında "mükemmel görünmeyen" meyve sebzeler yüzde 50’ye kadar indirimli satılacak. Ülkenin önde gelen çevre örgütlerinden Legambiente ile ağırlıkla doğal ürünler satan süpermarket zincirinin kampanyası "Doğası böyle" adını taşıyor. Marketin ülke genelindeki yaklaşık 500 şubesinde, bugüne kadar "şekil bozukluğu" yüzünden tarladan raflara ulaşmayan sebze-meyveler düşük fiyatla satışa sunulacak. Legambiente derneği tarafından yapılan açıklamaya göre; İtalya’da her yıl üretim, dağıtım ya da tüketim aşamalarında israf edilen gıda ürünlerinin değeri 12-16 milyar Euro’ya ulaşıyor.

Salgını 8Kovid-19 Kadınların İş Yükünü Artırdı

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) desteğiyle hazırlanan bir araştırma, Türkiye’de 150

Kovid-19 salgının, kadınların iş yükünü artırdığını ortaya koydu. Araştırma, salgın nedeniyle evde kalınan mayıs ayında yapıldı. Anket sonuçları; okulların kapanması, çocuk, yaşlı ve hasta bakım ihtiyaçlarının artması, mal ve hizmetlere erişimde ortaya çıkan zorluklar nedeniyle "hane içi üretim ve bakım" emeğinde eşi görülmemiş bir artış olduğunu gösterdi.

Bu talep artışına cevap veren temel aktör ise kadınlar oldu. Mayıs ayında salgın nedeniyle evde kalma sürecinde gerçekleştirilen ankete göre, salgın döneminde kadınların hem hane içi ücretsiz alanda hem de ücretli çalışma alanında çalışma saatleri ve iş yükü fazlalaştı. Aynı dönemde erkeklerin toplam ortalama günlük iş yükü ise azaldı. • [email protected]

BD EYLÜL 2020

EYLÜL AYI ÇÖZÜMLER SAYFASI

1-(a) Ödeme

6-(a) Mevcut durum

11-(c) Genelge

2-(d) Sakl› yaz›

7-(b) Biçimleme

12-(c) En uygun

3-(b) Takma

8-(b) Bezenti

13-(b) Nüfus

4-(a) fiiflirme haber

9-(d) Denetim pulu

14-(d) T›nlafl›m

5-(c) ‹lgileflim

10-(a) Dönen top

15-(a) Y›ll›k

“Bilginizi Denetleyin”

1-(b) Pesimist 2-(d) Lame 3-(a) Mizanpaj 4-(b) Elazığ

Kare Bulmaca N

A

C

U

R

A

R

A M

İ

K

A M E

H

A

D

İ

A

K

A

İ

A

5-(d) Sporla uğraşanların dayanıklılığını ölçmekte

İ

L

L

İ

M A

T

U

Z

6-(a) Damla

M E

S

E

10-(d) Demir 11-(c) Parafin 12-(a) Silisyum

L

İ

M Y

E

L

İ

İ

R

A

S

A

C

F

R

İ

K

E

S

N

E İ

A

N

S

N

İ

S

A

R

E

N

M A M A

L

E

R

T

Y

S

O N

A

N

A

N O

T

N

F

A

A

L

E M

A

L

A

A

E

Z

O N

E

N

E

Z

E

A

T

A

K

N İ

M

U

F

U

N

T

A

R

N K

F K

A S

A

D

K

A

R

E M

İ

T İ

K

A

S

T

İ

L

E

R

E

K

E

İ

R

A

V

A

L

A

Y

A

N

A G

A

A

İ E

E

T

K

D

A

Z

E A

A M A S A

L N

Ş

V

M A

A

A

T

S

R O R O K

8-(a) Yürüme sistemi 9-(b) Meksika

S A

İ

L

7-(a) Efes

İ S

O A

N

H

R

İ

S

K

C

A

İ

A

A

T

A

N

A

K

A

B

A

N

T

E

L

A

I

İ

151

BD EYLÜL 2020

YARININ BÜYÜKLERİ Gönderi adresi: Sedef Cad. 2446 Ada, 1. Parsel, A Blok, Kat: 3, Da: 16, Ataflehir, 34750 ‹stanbul e-posta: [email protected] (e-posta ile gönderece€iniz fotograflar›n 150 KB’den fazla olmamas›na lütfen özen gösteriniz.)

Nazlısu Önemli, İstanbul

Deniz Okta, Bursa

Ada Barış Varlık, Ankara

Aleyna, Ça€r› ve ‹layda Önemli, ‹stanbul

152

BD EYLÜL 2020

Barış Güney, Bursa

Ada Acartürk, İstanbul

Derin ve Deniz Çatal, Manisa

Kemal Egemen Gedik, Rize

Doğa Kesik, İstanbul

Efe Öztürk, İzmir

Eylül Karaoğlan, Kayseri

Hazal Sayın, Ankara

Arel Doruk Karaa€, Antalya 153

BD EYLÜL 2020

Bulmacan›n çözümü 151. sayfadadır. 154

Bulmaca

BD EYLÜL 2020

Filiz Leloğlu Oskay

SOLDAN SA⁄A:1-‘Balkan …. ……’ (Fotoğrafta görülen ressamımız) 2-Sınır nişanı.-Başka, diğer.-Bir eşyayı asmaya yarayan düzenek. 3-İstanbul’un bir semti.- Yelkeni dolduramayacak kadar hafif rüzgâr. 4-Yerine koyma, yerine kullanma.-Notada durak işareti.-Güney Amerika’da bulunan bir akarsu. 5-‘….. Bara’ (Heykeltıraşımız).-Bir yiyecek türü.-Zayıf, çelimsiz. 6-Yankı, eko.-Bir ilimiz.-Düşüncesizce her işe atılan. 7-Lanet etme, lanetleme.-Konuşma dili.-İşaret, gösterge. 8-Vilayet.-Konusunu denizden alan resim dalı.- Düz arazide veya açık denizde gökle yerin birleşir gibi göründüğü yer. 9-Gemi barınağı-Balık ağlarını su yüzünde tutmaya veya olta sarmaya yarayan parça.-Kiloamperin kısa yazılışı. 10-Kokusuz, suda eriyen, yiyecekleri korumada kullanılan billursu madde.-Eski dilde su.-Korkutma, tehdit etme.-Adale. 11- Farz edelim anlamında bir sözcük.-Balıkesir’in bir ilçesi. 12-Bir tür deniz taşımacılığı.-Kimyada gümüşün simgesi.-Çabuk davranan, çevik. 13-Başıboş köpek.-Asya’da bir başkent. 14-Tokatın bir ilçesi.Derenin iki tarafındaki orman. 15-Avuç içi.- Gölge oyunu gösterisi başlarken çalınan kamış düdük.- Kumaşla astar arasına konularak giysinin dik durmasını sağlayan kolalı bez.. 16-Bir veya iki çalgı için yazılmış, üç veya dört bölümden oluşan müzik eseri.-İridyumun simgesi. 17-Kimyada artı uç.-Valide. 18-Onursal.-Şikar. 19-Dünya.- Bir bestede kullanılabilecek aynı türden sesler kümesi. 20-Çorum’un bir ilçesi.-Taraf.

YUKARIDAN AfiA⁄IYA: 1-‘…. ….. Poyraz’(‘Çamlıca Yolunda’,’Ah O Gönül Hırsızı’ adlı eserlerlerinden de tanıdığımız bestekarımız).-Yogada kullanılan bir oturma biçimi. 2-İri taneli bir bezelye türü.- Şiir ve nesirde söz başlarında ve ortalarında aynı ünsüzün veya aynı hecelerin tekrarlanması.-Bir nota. 3-Çapraz düğmeli, ipek veya sırma işlemeli bir tür kısa yelek.-Sürekli yağan mevsimsel bir yağmur.-Sıtma mikrobu taşıyan sivrisinek. 4-Gırtlak.- Kendini veya başka birini özürlü göstermek için ileri sürülen sebep-Tayin etme. 5-Duman lekesi.-Duyuru.-Az tuzlu bir peynir cinsi.-Briçte sanzatunun kıa yazılışı. 6-Katışıksız,sade.-Tutsak.-Olumsuzluk belirten bir ek.-Sıkıntı verme, üzme.Üzerine yapı yapılmak için ayrılmış yer. 7-İtalya’nın Euro birimine geçmeden önceki para birimi.-Gökyüzü.- Ironi özelliği taşıyan, alaysılı. 8-Gözün renkli bölümünü oluşturan tabaka.-Akışkanların borulardan geçmesini kontrol eden düzenek.- Bir şeyi yakalamak, yetişmek-Dünyanın uydusu. 9-Şan, şöhret.-Benzeyiş, benzeme.- Oturmak için evlerin önüne taş ve çamurdan yapılan set.-Karışık renkli. 10-Giysilerin boyna gelen, boynu çeviren bölümü.-Merkür gezegeninin diğer adı.-Ermenistan’ın başkenti. 11-İsimler listesi.- Deyiş, söyleyiş.-Bir renk. 12-Lantanın simgesi.-Mersin’in bir ilçesi.- Azerbaycan ve Türkmenistan para birimi. 13-Onay verme.- Kabartılarak veya oyularak sert levhalar üzerine yazılan yazı. 14-Şair.-Kesin.- Hile. 15-Ekilmek üzere ayrılmış toprak parçası.-Afrika’da bir ülke.-Örtü, yaşmak. [email protected] 155

Satranç Mustafa Yıldız

PANDEMİ OLİMPİYATI

C

ovid-19 salgınının tüm dünyada etkisini aylardır sürdürmesi nedeniyle FIDE, satranç olimpiyatlarının bu yıl online düzenlenmesi kararını aldı. 24 Temmuz - 30 Ağustos 2020 tarihlerinde chess.com internet oyun tabanında 6 masa üzerinden oluşan ülke takımlarının karşılaştığı ikinci klasman maçlarının D grubunda Türk Satranç Milli Takımı fırtına gibi esti ve 17 puan ile 1. oldu. Rodrigo Vasquez Schroeder (Şili) Dragan Solak (Türkiye) 6.Tur

Eğer önemsenmez ve zamanında önlem alınmazsa merkezde izole piyonun ne denli tehlikeli olacağını gösteren bir konum. 24…d4 Tank geliyor! 25.Ag3 d3 Tehlike büyüyor. 26.f4 Kac8 (Vezir adayını desteklemek amacıyla 26… Kad8 de fena fikir değildi.) 27.Kb1 Kfd8 28.f5?! Fxa2 Beyaz da ‘en iyi savunma saldırıdır’ ilkesince atağa kalkıyor ama artık çok geç. 29.f6 Fxb1 30.Af5 Fc2 31.Va1 Ve6 (31.Ae7+ Vxe7 ilginç ama sonucu değiştirmeye yetmez.) 32.Axg7 Ve2 33.Ff3 Vxf3!! Bu vezir fedası hiç hesapta yoktu. 34.Kxf3 d2 Beyaz terk etti. 0-1 Beyaz, vezirini vermeden siyahın vezir çıkışını önleyemez. Baştan sona çok renkli bir oyun. Nienke van den Brink (Danimarka) - Sıla Çağlar (Türkiye) 1. Tur

Siyah, 18…d6 ile rakibini hata yamaya zorluyor. 19.Axa6? Fxa6 İşte hata yaptırıldı. Beyaz, 19.Ad3 ile geri çekilmeliydi, ancak genç beyinler hep ileriyi düşünür! 20.Fxa6 Vc6 Çifte vuruş ve at veya filden biri sizlere ömür. 21.Ab6 Ab3+! 22.Şb1 Ac5 23.Fxc5 Fxc5 24.Ve2 Vxb6 Bir de mat tehdidi oluştu, b2 karesinde. 25.c3 Ac7 26.Fd3 Fa3 Siyah zayıf karelere yükleniyor. 27.Kh2 Va5! 28.Vc2 Fxb2 29.Vxb2 Vxc3 Beyaz terk etti. 0-1 156

BD EYLÜL 2020

Vahap Şanal (Türkiye) - Simen Agdestein (Norveç) 9. Tur

Siyah, f6 piyonunu hangi taşıyla alsa zararda: 16…Axf6 17.Vxe6+ ve 18. Vxd5, 16…Kxf6 17.Fg5 ile şiş. Siyah’ın oynadığı 3. seçenek belki de en kötüsü. 16… Vxf6 17.Axd5 exd5 18.Vxd7 Vd6 Siyah, bir piyon geride oyun sonuna girmeye razı ama Beyaz, vezirini henüz değiştirmeyi düşünmüyor. 19.Vg4 Ac7 Siyah at, şah kanadını savunmaya gidiyor. 20.Fe3 Ae8 21.Kc1 Af6 22.Vh3 Kab8 23.Kc2 b5 Siyah, vezir kanadında ileriye dönük yaparken Beyaz, c dikeyinde kale bataryası kuruyor. 24.axb5 Kxb5 25.Kfc1 Kb7 Yeniden vezirleri değiştirmek için Siyah, 25…Vd7 oynamalıydı. Bir daha fırsat bulamayabilir. 26.Ae5! Ve7 27.Kc8! Kbb8 28.Kxb8 Kb8 29.Ac6 ve vezir kale çatalı. Siyah terk etti. 1-0 BİR KİTAP

SATRANÇTA BÜYÜK USTALAR MODERN GÖRÜŞLER Richard Ret’inin 1923’te yayımladığı Modern Görüşler ve ölümünden sonra basılan Büyük Ustalar kitaplarının birleştirilmesiyle Türkçe’ye 1983’te çevrilen Satrançta Büyük Ustalar Modern Görüşler, Selim Gürcan tarafından yeniden çevrilip yayımlandı. Güncelliğini yüz yıldır yitirmeyen kitaptan ilginç bir konum: W. Steinitz - J. H. Blackburne, Londra, 1876

27.g6! Vxg6 27…hxg6 hamlesine 28.Vg5 vardır. 28.Fxg7 Vxh6+ Sonuçta beyazlar alet kazanır. 28… Vxg7 hamlesine de 29.Khg1 vardı. 29.Fxh6 ve beyazlar kazanır. (Sayfa 56) [email protected] 157

Bize Gönderilen Kitaplardan

Atatürk’ün Özledi¤i Bilgin Kaz›m Mirflan’› Okurken (Erken-Türklerin ‹nsan, Do¤a, Evren ve Uygarl›k Anlay›fllar›) Necdet Sümer Detay Yay›nc›l›k

1

919’da Çin’de do¤an, babas› ölünce dedesinin K›r›m’dan gemi ile ayak bast›¤› ve topra¤›n› öperek vatan dedi¤i Türkiye’ye yerlefltirdi¤i Kaz›m Mirflan’›n Erken -Türkçe ve Erken Türk tarihi ile ilgili olarak yay›nlad›¤› bütün eserlerinin ele al›nd›¤› bu kitapta flu konulara yer veriliyor: “ErkenTürklerde Bilim; Erken-Türklerde Din; Ak›n›fl Mekani¤i Alt› Yar›q Tïgin’i Okurken; Etrüskler’i Okurken; ErkenTürk Tarihine Genel Bak›fl; ErkenTürkler ve Anadolu; ‹skitler, Sümerler, Yemenliler’i Okurken; Erken-Türklerin Uygarl›k Anlay›fl›.” Kaz›m Mirflan okudu¤u Erken- Türkçe yaz›tlara dayanarak 10.000’li y›llar›n ötesine götürdü¤ü Erken-Türk tarihini tüm ba¤lant›lar›yla bir bütünlük içinde anlat›yor. Muazez ‹lmiye Ç›¤, Haluk 158

Tarcan gibi biliminsanlar›n›n da destek verdi¤i Kaz›m Mirflan Etrüskçenin Erken-Türkçe ve Etrüsklerin bir ErkenTürk halk› oldu¤unu yaz›tlara dayanarak kan›tlan›yor. Bütün tespitlerini kolay okunur bir bütünlük içinde sunan Mirflan’›n Erken-Türklerde bilim, din ve felsefe konular› ayr› bölümler kitapta yer al›rken Erken -Türklerin insan, do¤a, evren ve uygarl›k anlay›fllar› da Kaz›m Mirflan’›n okudu¤u Erken -Türkçe yaz›l› belgelere dayan›larak ve günümüzle karfl›laflt›r›larak okuyucuya sunuluyor. Kaz›m Mirflan’›n di¤er yap›tlar›n› edinmek için telefon numaras›: (0252 377 51 31)

Deliduman Emrah Serbes ‹letiflim Yay›nları

T

aflucu’ndan Yalova’ya göçen bir ailenin çocu¤u olan 1981 do¤umlu Emrah Serbest televizyon ve sinemaya aktar›lan Behzat Ç. adl› yap›t›yla ses getirdi. Türkiye’de polisiye roman türüne farkl› bir soluk getirmekle kalmayan yazar özellikle Gezi olaylar›nda da sessiz kalmayarak yazar›n yazma d›fl›nda da bir sorumlulu¤u oldu¤unu an›msatt›. “Her Temas ‹z B›rak›r” adl› ilk roman›n› izleyen “Son Hafriyat”

BD EYLÜL 2020

ve ilk öykü kitab› “Erken Kaybedenler” ard›ndan Behzat Ç. adl› polisiye dizisinin 10 bölümünün ve Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm filminin senaristli¤ini üstlendi. Yap›tlar›n› yazma h›z› gündem ve günceli k›sa zamanda roman ve öyküye tafl›mas›na olanak veriyor. Yeni roman› da tarihin tozlu raflar›na tafl›nmadan, k›sa süre önce yaflan›lanlar› zay›flayan toplumsal belle¤e an›msat›yor: “On yedi yafl›ndaki Ça¤lar ‹yice konufluyor. K›z kardefli Çi¤dem’i, onu meflhur etme ümitlerini, belediye baflkan› day›s›n›, yak›n arkadafl› Mikrop Cengiz’i, taflra muhabbetlerini, depresyonun efli¤indeki annesini, eski sevgilisini, hiç unutamad›¤› dedesini, hat›rlarken kahretti¤i babas›n› anlat›yor. Deliduman, dermans›z ve güdük bir ilçeden hayk›rmaya bafll›yor.

Psikiyatri Poliklini¤i Muhammet Y›lmaz Gece Kitapl›¤›

K

aradeniz’den Ordu’dan en birbirinden ilginç, üstelik ad› “büyük” yay›nevlerinin yay›mlamad›¤›, görmezden geldi¤i yerli yabanc› as›l okunmas› gereken yap›tlar› okurla buluflturan Gece kitapl›¤› yay›nlar›ndan sürükleyici bir roman. Bedensel bir rahats›zl›¤›m›z oldu¤unda hiç çekin-

meden hastahane, doktor yolunu tutar›z. Ya ak›l ve ruh sa¤l›¤›m›z konusunda bu kadar rahat davran›r m›y›z? Bu yaram›z› saklar›z. Utanç duyar›z. Hâlâ “psikoloji ve psikiyatri” denildi¤inde “deli, t›marhane” sözcüklerini eflanlam› kullanan bir ortamda yaflaman›n dayan›lmaz yükü alt›nda yafl›yoruz. Bir de sahnenin gerisi var. Bu roman farkl› bir pencereden bakmaya ça¤r›: “Beni izliyorsunuz demek. Kahkahalar›n›z›n kayna¤› benim öyle mi? Gak gak gaaak... Gak›na bafllar›m flimdi. Yol da yürümek istemiyorum. Çöp tenekelerini, çöpleri hiçbir fleyi görmek istemiyorum. Tafllar›, duvarlar›, güneflleri, mavilikleri, ›l›k rüzgârlar›, evleri, kald›r›mlar›, asfaltlar›n, yerdeki tozlar› bile görmek istemiyorum. Nas›l, iyi mi böyle? Ördek yürüyüflü de yapay›m m›? ‹sterseniz gülümserim. ‹sterseniz hayaller kurar›m. ‹sterseniz beklentilerim olur. Hatta sevebilirim de yeniden. Anlad›m ki ben sizlerin kahkahalar›n›z için yarat›lm›fl›m. Seçilmifl biriyim ben. Vayyy be...! Müjdeler olsun anneme, babama... Müjdeler olsun beni tan›yan tüm insanlara... Demek ki bu yüzden ölmüyorum, demek ki bu yüzden dayanabiliyorum. Mucizelerim ne acaba? Görünmezlik olabilir mi? Evet kesin görünmüyorum ben. Ne yap›yorum ben ya? ‹syan ediyorsun düpedüz. Tövbe tövbe... Hafla. Hafla ve kella. Benim öfkem ve h›nc›m düzene, çevreye, bofllu¤a...(...) 159

Bir Fotograf Bin Sözcüğe Bedeldir Gönderi: BERİL KANDEMİR, ANTALYA

160

Related Documents